YENİ Parti’nin kuruluşu sonrasında Genel Başkan Özgür Özel’in ilk meclis grup toplantısında Türkiye'deki geleneksel parti örgütlenmesini sorgulayan ve yerine üyeleri merkeze alan yeni bir örgütlenme modeli önerisini sundu.

Üyelerin il ve ilçe başkanları ile genel başkanı oylayarak belirleyeceği yeni sistemi yorumlayan yazar Ali Sabuktay, ilçe başkanlığı merkezli yapıdan üye meclislerine, delegelik sisteminin etkisinin azaltılmasından mahalle meclislerine, dönem sınırlamasından hesap veren liderliğe kadar uzanan yaklaşımı yorumladı.

Ali Sabuktay-2

Güncel önemi sebebiyle Ali Sabuktay’ın makalesini okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Özgür Özel’in Yeni Parti Genel Başkanı olarak yaptığı ilk grup konuşması, yeni bir partinin Meclis’teki ilk siyasal mesajı olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Konuşmanın dikkat çekici yanı; iktidara yönelik eleştirilerden veya güncel siyasi polemiklerden çok, Yeni Parti’nin nasıl örgütleneceğine, üyeleriyle nasıl bir ilişki kuracağına ve siyaseti hangi anlayışla yapacağına ilişkin söyledikleriydi.

Özel, Yeni Parti’yi yalnızca CHP’den ayrılan milletvekillerinin oluşturduğu yeni bir örgüt olarak değil, eski parti biçimlerinden farklı bir siyasal modelin başlangıcı olarak tarif ediyor. Konuşmanın merkezinde siyasetin; dar yönetici kadroların, ilçe başkanlarının, delegelerin ve uzun yıllar aynı makamları paylaşan siyasetçilerin alanı olmaktan çıkarılması düşüncesi var.

“Yeni Parti tavanda değil, tabanda kurulmuştur. Millete rağmen değil, milletle kurulmuştur” sözleri, bu iddianın özeti.

Ancak aynı cümle, partinin önündeki en büyük sınavı da içinde taşıyor.

Yeni Parti’nin hukuki ve teknik kuruluşu milletvekilleri tarafından gerçekleştirildi. Parti, CHP’den ayrılan 91 milletvekiliyle Meclis’te kuruldu ve daha ilk gününde ana muhalefet konumuna yükseldi. Özel ise teknik kuruluşla siyasal kuruluş arasında bilinçli bir ayrım yapıyor:

“Yeni Parti’nin teknik kuruluşu bizler tarafından tamamlandı. Siyasi kuruluşu yaklaşık önümüzdeki üç aylık sürede milletimizle gerçekleşecektir.”

Bu ayrım önemli. Özel, partinin hukuki varlığının Meclis’te kurulduğunu, fakat gerçek siyasal varlığının köylerden, beldelerden ve ilçelerden başlayarak toplumun katılımıyla oluşacağını söylüyor. Yeni katılacak yurttaşları yalnızca üye olarak değil, “partinin sahibi ve kurucuları” olarak kabul edeceğini de vurguluyor.

Burada yeni bir meşruiyet arayışı var. Yeni Parti, sadece parlamentodaki sandalye sayısına veya eski CHP kadrolarının ağırlığına dayanmak istemiyor; toplumsal katılımla yeniden kurulmayı da hedefliyor.

Fakat bu hedef henüz gerçekleşmiş bir durum değil; önümüzdeki döneme ilişkin bir vaat. Yeni Parti’nin gerçekten tabanda kurulup kurulmadığını, kaç kişinin üye olduğu değil, bu üyelerin partinin kararları üzerinde ne kadar etkili olduğu gösterecek.

Parti, milletvekillerinin kurduğu bir yapıya yurttaşların katılmasıyla mı büyüyecek, yoksa yurttaşların gerçekten kurucu ve karar verici özne olduğu yeni bir siyasal hareket mi olacak?

İkisi aynı şey değil.

H Nc Hv No X A A Arm Hg

ÜYELİKLER YENİDEN TANIMLANIYOR

Özel’in konuşmasındaki en önemli önerilerden biri, parti üyeliğine yüklediği yeni anlamdı:

“Yeni Parti üyeliği siyasi karar süreçlerine dahil olmak ve hesap sorabilmek üzerine kuruludur.”

