Dün akşam neredeyse tüm haber kanalları aynı haberle, aynı cümlelerle başladılar bültenlerine…
Töre cinayetlerinin sembolü Güldünya Tören, bu kez barışın sembolü oldu. O da, çocuğunun babası Servet Taş da, töre adına öldürülmüştü. Taş ve Tören aileleri dün Yenidoğan Camisi'nde barıştı. Barışma konuşmasında töre cinayetleri lanetlendi…
10 yıl öncesinin haberlerine göz atma ihtiyacı duyarak net başına geçip tekrar okudum tek tek Güldünya cinayetinde olup bitenleri…
Yine, yeniden, bir kez daha...
İnsandan utandım, insanlığımdan utandım, töre denen çağ dışı uygulamadan iğrendim…
Bu 10 yılda ne Güldünya'lar bitti, ne Ayşe Paşalı'lar…
Ama gelin bugün Güldünya'yı bir kez daha hatırlayalım birlikte…
* * * *
Bitlis'in bir köyünde, bir anneyle bir babanın aklına nasıl gelmiş bilinmez, ama sanki bu dünyada gülecekmiş gibi, bu isim konulmuş ona…
Sonra 21 yaşında, Servet Taş isimli teyzesinin oğlunun tecavüzüne uğrayıp Güldünya olmuş sana gör dünyayı…
İstanbul'a kaçmış, istemeden de olsa rahmine düşen bebeğini korumak için… Ama bilememiş işte, ''töre'' denilen şeyin peşini bırakmayacağını…
Aylar geçmiş ''Umut''unu kucağına almış…
Ama bir gün ansızın karşısında kardeşlerini görmüş… O gözlerini kan bürümüş kardeşler sokak ortasında kurşun yağdırmışlar Güldünya'ya…
Direnmiş genç kız… ''Umut''u için direnmiş…
Kaldırıldığı hastanede, ifadesini alan polislere ''kardeşlerimden şikayetçi değilim'' diyerek noktalamış sözlerini…
Şikayet etmeye kıyamadığı kardeşleri ise, bir gece ellerini kollarını sallayarak girdikleri hastanede kıymışlar ona, bir kurşun da beynine sıkmışlar Güldünya'nın…
Güldünya, dünyayı da güldüğünü de göremeden o saniyede ölmüş…
Hastanede onu koruyamayan devlet, başına bir polis bile dikemeyen devlet, naaşını Bitlis'e kadar eskortla göndermiş, aman haaa cansız bedenine bir şey yapmasınlar diye…
Namusu kirlendi ahlakı bozuldu diye laf çıkaran köylü ise, 60 araçla karşılamış cenazeyi, aman köyün ismine laf gelmesin diye…
''Umut'' da devlet korumasına alınmış…
* * * *
O dönem haberlerinde yazılanlar doğruysa eğer, Güldünya yasak aşkından hamile kaldıktan sonra aile meclisi tarafından kendisini hamile bırakan teyze oğluna kuma olarak önerilmiş… Yani öldürmek yerine kumalığı çözüm olarak görmüşler ve Güldünya da bunu kabul etmiş ancak kendisini hamile bırakan teyzesinin oğlu bu teklifi kabul etmemiş ve İstanbul'a kaçmış...
Adam Güldünya'yı kuma olarak kabul etseymiş ortada ne töre cinayeti olacakmış ne de kaçış… Güldünya diye birisi de konuşulmayacaktı hiç bir zaman…
Zihniyete bakar mısınız, neresinden tutarsanız elde kalıyor…
Dün akşam her kanalda aynı cümleler vardı…
Güldünya'nın aileleri barışmışmış, kuranın altından geçmişler, töre cinayetlerini lanetlemişlermiş… Haberin başlığı da her kanalda aynıydı: Güldünya Barışı…
Güldünya öldürüldüğünde cenaze namazı kılınmamış, ardından bir Fatiha bile okunmamıştı… Ama dün, bu topraklardaki en büyük arzu 'barış' için dualar okundu, sözler verildi…
Şimdi ben burada bu barışa, vicdan aklama, orta oyunu, samimiyetsizlik gösterisi desem, kaç yazar… Lanetlesem kaç yazar…
Bu barışı, önce Güldünya'ya sormak lazım…
Kızın mezarına bir mezar taşı dikildi mi acaba…
Barıştan önce bu taşı dikin de ben de bu barışa ve samimiyetinize inanayım…
* * * *
Allahın hikmetinden sual olunmaz, her yarattığının bir nedeni vardır deriz…
Peki ama Servet Taş denilen yaratık, Güldanya'ya tecavüz etsin diye mi yaratıldı…
Ya erkek kardeşler? Güldünya'nın canını alsın diye mi yaratıldılar?
Bu insan müsveddelerinin, ne gibi bir yaratılma nedeni olabilir ki?