Türk Dili ve Edebiyatının usta kalemlerinden Cenap Şahabattin'den mülhem olarak ’“geçmişe her şeyi söyletebilirsiniz! Zira ölüler itiraz edemezler’” sözleri; bir anlamda günümüzde tarih metodolojisinin ve historiyografinin-(tarih yazıcılığı) sorunlarına yönelik önemli ipuçları sunuyor! Gerçekten de bir tarihçi olmamasına rağmen aslında Cenap Şahabettin'in sarf etmiş olduğu cümleler, sorunun odak noktasını oluşturmaktadır.
Aslında bir sosyal bilim dalı olan tarih; bilimsel bir disiplin içinde değerlendirilmeye çalışıldığı 19. yüzyıldan gününüze kendi içinde ciddi metedolojik sorunlar yaşanmaktır. 19. yüzyıldan itibaren monarşilerin yerine kurulan ulus-devlet modelinin ideolojisi olan milliyetçilik eksenli tarih çalışmalarında amaç, kurulan yeni ulus-devlet modellerine uygun tarihsel argümanlar üretmek üzerine kurgulanmıştı. Nitekim bu dönemin önemli temsilcilerinden ve milliyetçi tarih yazımının baş aktörlerinden Ranke'ye göre tarihin görevi, gelecek çağlara yararı dokunsun diye geçmişi yargılamak ve şimdiki zamanı yönlendirmekti
Bu tür bir tarihçiliğin etkilerinin 20. yüzyıl boyunca devam ettiğini söylemek olasıdır. Ancak tarihçiliğin yalnızca milliyetçilik ideolojisinin etkisi altında yapılabileceğine olan ilk itirazlarda yine 20. yüzyılda ortaya çıkan bazı tarihçilik ekollerinden gelmiştir. Örneğin, 1920'lerde Strazburg Üniversitesi'nden Marc Bloch ile Lucien Febvre, yeni bir tür tarih hareketinin ilk çıkışlarını yaptılar. Onlar, geleneksel tarih yazımına karşı çıkıyorlardı. Sadece siyasal gelişmelerin konu edildiği, devlet ve büyük devlet adamlarının yapıp söylediklerinden ibaret olan bu geleneksel tarih yazıcılığına şiddetle karşı çıkıyorlardı. Düşüncelerini, ’“Anales’” adlı bir dergi etrafında topladılar. Amaçları, daha geniş ve daha insani bir tarihi, bütün insan etkinliklerini kapsayacak ve olayların anlatısından çok, yapıları çözümlemekle uğraşacak bir tarihi ve tarih yazıcılığını egemen kılmaktı.
Evet, tarih 1960'larda ünlü İngiliz tarihçi E.H Carr'ın da belirttiği gibi son tahlilde tarihçi tarafından yazılmaktadır. Tarihi okumak bir anlamda onu anlatanı okumaktır. Geçmiş, tarihçi tarafından inşa edilir. Bu inşa sürecinde tarihçinin bilgi birikimi, yeni epistemolojisi, ideolojisi, dünya görüşü çok önemlidir. Bir tarihçi, ele aldığı araştırma konusunu seçerken dahi bu etkileşimlerden kaçamaz. Geçmişin olay ve olgularına ilişkin tarihsel bir metin oluşturulurken ideolojiler, dünya görüşleri, epistemolojiler ister istemez devreye girer. Tarihçi bunların etkisiyle bir seçim yapar. Geçmişe ilişkin sorduğu soruları bu etkileşimler belirler. Bu yüzden de, objektif bir tarih yazımı, bu sübjektif etkileşimler nedeniyle çok mümkün değildir. Tarihçi sürekli olarak bu sübjektif etkileşimlerin ağırlığı altında bir tarihsel metin oluşturur. Bu nedenle, günümüzde bir olay ya da olguya ilişkin bir çok açıklama birlikte resmedilir. Bunlardan hangisinin objektif veya nesnel olduğu, o metni okuyanla metni oluşturan arasındaki ideolojik paralellikte gizlidir. Metni yazanla okuyan arasında ideolojik olarak bir yakınlık varsa, okuyan için en objektif tarih o'dur.
Değerli Egedesonsöz okurları ; tarih metodolojisinin alanına giren bunca uzun bir girişi burada yapmamın temel nedeni ülkemizde son günlerde özellikle yakın tarih okumalarında ve söylemlerinde ortaya çıkan tartışmalara bir nebze olsun katkı koymaktır. Örneğin geçenlerde Atatürk’’ün Bursa Nutku’’na ilişkin tartışmalar yeniden alevlendi. Kimi çevreler bu nutkun Atatürk’’e ait olmadığını iddia ettiler. Hatta işi o kerteye vardırdılar ki söz konusu nutuk güya Sovyet lideri Stalin tarafından söylenmiş’…
Atatürk’’ün Bursa’’da erken cumhuriyet döneminde cumhuriyet rejimini ortadan kaldırmak isteyenlere karşı Türk gençliğini her türlü zor koşul altında cumhuriyeti ve değerlerini korumaya davet eden sözleri üzerinde spekülasyonlar bu günde devam ediyor. Bugün sizlerle bu konuya ait önemli bir belgeyi ilk kez paylaşacağım. Evet bu nutuk okunmuştur. Hem de Atatürk tarafından Bursa’’da söylendikten sonra ilk kez İzmir’’de okunmuştur. Nerede okunmuştur biliyormusunuz.?Bursa Nutku’’nun Atatürk tarafından söylenmediğini , sahte olduğunu iddia eden muhafazakar çevrelerin tarihsel olay ve olguları bütünüyle çarpıtma faaliyetlerine tirajikomik bir şekilde cevap verircesine 1949 yılı Demokrat Parti ;İzmir İl Kongresi’’nde okunmuştur’…
!949 yılı Temmuz ayında toplanan Demokrat Parti İzmir İl Kongresi’’nde Demokrat Parti İlçe İdare Kurulu’’ndan Şeref Balkanlı tarafından okunan nutuk, salonu dolduran Demokrat Partililer tarafından dakikalarca ayakta alkışlanmıştır.Atatürk’’ün Bursa nutku, Şeref Balkanlı’’ya bizatihi Celal Bayar tarafından verilmiş ve kongrede okunması talep edilmiştir.Dönemin İzmir gazeteleri başta Demokrat İzmir olmak üzere bu gelişmeyi 22 Temmuz 1949 Cuma günü okuyucularına geniş puntolarla duyurmuştu.İşin ilgin tarafı o yıllarda hiç kimse bu nutkun sahteliği ya da Atatürk’’e ait olup olmadığını sorgulamamıştı.
Yıllar içerisinde Türkiye; soğuk savaş’’ın ağırlığını bütünüyle üzerinde hissetmeye başlayınca Bursa Nutku üzerinde tartışmalar yoğunlaştı. Bursa Nutku ile ilgili bir yığın mahkeme açıldı. Bursa nutkuna gönderme yapanlar adli tahkikatlardan geçirildi.Neyse soğuk savaş güya bitti derken bu olayda benim ilgimi çeken en önemli şey; şimdi memlekette ’“ileri demokrasi’” kuracağını söyleyenlerin başları her sıkıştığında yeniden soğuk savaş dönemi argümanlarına dönmeleridir.Dönemin belgeleri bu kadar açık ve sarihken üstelik Demokrat Parti dahi bu nutku il kongrelerinde kullanmış iken bu itiraz neden?Nedeni gayet basit:soğuk savaş devam ediyor’….

(Demokrat İzmir, 22 temmuz 1949)