Kemal ANADOL
Önemli bir demokrasi sorunu: Naylon parti üyeliği...
27 Haziran 2022 Pazartesi

Bundan önceki yazılarda, bazı muhalefet partilerinin altılı masa çalışmalarına değinerek, demokrasimizin yerleşip kökleşmesi için Siyasi Partiler ve Seçim Kanunlarının Anayasa kadar önemli olduğunu vurgulamıştık. Millî iradenin yansıdığı TBMM’ni oluşturan milletvekillerinin saptanması, daha sonra da seçmenin istencine önem veren bir seçimin gerçekleşmesi demokrasinin olmazsa olmazıdır dedik. Parti içi demokrasinin olmadığı bir ülkede gerçek bir demokrasiden söz edilemeyeceğini altını çizerek bıkmadan usanmadan yazdık.

Parlamenter demokrasinin geliştiği ülkelerde parti genel başkanı ve yöneticilerin seçiminde delege sistemin terk edildiğini ve bu işin parti üyelerine bırakıldığını uygulanan örneklerle anlattık. Pekiyi bu kadar önem taşıyan ve sadece partilerinin değil ülkenin de yazgısını belirleyen üyelerin durumu nedir? Dünyada ve ülkemizdeki uygulamalar nasıldır? Bu sorulara yanıt vermeye çalışacağız.

Parti üyeleri bir partinin hücrelerine benzer. Hücre sözcüğünün birkaç anlamı vardır. Tutuklu veya hükümlülerin yalnız başına bırakıldıkları küçük oda bunlardan biridir. İllegal örgütlenmede yukarı ile ilişkiyi sağlayan bir kişiye bağlı oluşuma da hücre denilmektedir. Amacımız bunları incelemek değil. Biyolojik anlamda hücre canlı vücudunun yapı taşıdır. Siyasal partilerin de yapı taşı üyelerdir. Üye olmazsa siyasal parti de olmaz!

Dünyadaki örneklere baktığımızda popülist partilerin binlerce, yüz binlerce hatta milyonlarca üyeye sahip olduğunu görürüz. Bu bir yerde sempatizan veya taraftar tarifiyle üyeliği eş tutan uygulamadır. Sağ veya sol olması önemli değil; ideolojik partilerde ise durum farklıdır. Parti içi eğitimden geçmiş, mensubu olduğu partiye sadece gönül bağı ile değil, düşünce olarak katılmış kişilerden oluşan topluluktur üyeler. Düzenli olarak aidatlarını öderler. Parti çalışmalarına belli bir disiplin içinde katılırlar. Bunların nicelikleri değil nitelikleri önemlidir. Onun için sayılarının milyonları bulması gerekmez. Önemli olan mahallelerinde ve sandık başında partiyi eski deyimle bihakkın temsil etmeleridir. Yüzbinlerce hatta milyonlarca üyeye sahip bir partinin, seçimlerde birçok sandığı boş kalıyorsa bu üyelerin eski deyimle kıymet-i harbiyesi nedir? Onun için üyelerin bir araya gelerek iradelerini seçtikleri delegelere bıraktıkları model artık geçerli değildir. Soldan sağa uzanan çağdaş partilerde artık lider ve yöneticileri delegeler değil üyeler seçmektedir.

Ülkemizde durum nedir? 5 Ocak 2022 tarihi itibariyle siyasal partilerin üye sayıları şöyle. AKP: 14 milyon 64 bin, CHP: 1 milyon 312 bin, İYİ Parti 512 bin 543, MHP: 476.869, DP: 403.758, BBP: 80.193, HDP: 41.742, DSP: 30.681, TKP: 4.853.

Görülüyor ki TBMM’ni büyük oranda oluşturan AKP, CHP gibi partilerde nitelikten çok nicelik tercih edilmektedir. Bu durum AKP için normal, CHP için anormaldir. AKP, tarikat/cemaat disiplinine bağlı, dokunulmaz/eleştirilmez lider çevresinde oluşan mutlak sadakat, biat ve itaat partisidir. CHP’nin ise genlerinde öneri ve eleştiri kültürü vardır. Partinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 10 Mayıs 1931 günü toplanan CHP 3. Kurultayında bakın ne diyor:

Müzakere ve münakaşalarımız birlikte olacaktır. Bu müzakere ve münakaşaların feyizli neticeler verebilmesi için arkadaşların kayıtsız ve şartsız serbest konuşmaları, tenkidi icap eden noktalar görüldükçe namütenahi davranmaları lüzumu tabiidir.”

CHP için önemli olan milyonlarca üyeden çok, tarlalarda, fabrikalarda, kahvelerde, otobüs duraklarında militanca davranan, eğitimli kadrolara gereksinim vardır. SODEP ve Halkçı Parti birleşmesinden doğan SHP’nin İstanbul hedefi olarak elli bin üye belirlenmişti. Bu rakama ulaşılmış ancak Genel Başkan İnönü’nün İstanbul mitinginde katılım yirmi bini aşamamıştı.

