Türkiye’’de genç olmanın verdiği sorumluluklar vardır bireye; bunları yerine getirmek ve karşındaki zorlukların neler olduğunu bilmek gerekir. Bileceksin ki, pozitif olarak katkı sağlayasın’…’¶
Şimdi; Türkiye yeni sömürge kapitalizmi içinde, kendisini bir sona doğru yuvarlıyor ve yuvarlarken de yıkıcılaşıyor. Bunu yaparken tüm toplumu da peşinden sürüklüyor. Bu yıkıcılığın, yeni sömürgeciliğin politik, askeri ve kültürel kurumlarının hegemonyasını giderek daha şiddetli biçimde sarstığı günlerden geçiyoruz. Kürt sorununda çözümsüzleşme, iç siyasette tıkanma, neo-liberal ekonomik ve sosyal saldırıların hayata geçirilmesinde giderek zorlanma ve devletin tepesinden toplumsal yapıya yayılan yozlaşma’… Egemenlerin, zor aygıtlarıyla birlikte halka ve gençliğe dayattığı ideolojik hegemonyasında çözülme eğilimlerini artırıyor. AKP iktidarı bunları geçmişinden gelen tecrübelerine dayanarak halka ve gençliğe zoraki uygulamalarıyla yaşattırır duruma getirmiş durumda! Yalnız unutulan bir şey var.
Bir ülkedeki toplumsal muhalefetin gücü bakımından önemli göstergelerden birisi, gençlik hareketinin erişmiş olduğu düzeydir. Gençliğin etkin bir biçimde yer almadığı toplumsal hareketler önemli bir gelişme dinamiğinden yoksun kalmış sayılmalıdır.
Gençlik hareketi toplumsal sınıf mücadelelerinin özgün bir parçasıdır. Gençlik ayrı bir sınıf değil, sınıflar düzleminde görece özerk konuma sahip toplumsal bir kategoridir. Farklı sınıfsal kesimlerden gelen insanları içine alan, heterojen bir toplumsal kategori olan gençlik, toplumsal değişimin en dinamik kesimlerinden birini oluşturur. Bundan dolayı, toplumsal değişimin en yüksek biçimi olan devrim, gençliğin etkin katılımının dışında düşünülemez.
Gençliğin politik kapasitesini engellemeye dönük piyasacı ve faşist saldırılar devam ederken, muhalif saflarda dahi bulunan ideolojik bulanıklık ve genel özgüvensizlik hali acilen çözüm bekleyen sorunlar olarak kendini gösteriyor.
Öte yandan yaşadığımız süreç, gençliğin ’“bağımsız’” gücünün ve devrimci eyleminin hem toplumsal muhalefetin hala önemli bir unsuru olduğunu hem de solun geleneksel merkezlerinin devrimcilikten kaçan ideolojik yanılsamalarının aşılmasında önemli bir dinamik olduğunu gösterdi.
’“Toplumsal muhalefet hareketlerinin, her zaman en önünde olmuş, en olmadık yerde, en olmadık zamanda ortaya çıkan gençlik hareketinden uzun zamandır güçlü bir isyan dalgası yükselmiyor!’” Kendine özgü bir toplumsal kategori olarak ideolojik tercihleriyle karakterize olan gençlik, egemenlerin türlü saldırılarından en çok nasiplenen ve ideolojik hegemonya savaşlarından en hızlı etkilenen kesimlerin başında geliyor. Bu şartlarda neyin, ne adına, niye, nasıl benimseneceği ve savunulacağı egemenlerin ideolojik yönlendirmesine en açık olan geniş gençlik kitlelerinden öte ’“muhalif saflarda’” bile kafa karışıklıklarına yol açıyor. Peki gençlik ’“doğruya’” nasıl ulaşacak?Piyasa, faşizm, gericilik ile örülü sahte ideolojilerle politik iradesi ve özgüveni sürekli sakatlanan gençlik, nasıl devrimcileşecek?
İşte cevabı verilmesi gereken asıl soru, nasıl devrimcileşecek?Bir ülkenin gençliğinin elinden düşünme yetisini alırsan anarşişt ruhunu sadece statlarda ortaya çıkartırsan hala darbe kalıntılarıyla yaşamaya mahkum edersen bu sanırım çok imkansız.Toplumsal olgunun olduğu bir yerde burjuvazi ve proletarya mücadelesi devam ediyorsa bunu becerebilmek çok da zor olmasa gerek çünkü sınıf mücadelesi aynı zamanda dayanışmayı da beraberinde getirir. Dayanışma sürecinin içine bağımsılık yolunda inanmışlıkları katmanın ne kadar faydasının olduğunu 80 öncesi gençlikte fazlasıyla gördük.
Günümüzün lümpen iktidarı (bilmiyorum bu söylem oturur mu ama) daha ne kadar hazırdan tüketecek bilinmez ama sanırım fazla bir şey kalmadı artık. Sanırım sıra insanlara geldi aynı 80 politikaları gibi. Yıllardır birbirlerini kabul etmiş toplumları tekrar ’“sen karasın ben beyazım’” diye ayırmaya birbirlerini yemelerinin yollarını açmaya çalışmakta. Emperyalizmin oyunlarını toplumuna kabul ettirmeye çalışmakta.
İşte burada ortaya yine bizler yani gençler çıkıyor, iş başa düştü değerli yoldaşlar. Yapılanları anlamamak bunlara dur dememek damarımızdaki asil kana yakışmaz, bizim damarlarımızda kafatası milliyetçiliği dolaşmadı dolaşamaz, bizlere ilerici, aydınlanmacı tutum ve tavırlar yakışır. Bu uğurda verilecek mücadele ile yeni bir isyan dalgasına ihtiyaç vardır. Bu dalga aydınlanmanın dalgasıdır, bu dalga insan haklarının dalgasıdır, bu dalga senin-benim-bizim dalgamızdır. Bu dalgaya ihtiyaç vardır çünkü bugünün lümpenlerinin yiyecekleri bir şey kalmadı gençliğmizden başka bu iktidarın tek bildiği tüketmek buna dur denmelidir.Bizler Mustafa Kemal Atatürk’’e ve O’’nun devrimlerine inandık ve bu böyle devam edecek!
ÇÜNKÜ BEN GENCİM.
YOLUMUZ AYDINLANMA YOLUDUR,OMUZ OMUZA KORKUSUZCA!!!
Not: Geçtiğimiz günlerde İzmir halkıyla, Charles Darwin’’in doğumunun 200. ve ’‘Türlerin Kökeni Üzerine’’ adlı eserinin yayınlanışının 150. yılını kutlamak için düzenlenen Darwin Now Sergisi’’ni İzmirli bilim severlerle buluşturan Konak Belediye Başkanı Sayın HAKAN TARTAN’’a teşekkürler. Partisine ve kendisine yakışanı yaptı.