Bir süredir İzmir'de Büyükşehir ve İlçe Belediyeleri arasındaki sıkıntılı sürecin, seçim sonrası CHP'yi memnun etmeyen sonuçları nedeniyle'Mahşerin Atlıları', 'Mangalcılar', 'Balıkçılar', bürokrat tartışmaları, Salihli Toplantısı gibi haberlerle gündem oluşturmaya devam ettiği şu günlerde tüm olup bitenin toplu bir fotoğrafı nasıl ortaya konur derken bu aşağıdaki yazı ortaya çıktı.
Öncelikle yeniden okurlarla buluştuğum için yaşadığım memnuniyeti ve bana bu olanağı sağlayan Ege'de Son Söz e olan teşekkür borcumu ifade etmek isterim.
Biraz gerilere giderek, geçmişteki kimi ayrıntıları hatırlamak daha sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum. Sayın Kocaoğlu ilk döneminde halk tarafından seçilerek gelmemişti. Uyum süreci diyebileceğimiz başlangıç dönemindeki ortaya koyduğu kimi uygulamalarla eleştirilere de muhatap olmuştu. Ancak yine bu dönemde biten kimi önemli projeler, ve dürüst başkan imajına leke düşürmeyen kişiliği ile halkın sempatisini kazanmayı başardı. Hatırlarsanız kuraklıktan kavrulurken, barajların dibi görünmüşken, tam da yerel seçim seçim öncesi Ak Parti tarafından da körüklenmeye çalışılan bir 'Arsenik Krizi' çıkmıştı. Tüm ülkede bu sorunlar yaşanırken (Ankara'nın Kızılırmak suyuna muhtaç kalışı ve orada yaşanan süreç hafızlardan silindi sanırım) Aziz Başkan, Temmuz sıcağında İzsu İstasyonlarında saatlerce, günlerce bekleyen vatandaşlarının hoşgörüsünü kazanabilmişti.
A.Adnan Saygun Sanat Merkezi, Havagazı Fabrikası, Agora, Doğal Yaşam Parkı önemli vizyon projelerdi. Seçilerek gelmeyen ve ilk başlarda deneyimine kaygı ile bakılan Aziz Başkan oturduğu koltukta ezilmemiş halkın gözünde hakkını verebilmişti. Bitemeyen metro çalışmaları da aynı sempatinin hoşgörüsü içinde kalmıştı. Tüm bunlara rağmen yerel seçimler yaklaşırken Aziz Başkan'ın adaylığı, bir yandan CHP İl Başkanlığı'nca diğer yandan Genel Merkez'ce o kadar zora sokulmuştu ki o koltuğa kimlerin adı geçmemişti. Günahıyla sevabıyla arkasında büyük bir halk desteği olduğu görülen Aziz Başkan'ın adaylığına kimse engel olamamıştı. Buna bir de genel anlamda bir AkParti karşıtlığı eklenince yerel seçimler herkesin malumu olduğu şekilde sonuçlandı. Kemalpaşa 'da dahi CHP nin kazanmasıyla başka ilçelerdeki sonuçlara sürpriz demek doğru değildi.
Bu uzun başlangıcın özeti: İlçe belediye başkanları, onun-bunun adamı, partili geçmişleri, aday oluş şekilleri v.s tartışmaları içinde -kendi payları dışında- bir CHP ve Kocaoğlu rüzgarını da oldukça etkili ve belirleyici biçimde arkalarına alarak koltuklarına oturdular.
İşte asıl iş şimdi başlamıştı ama yerel seçim sonrası koltuğa oturan ilçe belediye başkanları adlarından ilk söz ettirdikleri günlerde pek çok olumsuz eleştiriye konu oldular. Halkın taleplerini karşılamaktan uzak sorunlu imajlarını düzeltmeye çalışırken de kendi kendilerince bir özeleştiri yapıp düşünmek yerine ya bir bahane ürettiler ya bir günah keçisi aradılar. Hala kadrolarını oturtamamış belediyeler var. Yerel yönetimlerin 12 Haziran seçimlerine nasıl etki edeceği aylar öncesinden belliydi aslında.