İngiliz Muhafazakâr Partisi’nin 23 Temmuz 2019 günü yapılan liderlik seçiminde 160 bin üyenin sandık başına gittiği düşünülürse, milyonlarca üyeyi amaçlamanın bir işe yaramadığı anlaşılmaktadır. Bunun en çarpıcı ve ironik örneği dikkat çekicidir. İstanbul’un CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ölümle tehdit edilmişti. Emniyet Müdürlüğü kısa süre sonra şüpheliyi buldu. Tehdit suçunu işleyen kişinin CHP’ne elektronik üyelik yolu ile başvurduğu ortaya çıktı! Bir reklâm filminde söylendiği gibi, kontrolsüz güç, güç değildir!

Pekiyi bu kadar denetimsiz yüzbinlerce hatta milyonlarca üyeye neden ihtiyaç duyulmaktadır? Bunun nedenini delege seçimlerinde aramak gerekiyor. Çünkü Siyasi Partiler Kanunu, ilçe kongrelerine 300, il kongrelerine 600, büyük kongre veya kurultaylara 1200 kişilik kota koymaktadır. İlçe kongresi öncesi üyeler mahalle delege seçimlerini yapacaklardır. Mahallelerde seçilen delegelerden oluşan ilçe kongresinde il, il kongresinde de büyük kongre/kurultay delegeleri seçilmektedir. Bu durumda mahalle delege seçimlerinden sonra üyeler devreden çıkmaktadır. Ancak parti içi seçimleri kazanabilmek için önce ilçe kongresinde başarılı olmak gerekiyor. Onun için de delegeleri belirleyecek üyelerin çokluğu önem taşıyor. İşte kral çıplak demenin tam zamanı! Çünkü “Naylon üyelik” gerçeği karşımıza çıkıyor. Nasıl mı? Anlatalım.

Siyasal partilerde yaşanan ve giderek büyüyen hastalıklı üyelik sorunu gerçekte, sosyolojik, ekonomik ve sınıfsal bir nitelik taşımaktadır. 1960’lı yıllarda başlayan ve bugün Anadolu’nun boşalmasıyla sonuçlanan iç göç, sağlıksız kentleşmeye yol açtığı gibi sağlıksız parti üyeliğinin de doğmasına neden olmuştur. Bu olguyu mercek altına yatırmakta yarar var. 1960’larda başlayan ve hızlanan çarpık kapitalistleşme sürecinde Anadolu sermayesinin önemli bir bölümü özellikle İstanbul’a ve diğer metropol kentlere gitmiş ve ticari kazanç şansını buralarda aramıştır. Ancak yığınsal göç akımı ayrı bir nitelik taşımaktadır. İzlenen yanlış tarım politikası yüzünden tarlasında istediği verimi alamayan ve her geçen gün daha da fakirleşen topraksız ve az topraklı köylülerle, çalışacak fabrika bulamayan işgücü ve sonraki yıllarda teröre maruz kalanlar çareyi başta İstanbul, Ankara, İzmir ve öteki metropol illere göçte bulmuşlardır. Köyleri boşaltan bu yoğun göç ülkemizin demografik yapısını değiştirmiş, o güne kadar görülmeyen sorunlar yaratmıştır. Sağlıksız kentleşme bunların başında gelmektedir. Çeşitli sağ iktidarlar işin başında bilimsel ve gerçekçi projeler üretememişler, pansuman önlemlerle sorunu geçiştirmeye çalışmışlardır.

1960’lı yıllarda, metropol kentlerde, imarsız, mülkiyeti devlete veya kişilere ait arazilerin üstünde “gecekondu” adını taktığımız evlerden oluşan mahalleler çoğalmaya başlamıştır. İlk göçmenleri memleketten gelenler izlemiş ve hemşeri gettoları oluşmuştur. Bu da bölgesel, etnik ve mezhepsel dayanışmaları öne çıkarmıştır. Buralarda yaşayanların çoğu eğitimsiz ve mesleksizdir. Mesleği olanlar mevcut sanayi tesislerinde çalışarak işçi sınıfına dahil olmuşlardır. Orta okul/lise mezunları da kamuda odacı, küçük memur, koruma görevlisi olma şansını yakalayabilmişlerdir. Memleketlerinden az çok birikimle gelenler de kahvecilik, pazarcılık, manavlık gibi küçük esnaf sınıfına girebilmişlerdir. Geri kalanlar da lümpen proleteryayı oluştururlar. Bunların tamamı gelecekten umutsuzdur. Oturdukları evin mülkiyeti kendilerine ait değildir; ruhsatsızdır her an belediye veya devlet tarafından yıkılabilir. Deyim yerindeyse diken üstünde oturmaktadırlar! Bu çıkmazdan kurtulmak için çareler aramaktadırlar.