Türkiye’de siyasi partilerde üyelik çoğu zaman seçim dönemlerinde çalışmak, mitinglere katılmak, adayların kampanyasını yürütmek veya parti yönetiminin aldığı kararları uygulamak anlamına geliyor. Üyeler geniş bir insan kaynağı oluşturuyor; fakat karar alma gücü çoğu zaman dar yönetici çevrelerde, parti başkanlarında ve delege yapılarında toplanıyor.

Özel’in önerdiği modelde ise üye, yalnızca parti adına çalışan veya seçimde oy toplayan kişi değil; siyasetin öznesi olacak. Karar süreçlerine katılacak, yöneticilerden hesap sorabilecek ve parti politikalarının oluşumunda rol üstlenecek.

Konuşmadaki şu ifade de eski parti hiyerarşilerine açık bir itiraz taşıyor:

“Bu örgütlenme modelinin asli unsuru, Yeni Parti’nin eskisi olmayan, her biri bir diğeri kadar kıdemli, herkesin birbirine eşit yepyeni üyeleridir.”

Burada yeni üyelerin partiye katılmasından öte siyasal kıdem anlayışının sorgulanması hedefleniyor. Yıllardır örgütte bulunmanın, belirli çevrelere yakın olmanın veya geçmişten gelen ilişkilerin otomatik bir iktidar alanı yaratmasına karşı bir eşitlik iddiası ortaya konuyor.

Bu yaklaşım, Yeni Parti’nin yalnızca eski partiden ayrılmak değil, eski parti kültüründen de uzaklaşmak istediğini gösteriyor.

Ancak eşitlik ile deneyim arasında kurulması gereken denge de önemli. Eski hiyerarşilerin ortadan kaldırılması gerekli olabilir; fakat siyasal deneyimin, örgütsel hafızanın ve yıllarca verilen emeğin değersizleştirilmesi de doğru olmaz. Yeni Parti’nin başarısı, kıdemi ayrıcalığa dönüştürmeden deneyimi değerlendirebilmesine bağlı olacak.

H Nc Hv No W I A A Jzl6

İLÇE BAŞKANINDAN İLÇE MECLİSİNE

Konuşmanın en somut ve en iddialı bölümü, örgüt yapısına ilişkin önerilerdi. Özel, “eski nesil örgütlenme anlayışını kökten değiştirecek bir adım” attıklarını söyledi ve temel siyaset organının artık ilçe başkanı ile ilçe yönetim kurulu olmayacağını açıkladı:

“Temel siyaset organı artık ilçe yönetim kurulu ve başkanı değil, üyelerin oluşturduğu ilçe meclisleridir.”

Bu, Türkiye’deki geleneksel parti örgütlenmesine doğrudan bir müdahale anlamına geliyor. Bugünkü yapıda ilçe başkanları ve yönetimleri çoğu zaman örgütün gerçek güç merkezleri olarak çalışıyor. Üyeler geniş bir taban oluşturuyor; ancak kararlar yönetim kurullarında, başkanlarda ve onların çevresinde şekilleniyor.

Yeni Parti ise ilçe meclislerini temel siyasal organ haline getirmeyi hedefliyor. İl ve ilçe başkanlarının bu meclisler tarafından doğrudan seçileceği belirtiliyor. Delegelik bütünüyle kaldırılmıyor; Siyasi Partiler Kanunu’nun gerektirdiği teknik bir mekanizma olarak korunuyor. Fakat delegelerin parti içi siyasetin asıl güç merkezi olmaktan çıkarılması amaçlanıyor.

Özel’in şu sözleri, bu değişimin hangi soruna karşı önerildiğini açıkça gösteriyor:

“Parti içi iktidar hedefi nedeniyle partiyi iktidardan uzaklaştıran eski nesil örgütlenme biçimini terk ediyoruz.”

Bu cümle, parti içindeki makam mücadelelerinin, kongre hesaplarının ve delege dengelerinin zamanla ülke siyasetiyle ilgili hedeflerin önüne geçtiği düşüncesini yansıtıyor. Örgüt, toplumu değiştirmek ve iktidara yürümek için kurulmuş bir araç olmaktan çıkıp kendi içindeki iktidar mücadelelerinin alanına dönüşebiliyor.

Yeni Parti’nin önerisi, parti içi iktidarın yerine toplumsal iktidar hedefini koymak istiyor.