Ya Aziz Başkan, O'nun da ikinci döneminin parlak başladığı ve yürüdüğü söylenemezdi. Hükümetin Ankara ve İstanbul Büyükşehirlerine gösterdiği olumlu yaklaşımın İzmir'de nasıl tersine döndürüldüğünü halkına iyi ifade etmedi. Yumuşak başlı uyumlu tarafı hükümet kanadına olurken keskin ve sert tarafını – pek çok ilçe belediye başkanının da yaptığı gibi - kendi yandaşlarına gösterdi.
Metro ayağına dolaşırken, İzban'ı hükümetin ekmeğine yağ etti. İlk döneminde tamamlanan o muhteşem projeleri ve Kadifekale'deki gelinen ve çok önemli düzeyi bile bence sadece Bayraklı'da sözüm ona oluşacak 'Manhattan' yanlışı dahi tek başına alıp götürmeye yetiyor.
Hükümetin baskıları, KİK engelleri, yanlış kararlar, kimi bürokratların yanlışları ve tutumları, istihdam politikaları, v.s. Aziz Başkan'ı sorumluluktan kurtarmaya yetmediği gibi İlçe Belediye Başkanları na da bulunmaz mazeret kozu vermeye yetmişti. Zaten Büyükşehir sınırları içindeki İlçe Belediyelerinin, Büyükşehir karşısındaki bütçe ve yetkilerinin sınırlanması onları çileden çıkarmaya yetiyordu. Burada benim anlamadığım; bu yasa sadece İzmir için mi geçerli? Ankara ve İstanbul ya da Diyarbakır Büyükşehir değil mi? Oradaki ilçe belediye başkanları neden Büyükşehir Belediye Başkanları'na karşı böyle bir tutum içinde değiller? Ya da her şey bir kenara, bu oluşumun dışında duran İzmirli Başkanlar farklı bir yönetim şekline mi dahiller?
Otogar'a yönlenmek yerine Evka 3 tarafına kıvrılan metro inşaatı, İnciraltı, Liman Arkası –Turan gökdelenleri, Anadolu Caddesi, dedikodusu çıkan kaçak akaryakıt istasyonları vs. vs gibi pek çok konuda pek seslerini duyamazken, kendi partili tabanlarına mesafeli kalırken sağ cenahtan medet umarken ve hatta Ak Partili adaya plaket verip 'Adaylığınız İzmir için şanstır' derken, ilçe belediye başkanları hangi isteyip de yaptıramadıkları yada engel gördükleri konular için kendi partilerinden olan Büyükşehir'e bayrak açıyorlar tam anlayabilmiş değilim. Yoksa sermaye kesimi ile flört etmek daha mı kolayınıza geliyor?
CHP İl Başkanı'nın -eğer doğruysa- seçimde belediye başkanlarını çalışmaların dışında tutmakta aslında haklı olduğunu düşünmekten alamıyorum kendimi.
Aziz Başkan' a gelince, Salihli toplantısını bir de ilçe belediye başkanlarıyla yapsanız nasıl olur? Genel seçimlerde sonuçlar ortada ve Ak Parti gelecek yerel seçimler için kolu paçayı sıvadı. Sayın İlçe Belediye Başkanları: Bir iki istisnası olabilir ancak hiç birinizin başka partilere ( özellikle Ak Parti) geçme şansınız olmadığı gibi ( deneyenlerin akıbetleri ortada ) almazlar da. Ne olur CHP yi yıpratmayın. CHP'nin bu şehirdeki iktidarı çoğunlukla sizlere bağlı.
Başka da CHP yok.
Bu yazıda 'gökdelen' lafları hak ettiğinden az mı kaldı acaba? Bir sonraki yazıda devam edebiliriz? Kim bilir farklı olsun diye 'Çukur' yazarım belki de.
Sağlıcakla kalın.