İzmir’i yaşanmaz hale getiren Ankara’dır. Bulunan mazeret bu!

Şehir Selanik’e benziyormuş.Bu benzerliği ortadan kaldırmak için Milli Güvenlik Kurulu kararıyla oluşturulan imar planlarının gereğiymiş, şehrin perişan hali.

Demek ki şehrin dinamikleri sıfır. Deniz ile denize paralel uzanan tepelerin arasındaki dar şeritte varlığını 8500 yıldır, kesintisiz olarak ise 5 bin yıldır sürdüren şehirden bihaber yapılmış imar planları sorun değil.

Daracık şeritte, çarpık imar planlarıyla rant yaratarak kendimize benzettiğimiz İzmir’in 30 yıl sonrasını bile görmekten aciz olmak… Evet, mesele bu!

Hadi, Ankara’dakilerin umurunda değildi, İzmir’in bu karara direnecek iradesi de mi yoktu? Yoktu. Çünkü rant çok büyüktü, şehrin başına gelecekler kimsenin derdi değildi. Mesela, İtalyan şehir plancılarının hazırladığı imar planında, ana arterler denize dik geliyordu. Şehir denize açılıyordu. Ama o planlar rafa kalktı.

60 yıldır şehrin başına gelenlere mazeret üreterek söz israfıyla zaman geçirmek, tam İzmir kafası… Rakı-balık masasına muhabbet lazım…

Tabii, İslamcı zihniyetin “gavur İzmir” saldırganlığını da not etmek gerek.

Her şeyden evvel, tarih boyunca İzmir önemli bir şehir olmamış. Levant’ın 3 limanından bir olduğu dönem hariç, kendi halinde bir şehir. O kadar ki şehri çevreleyen tepeleri aşıp fethetmeye değer bile bulmamışlar. İki kere Yunanlılar gelmiş, birincisi 2500 yıl önce, diğeri 110 yıl önce, o kadar. 12 İyon kentinden de değil. Biraz İyon biraz Yunan, iki arada kalmış. Kozmopolit ve miskin bir sıcak iklim şehrinden ötesi pek zorlanmamış.

Görmek istemediğimiz gerçek; Cumhuriyet kurulduktan sonra İzmir’in 3. büyük şehir olmasına yüklenen anlamın altı boş.

Nedenine gelince, Türkiye, Ankara-İstanbul hattında yönetilir. Ülke rantı buraya akar. Siyasi ve ekonomik kararlar burada alınır. İzmir’in temsili, sıradan taşra şehrinden az hallicedir. Ve İzmir’in bu durumu değiştirecek, sistemden aldığı payı büyültecek güce ulaşmak gibi bir derdi hiç olmadı.

Hal böyle iken, İzmir’i elan ülkenin örnek kenti olarak gören zihniyet tarafından yönetilmesi çıkışsızlığı büyütüyor. İzmir’i yakından tanıyan batılıların örnek şehir yorumu ise çok farklı; şehircilikte yapılmaması gerekenlerin örnek şehri… Bir şehre nelerin yapılmaması gerekiyorsa neredeyse hepsi yapılmış.

İzmir’in yönetici zümresi, iş dünyası, siyasetçisi, tembelliğine ve beceriksizliğine mazeret aramak ile kenti yönetmek ve geliştirmek arasındaki farkın ayırdında değil. İzmir’in sorunları, bırakın çözüme kavuşmayı, gün be gün ağırlaşıyor.

Her şey çok kötü mü? Hayır, değil. Yeni Dünya düzeninde, sanayi toplumu sonrasında, İzmir’in bölgede metropol şehirlerden biri olması öngörülüyor. İzmir Kalkınma Ajansı bu nedenle kuruldu.

Peki, ne yapmalı? İzmir, tarih ve kültür mirası ile gerçekten barışmalı. Dijital devrim sürecinde yerini almalı. Doğu Akdeniz Bölgesinde inisiyatif alacak yetkinliğe bir an önce ulaşmalı. Mazeret üretmekten artık vaz geçmeli.

Şimdilik, körün fil tarifi gibi, herkes tuttuğu yerden bir şeyler anlatıyor. Bu durumun geçici olmasını yürekten diliyorum.