Fakat belirleyici olan, meclislerin yalnızca kurulması değil, gerçek yetkiye sahip olmasıdır. İlçe meclisleri karar alabilecek mi? Parti yöneticileri bu kararları uygulamakla yükümlü olacak mı? Merkez yönetimiyle yerel örgütler arasında anlaşmazlık çıktığında son sözü kim söyleyecek?

Eğer meclisler yalnızca üyelerin konuştuğu, yöneticilerin ise kararları başka yerde aldığı danışma toplantılarına dönüşürse, yeni model eski yapının farklı adlarla sürdürülmesinden öteye geçemeyecek. Buna karşılık meclisler gerçek karar ve denetim yetkisine sahip olursa, Türkiye’de parti içi demokrasi açısından önemli bir yenilik ortaya çıkacak.

H Oqb Z M W Q A Aw Q4D

SİYASETİ MAHALLEYE TAŞIMAK

Özel, üye sayısı ve olanakları uygun olan mahallelerde mahalle meclisleri kurulacağını da söyledi. Bu öneri, siyasetin il ve ilçe merkezlerinden daha aşağıya, yurttaşların gündelik hayatına taşınması anlamına geliyor.

KESK binlerce imzayı Bakanlığa teslim etti: "Yüzde 35 ek zam istiyoruz"
KESK binlerce imzayı Bakanlığa teslim etti: "Yüzde 35 ek zam istiyoruz"
İçeriği Görüntüle

Mahalle meclisleri doğru kurulursa siyaset yalnızca seçim dönemlerinde görünür hale gelen bir faaliyet olmaktan çıkabilir. Ulaşım, barınma, işsizlik, emekli yoksulluğu, eğitim, çevre ve yerel hizmetler gibi sorunlar, insanların yaşadıkları yerde tartışılabilir.

Özel, işçilerin, emeklilerin, iş insanlarının, sivil toplumun, akademi dünyasının, kadınların ve gençlerin politika üreteceği zeminin il ve ilçe meclisleri olacağını söylüyor. Böylece toplumsal kesimler yalnızca partinin temsil ettiği gruplar değil, doğrudan politika üretimine katılan aktörler olarak düşünülüyor.

Bu yaklaşım, partiyi toplum adına konuşan bir yapı olmaktan çıkarıp toplumun kendi sorunlarını siyasallaştırdığı bir zemine dönüştürme iddiası taşıyor.

Ancak mahalle meclislerinin de kapalı parti çevrelerine dönüşme riski de var. Eğer örgüt içindeki belirli grupların etkili olduğu yapılar haline gelirlerse, mevcut ilçe örgütlerinin daha küçük ölçekte yeniden üretilmesiyle sonuçlanabilir. Bu nedenle meclislerin ne kadar açık, çoğulcu ve erişilebilir olacağı önem taşıyor.

LİDERLİK DE SINIRLANDIRILIYOR

Özel’in konuşmasında dikkat çeken bir başka başlık, görev sürelerine ilişkin önerisiydi:

“Yeni partimiz siyasetin sanki bir meslek gibi yıllarca yapıldığı, makamların, mevkilerin tekrar edildiği bir yer olmayacak. Her makamda dönem sınırı uygulanacak. Yönetici makamlarda üç dönem olarak uygulanacak.”

Bu öneri, siyasi makamların zamanla kişilere ait hale gelmesine karşı bir önlem olarak değerlendirilebilir. Uzun yıllar aynı görevde kalan yöneticiler yalnızca deneyim biriktirmiyor; aynı zamanda güçlü ilişkiler, bağlılık ağları ve kalıcı örgütsel etkiler oluşturuyor. Bu durum yeni insanların siyasete katılmasını zorlaştırırken parti içi yenilenmeyi de sınırlıyor.

Üç dönem sınırı, yöneticilerin değişmesini ve yeni kadroların önünün açılmasını hedefliyor. Ancak bu kuralın ayrıntıları henüz net değil. Bir görevde üç dönem kalan kişi başka bir göreve geçebilecek mi? Farklı makamlar arasında geçiş yaparak dönem sınırı aşılabilecek mi?

İlke önemli; fakat kuralların uygulanma biçimi de en az ilkenin kendisi kadar belirleyici.

Özel, genel başkanlık konusunda kendisi için de bir sınır koydu:

“İster yerel ister genel, girdiğim seçimden parti iktidar çıkmadıysa ertesi gün kurultay topluyorum ve aday olmuyorum.”

