Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok önemli bir devlettir. Türkiye’’yi önemli yapan sadece jeopolitik konumu değildir. Bu ülkeyi farklı yapan, 700 yıllık bir ’“DEVLET GELENEĞİ’” ile Atatürk’’ün önderliğinde 1923’’ten sonra gerçekleştirdiği reformların yarattığı sentezdir. Bu sentez onun önünü açan, onu 21. yüzyıla taşıyacak güçtür.’¶
Dünya sanayi toplumundan, bilgi toplumuna geçişi yaşarken, bu değişimin bir sonucu olarak yeni bir dünya düzeni olan ’“küreselleşme’” sürecine de girmiş bulunmaktadır.
Ulus Devlet yapıları bu küreselleşme süreci içinde, artık ülke ekonomilerini doğrudan kontrol etme gücüne sahip olmadıkları için, daha farklı işlevler yüklenerek, dünya ekonomisini tanzim etmek için uluslar arası işbirliği sistemlerine yönelmektedirler.
Dünyada küreselleşme-ye tepki olarak yerel yönetimlerin güçlenmesi gündeme gelmektedir. Ancak yine de Ulus Devletlerin veya Ulus Devletlerin oluşturduğu ’“Supranasyonal Birliklerin’” ekonomik çıkar ve ona paralel siyasi güç mücadelelerinde önemli bir değişiklik olmayacaktır.
21. yüzyılda Türkiye, bir an evvel yeniden yapılanmasını gerçekleştirerek, küresel ekonominin getirdiği yeni şartlara uygun olarak gelişmek zorundadır. Bu gelişim sürecinde de kendi çıkarlarını, bulunduğu bölgedeki güç mücadelelerine rağmen korumayı öğrenmek ve doğru politikalar uygulayarak, geçmişte olduğu gibi mücadele eden tarafların arenası haline gelmekten kurtulması lazımdır.
Hükümet Aklını Başına Almalı!
Öncelikle, Başbakan Demokrasi’’yi hazmetmeli. İlk seçimde iktidardan gideceğini kabullenmeli. Seçimle gelen, seçimle gider. Temel kural budur.
Seçimle geldiğin yerde, daha fazla kalmak için demokrasinin kurallarını zorlamak, devlet olanaklarını yasalara aykırı olarak kullanmak, halkının bir kısmına tuzak kurmak, sonucu geciktirebilir ama asla değiştiremez.
Kaderi zorlamak size itibar kazandırmaz, aksine kaybettirir.
Başbakan üslubuna çok dikkat etmelidir.
Türkiye, içinden 36 ülke çıkan bir imparatorluğun bu günkü milli devletidir. Başbakan ’“BİRLEŞTİRİCİ’” olmalıdır. Hassasiyetleri kaşıyan bir Başbakan ülkede çıkabilecek olaylardan, tarih ve yasalar önünde birinci derecede sorumludur.
Kendisine önerim, özellikle etnik ve tarihsel konularda, yanındaki ’“Kürtçü danışmanları’” dinlememesidir. Bu konularda konuşacağı zaman, yapması gereken, Türk Tarih Kurumu’’na ve üniversitelerimizin tarih kürsülerine müracaat etmesi ve onların yazdıklarını okumasıdır.
Muhalefet Partileri Akıllarını Başlarına Almalıdır!
En çok bağıran ve en sert konuşmayı yapan, en haklı değildir. Cumhuriyetin temel değerlerine açıkça karşı olan, Anayasa Mahkemesi tarafından, laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu için mahkûm olan tarikatlar ittifakı bir siyasi partiye karşı muhalefetin zorluğu ortadadır. Ama buna rağmen ülkede tansiyonu yükseltecek konuşmalardan kaçınmalıdır. Bu coğrafyada İslam- Kürt Cumhuriyeti kurmak isteyenlere ve onların yayın organlarına fırsat verilmemelidir.
Basın Aklını Başına Almalıdır!
Yalnız habercilik ve reyting uğruna, ülkemizi zora düşürebilecek haberleri incelemeden yayımlamak, taraflı yayın yapmak doğru değildir.
Hemen hemen tüm medyada, tüm programlarda görüşleri belli, beslendikleri kaynakları belirsiz 15- 20 kişi artık milleti çıldırtma noktasına getirdiler. Milli hassasiyetlerimize devamlı hakaret eden bu kişilerin gerçek yüzleri çok yakında ortaya çıkacaktır.
Fakat ey medya yöneticileri, bu ülkede, dünyanın itibar ettiği tarihçileri, siyaset bilimcileri, bilim insanları var.
Neden bunları davet edip millete doğruyu göstermezsiniz?
Her şeyi bilen, ama vatan sevgisini bilmeyen bu fitne ve fesat adamlarından bıktı bu millet, anladınız mı?
Millet Olarak Aklımızı Başımıza Almalıyız!
Her milletin geçmişinde yaşanmış acı, üzücü olaylar vardır. Bunlardan ders alıp, aynı hataya düşmememiz gerekir. Tarihimizle yüzleşirken, bölücülere ve dıştan beslenen hainlere fırsat vermemeliyiz.
Ayrıca, Milli konularda beraber olduğumuz Kürt kökenli vatandaşlarımız, bölücü örgüte ve her biri toprak ağası olan ve bölge insanını yıllardır sömüren DTP yöneticilerine asla yüz vermemelidirler. Onlardan, ’“Toprak Reformu’”, ’“Kadınlara Eşitlik’”, ’“Tek Eşlilik’”, ’“13’–14 yaşında evliliğe karşı olmak’”, ’“Uyuşturucu Kaçakçılığına karşı çıkmak’” gibi konularda AÇILIM isteyin.
Bütün bunların tek anahtarı, milli birlik ve beraberliktir.
Önümüzdeki yeni dönemde, Türkiye yeniden yapılanmasını sağlayacak yeni anayasal sistemini toplumsal bir uzlaşma içinde gerçekleştirecektir.
Gerçek anlamda demokratikleşme ve demokratik açılımlar, demokrasiye inanmış gerçek demokratlar tarafından milletle birlikte yapılacaktır.
Çakma demokratlarla açılım yapılamaz.