16 gün sonra bir yılı daha tarihin derinliklerine göndereceğiz. Dilerim 2010 yılı tüm milletimiz ve insanlık için daha güzel bir yıl olur. 2009 yılında yaşadığımız olayları değerlendirmemiz, yapılan yanlışların tekrar edilmemesi, hatalardan ders alınması açısından çok önemlidir.’¶
Siyasi sistem olarak;
Gören gözler, devlet yönetiminden anlayanlar ve dünyadaki gelişmeleri takip edenler, bu sistemle mevcut problemlerimizi çözemeyeceğimizi çok iyi bilmektedirler. Şu an vatandaş ile devlet arasında var olması şart olan ’“GÜVEN’” bağı kopmuş durumdadır. Halkın değil, Genel Başkanların seçtiği, dokunulmazlık zırhına bürünmüş milletvekillerinden oluşan bir Parlamento, halktan kopuk siyasi partiler, kaynağı belli olmayan büyük paralarla kurulan yeni partiler, maaşından başka geliri olmadığı halde birdenbire çok zengin olan Belediye Başkanları, bakanlar, yakınları, vatana ve bayrağa ihanet girişimleri, toplumu bir arada tutan ’“GÜVEN ZİNCİRİNİ’” paramparça etti.
Demokratik rejimin öncelikli şartı, ’“ŞEFFAFLIK ve HESAP VERİLEBİLİRLİK’” olmalıdır.
Bugün bu iki özellikten bahsetmek mümkün mü?TBMM’’de bütçe görüşmeleri sözüm ona millet adına yapılıyor. Verdiğiniz verginin nereye harcandığını bilebilen var mı?Peki, milletvekilleri biliyor mu?Elbette hayır. Bürokratların hazırladığı, Başbakan’’ın danışmanları ile kesinleştirdiği bütçenin şovu TBMM’’de yapılır! İşte size bütçe görüşmeleri!
Milletvekilleri ’“Dar Bölge’” sistemi ile ’“BİR’” milletvekili olarak, doğrudan halk tarafından seçilmeli, dokunulmazlık kürsü ile sınırlandırılmalı, milletvekilleri, tüm askeri ve sivil bürokratlar yıllık mal beyanları vermeli, dileyen vatandaşlar bunlara ulaşabilmelidir.
Sonuç olarak; Türkiye’’nin Ulus Devlet yapısındaki çatlakları kapatan, kişi hak ve özgürlükleri konusunda en az 1961 Anayasa’’sı kadar ilerici, ekonomik konularda bağlayıcı olmayan, laiklik ve sosyal hukuk devleti ilkelerini sağlama alan, çağdaş, ilerici, demokrat bir SİVİL ANAYASA’’YA ihtiyacı vardır. Bu da yetmez. Böyle bir anayasa’’nın felsefesi ışığında, halkın katılımına açık bir ’“Siyasi Partiler Kanunu ve Siyasi Harcamaların Denetlenmesi’” ne dair kanun, Genel Başkanların değil, halkın milletvekillerinin seçileceği ’“Dar Bölge Seçim Kanunu’” çağdaş ve denetim yetkisi arttırılmış TBMM içtüzüğü yapılmalıdır. Bunlarla ilgili hazırlığımız vardır. Türkiye’’de ki yangın söndürüldüğünde, normale döndüğümüzde, ülke gündemine getirilecek ve tartışılacaktır.
2009’’un siyasi olaylarını bir cümle ile anlatmak gerekirse; Bu yıl AKP Hükümeti’’nin yapmaya kalkıp, yüzüne gözüne bulaştırdığı ’“Açılım’” saçmalaması sonucu neredeyse insanlarımız birbirine sopa-satır-silahla saldırı hale gelmesidir. Hukuk’’un, sırtında Ali Dibo dosyaları yüklü Adalet Bakanı tarafından hançerlenmesi, insanların yasadışı olarak dinlenmeleri, ne ile suçlandığını bilmeden aylarca tutuklu kalanlar, devlette ki tarikat örgütlenmeleri, yolsuzluklar, nasıl bir yıl geçirdiğimizin açık ifadesidir.
Ekonomik durum;
Rakamlarla oynayıp milletin kafasını karıştıran AKP’’nin ekonomistlerine halk diliyle cevap verelim; BDDK’’nın verdiği rakamlara göre, 2 Milyon 100 bin kredi kartı veya tüketici kredisi ödenmedi. Bankalar takibe başladı. Bu rakam en az 1 milyon eve ateş düşmesi demektir. Bunun acısını, gecekondudan villalara geçen, çocukları aniden Türkiye’’nin zenginleri arasına girenlerin anlaması elbette mümkün değildir.
Eylül ayından bu tarafa işini kaybedenlerin sayısı 500 bin kişidir. İşsiz sayısı resmi olarak 3 milyonu aşmıştır. Vergilerin %70’’i dolaylı vergidir.
Türkiye’’nin Dış Borç Tablosu; kamu borçları:78,7 Milyar Dolar, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Borçları: 14,3 Milyar Dolar, Özel Sektör Borçları:196,2 Milyar Dolar.
Çiftçi, 2002 yılında 1 kg pamukla, 1 litre mazot alırken, 2008 yılında 4,3 kg pamukla, 1 litre mazot alır hale gelmiştir. Bu rakam çiftçinin AKP İktidarında 4 misli fakirleştiğinin en belirli göstergesidir.
Önümüzdeki yılda dolaylı vergilere %23 zam öngörülmüştür. Bu zam yağmuru demektir.
AKP Siyasi ve Sosyal hayatımız gibi, ekonomik hayatımızı da içinden çıkılmaz hale getirmiştir.
İnsanların kaderleri olduğu gibi, ülkelerinde kaderleri vardır. Bu günleri yaşamak, ’“Ne mutlu Türküm Diyene’” ibaresinin yazılmasını ’“İLKELLiK’” diye nitelendiren bir Cumhurbaşkanı ve PKK militanlarını, ’“devletin müsteşarına’” karşılatan bir Başbakan ve Anayasa’’dan ’“Türk Milleti’” çıkarılmalıdır diyen bir parti (AKP) tarafından yönetilmekte bu güzel ülkenin kaderiymiş. Hislerle, kızgınlıkla, araştırmadan, danışmadan kullanılacak oyların nelere mal olabileceğini milletçe gördük. Her kötü olaydan bir ders çıkarmayı bilmek gerek. Bu günlerden çıkarılacak en önemli ders bir daha AKP’’ ye oy vermemek ve verdirmemektir. Demokrasi’’ye inanmış Türk Milleti olarak en önemli gücümüz budur.