Bu söz, liderliği yalnızca yetki değil, sonuç karşısında sorumluluk olarak da tanımlıyor. Seçim kaybedildiğinde sorumluluğun başka aktörlere veya dış koşullara yüklenmesi yerine, genel başkanın siyasi bedel üstlenmesi gerektiğini savunuyor.

Özel’in kendi yetkisini sınırlandıran bu taahhüdü, konuşmanın güçlü bölümlerinden biri. Ancak bunun kişisel bir söz olarak mı kalacağı, yoksa tüzüğe yerleştirilmiş kurumsal bir güvenceye mi dönüşeceği de önemli. Bir liderin sözü ile liderlerden bağımsız olarak işleyen bir kural aynı şey değildir.

H M99J1 R Wo A Aq P Y4

FARKLILIKLARIN ORTAK PARTİSİ

Özel, Yeni Parti’yi yalnızca CHP'lilerin değil, farklı siyasal geleneklerin ortak zemini olarak da tarif etti:

“Birbirimize benzeyenlerin değil, farklılıklarını koruyanların ortak gelecek inşa etmek isteyen bütün demokratların yeni partisidir.”

Ardından milliyetçileri, muhafazakârları, sosyalistleri, liberalleri ve Kürt demokratları Yeni Parti’ye davet etti.

Bu yaklaşım, partinin “Türkiye Partisi” olma iddiasının toplumsal çerçevesini oluşturuyor. Ortaklığın herkesin birbirine benzemesiyle değil, farklılıkların korunarak ortak bir gelecek kurulmasıyla mümkün olacağı savunuluyor.

Ancak geniş toplumsal kesimlere açılmak ile siyasal belirsizlik arasında ince bir çizgi bulunuyor. Farklı gelenekleri aynı çatı altında buluşturmak mümkündür; fakat bunun için ortak ilkelerin açık olması gerekir. Demokrasi, hukuk devleti, sosyal adalet, özgürlükler ve ekonomik eşitlik gibi temel alanlarda güçlü bir ortak çerçeve kurulmazsa, herkese açık olma iddiası zamanla belirsizliğe dönüşebilir.

Farklılıkların korunması, ortak ilkelerin belirsizleşmesi anlamına gelmemeli.

SÖYLEMDEN GERÇEĞE GEÇME SINAVI

Özgür Özel’in ilk grup konuşması, Yeni Parti’nin iktidarı değiştirmek kadar siyasetin yapılış biçimini de değiştirmeyi hedeflediğini gösteriyor.

Üye sadece çalışan değil, karar veren ve hesap soran bir özne olacak. İlçe başkanı merkezli yapı yerine üye meclisleri öne çıkacak. Delegelik teknik bir mekanizmaya indirgenecek. İl ve ilçe başkanları meclisler tarafından seçilecek. Mahallelerden başlayarak siyasetin topluma yayılması hedeflenecek. Yönetici görevlerine dönem sınırı getirilecek. Genel başkanlık, seçim başarısı karşısında hesap veren bir sorumluluk makamı olarak tanımlanacak.

Bunların tümü, Türkiye’deki geleneksel parti modeline karşı ciddi bir değişim iddiası taşıyor.

Yeni Parti’nin önündeki asıl mesele, bu ilkeleri kurumsallaştırmak olacak. Parti içi demokrasi yalnızca geniş katılımlı toplantılar yapmakla kurulmaz. Üyelerin kararları etkileyebilmesi, yöneticilerin hesap vermesi, aday belirleme süreçlerinin şeffaf olması ve merkez yönetiminin yetkilerinin sınırlandırılması gerekir.

Özel, yurttaşları “siyaseti tavanın elinden almaya” çağırıyor. Bu çağrı, Yeni Parti’nin en güçlü iddiası olduğu kadar en büyük sınavıdır.

Çünkü siyaseti tavandan almak, insanlara gerçek söz, yetki ve karar hakkı vermektir.

Yeni Parti bunu başarabilirse, yalnızca CHP’den ayrılmış yeni bir siyasi örgüt olarak kalmayacak; Türkiye’de partilerin üyeleriyle ve toplumla kurduğu ilişkiyi değiştiren yeni bir model ortaya koyacaktır.

Başaramazsa, “yeni” sözcüğü partinin adında kalacak, eski siyaset, yeni bir örgütsel çatı altında devam edecektir.