7 Temmuz Cumartesi sabahı…
Telefonum erkenden çalıyor, ani bir ölüm haberiyle sarsılıyorum.Yıllarca birlikte çalıştığımız Reşat Tektaş abimiz vefat etmiş.O gün ikimizin de nöbet günüydü…O nöbet mahallini terk etti.
Ölüm !
En gencinden en yaşlısına, en fakirinden en zenginine kadar, en iyisinden en kötüsüne , en cömerdinden en cimrisine kadar herkesin yanı başında nöbet tutuyor.
Önemli olan tek gerçek, buna hazırlıklı olabilmek,anları hayır ve hasenatla doldurabilmek.
Reşat abimiz 'Allah beni hiç sıkıntıyla imtihan etmedi ' diye konuşurdu bazen…İşte öylece sıkıntısız bir şekilde Cuma akşamı sevdiği mahalle ve sohbet arkadaşları arasında vefat etti.
Elinde güç varken, bir zamanlar bizim müdürümüzken çalışanlara karşı kullandığı inisiyatifi,müsamahası,hoşgörüsü ve gerçekten idare etmesi ile hepimizi bir şekilde kendisine karşı minnettar ve hürmetkar kılmıştı.
Hayatımızın hasarlı,kırılgan günlerinde babacanlığı ile yanımızda yer almış yetişemediklerimize yetişmişti.O yüzden tenzil-i rütbe olduktan sonra dahi hiç kimse ona karşı farklı bir tutum ve davranış içine girmemişti.Aynı hürmetkar ve vefakar tavır cenaze namazı safında da dua olup yüreklerden Rahman'a doğru yol almıştı.
Askerde iken üst rütbelisine gözlerini dikerek:'Bizim Sivas'ın meşhuru kangaldır,komutanım kangalı görmek istiyorsan gözlerime bak' diyecek kadar cesur, hatalarımızı yüzümüze vurmayacak kadar mahçup bir insandı.
Tektaş pırlantadan daha değerli bir hatıra olarak ismini ve iş hayatında geçirdiğimiz günleri bırakarak aramızdan ani bir veda ile ayrılan Reşat abimiz hayatını inandığı değerlere vakfetmişti.
Bu büyük acıyı metanetli bir sabırla karşılamaya çalışan eşi Müberra hanım; taziye ziyaretinden ayrılırken elleri ellerimde;'ne olur onu unutmayın' dediği zaman orada;zamanın, olduğu şeklinde, bulunduğu mekanda donduğu anlardan birini yaşadım.. Ömrümüz devam ettiği müddetçe dualarımızda baki kalacağını bu yazımla ifade ediyorum.
' Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi iyi insanların arasına dahil eyle'
Bir diğer ölüm ise; Karşıyaka sahil caddesinde….Akşam saat 11:00 suları…
Trafik tıkanmış… Beyaz bir araç sağda duruyor. Sol taraf insanlarla dolu olan Karşıyaka sahili… Bir köpek kendi etrafında döne döne, acı acı havlıyor. Yerde bir kadın…Oluk- oluk kan akıyor…
Kendimce kadına dair bir sürü olası yaşanabilecek öyküleri düşündüm:
'Yolun karşısında onu bekleyenler var onların yanına geçiyordu.
Evde ailesi vardı,yanlarından ayrıldı..
Ya da yalnız bir kadın… Köpeğinin elinden tutup gezmeye çıktı.'
En çok bu öykü acıttı içimi…Karşıyaka'da köpeğiyle yaşayan yalnız kadın….Yolun kenarında paramparça kanlar içinde…İnsanlar sadece bakıyor,başka yapacak bir şeyleri yok….
Kırklı yıllarında bir erkek sürücü tarafından noktalanan hayatında sona kalan cesedini kimler defnedecekti…Sevdikleri,yakınları,komşuları?
Yoksa belediye çalışanları mı?!!
Hayatın ve ölümün gerçek şahidi olan Rabbimiz, insanları yalnızlaştıran bu hayat tarzına karşın bizlerin yardımcısı olsun.
Bu iki ölüm beni bir gerçekle tekrar yüzleştirdi:
Yol, ölüme kadar…