Her şeyi ölçmek ve adlandırmak, uygarlığın getirdiklerindendir. Ölçünün zaruretine inanan insanın zamanı ölçerek sağladığı disiplin, bilimin ve toplumsal yaşamın olmazsa olmazıdır.
Gün, hafta, ay, yıl derken akıp giden zamana kalibre edilmiş hayatlarda her şey, sığdırıldığı zaman içinde soluk soluğa olup bitiyor. Hayat sanki bir maraton…
Mesela, insan bir koşu yılı bitiriyor. Bir telaş yeni yıla giriyor.
Gel gör ki her geçen yıl, bir öncekini aratıyor.
Her yılın sonunda, gelecek yıla ertelenen umutlar… Böyle gelmiş, böyle gidiyor…Tam da muktedirlerin istediği gibi.
Gelen giden yıllar arasında sürüklenen yaşamlarına umutla sarılan insanın direnci, çaresizliğinden.
İnsan, muktedirlere bir kere teslim oldu ve binlerce yıldır itilip kakılıyor. İtilip kakılmanın adını da yönetilmek koymuşlar.
Verili zaman içinde yönetilirken zapturapt altına alınan insan, kapatıldığı sistemde kendisine yaptırılan umuda yolculuğun gönüllü esiridir.
Ve hiç bitmeyen umuda yolculuğun bahtsız yolcusu insan, her yılbaşında,bu zavallı umut beklentisini tazeler.
Tazelenen umutlarla sürgit boşluğa savrulan insanın ayakları ne zaman yere basacak, tam bir muamma.
İnsanlık binlerce yıldır ilerliyor ama umutlarının gerçekleşmişliği yok. İlerleme sadece ve sadece muktedirleri daha da zenginleştiriyor, güçlendiriyor.
Büyük insanlık ise hep yoksullaştı. Dünya nüfusunun dörtte üçü yoksul. Bir milyara yakın insan açlık çekiyor. Her gün, yaklaşık 25 bin insan açlıktan ölüyor.
İnsanlık durumu böyle iken, biten yılı uğurlayıp gelen yılı karşılamak için yaratılan görüntü ve gürültü kıyameti, umut vermiyor, umutsuzluğu büyütüyor.
Tam 2025 defa bu filmi seyreden ama hiç ders almayan insanlığa mutlu yıllar…