İşte tam burada politikacılar sahneye çıkmaktadır. Özellikle ülkeyi yöneten sağ iktidarlar sınıfsal tercihleri gereği köklü çözümlerden uzak durmuşlardır. Topraksız köylüler için toprak reformu yapmamış, yeterli sayıda fabrika kurmamış, savaşta canını istediği yurttaşlarına yeterli eğitim ve sağlık hizmeti götürmemiş; götürememişlerdir. Ama bu insanların genel ve yerel seçimlerde oyları vardır. Bunun için de belediyeler ve devlet evlere su ve elektrik bağlamaktadır. İktidarlar seçimler öncesi bu insanları can evinden yakalamakta, imar afları çıkarmaktadır. Köylülük niteliğini yitirmiş ama kentli olamamış yurttaşların artık gözleri açılmıştır. Ellerinde kalan tek değerli şey oylarıdır! Seçimlerin yazgısını onlar belirlemektedir. İşin ilginç yanı, oylarının bir başka değeri olduğunu keşfetmişlerdir. Bu da parti üyeliğidir!

Kentlerin imarlı bölümlerinde oturan nüfus, seçimlerde oyunu kullanmakla yetinmektedir. Bunu yeterli bularak partilere üye olmaktan kaçınmaktadır. Oysa varoşlardaki nüfusun yerel yönetimlerle ve devletle imar, istihdam, sosyal yardım gibi sorunları ve gereksinimleri vardır. Bunun çaresi de bulunmuştur. Çare naylon üyeliktir! Şimdi mekanizmanın işleyişine bir göz atalım.

İlçe başkanlığı koltuğunda bir serbest meslek mensubu esnaf veya tüccar oturmaktadır. Amacı belediye başkanı veya milletvekili olmaktır. Önce arkadaşlarıyla bir ekip oluşturur. Aynı amacı taşıyan başka rakipler ve kadrolar da vardır. İlçelerdeki hiziplerin varlık nedeni budur. Hiziplerin kongreleri kazanmalarının yolu mahallelerde yapılan delege seçimlerinden geçmektedir. Delege seçimlerini kazanmak için de üyelere ihtiyaç vardır. Seçimleri üyeler gerçekleştirecektir. Tam burada politikacı ile üye/delege ağası buluşması gerçekleşir. Ağa “Elli hemşerimi üye yapabilirim” diyor. Mahalleye gidip sözü geçen erkekleri toplayıp durumu anlatıyor. Eğer eşleriyle birlikte üye olurlarsa yerel yönetimle, devletle ilişki kurma şansına sahip olacaklardır. “Delege seçiminde benim listeme oy verin yeter” diyor. “Genel seçimlerde nereye isterseniz damgayı oraya basın!” İlçe başkanı veya rakip kadronun bölge, etnik ve mezhep konusundaki benzeşmesi de ayrı bir dayanışma nedeni oluyor. Aynı aşiret veya hemşeri gurubunun bir başka önderi de aynı pazarlığı başka partilerle yapıyor.

Alın size nur topu gibi naylon üyeler! Türkiye’deki partilerin üyeleri Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında toplanıyor. Aynı ismin farklı partilerin listelerinde bulunmasının nedeni şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi? Hiç haberi olmadığı halde adını filan veya filan partide görenlerin feryadına ne demeli? Ya isimleri tamamlanmamış inşaatlarda görünen parti üyeleri?

Sonuç olarak parti üyeliği demokrasimizin önemli bir sorunudur. Bunun önemli nedenlerinden biri delege sistemini dayatan Siyasi Partiler Kanunudur ve bir an önce değişmesi gerekmektedir. Oysa bu konuda parti yönetimlerinde ortak bir isteksizlik vardır. Aksi halde parti oligarşisi, belediye başkanları ve milletvekillerini ellerindeki kalemle saptayamayacak, vali kararnameleri gibi milletvekili kararnameleri çıkaramayacaklardır! Gerçek çözüm ise partisine düşünce ve ödenti ile bağlı olan nitelikli üyelerin oluşmasıdır. Ancak o zaman genel başkanları ve yöneticilerini seçmeye ehil kadrolar ortaya çıkar. Bunu sağlamak da partilerin görevidir. Çağdaş partilerde uygulamasına tanık olduğumuz müfredatı, eğitmenleri, öğrencileri ve dönemleri belirlenmiş parti okulları ne güne duruyor? Yıllardır aynen sağlıksız kentleşme gibi siyasetin kanayan yarası üyelik sorununu çöz(e)meyen partiler, önce partilerine sonra da ülkeye demokrasiyi nasıl getirecekler?

Altılı masanın üyeleri, ülke düzeyinde olumlu karşılanan ve umut bağlanan güçlendirilmiş parlamenter sistemin olmazsa olmaz koşulu Siyasi Partiler ve Seçim Kanunları için ne düşünüyorlar? Somut önerileri var mı? Bekleyeceğiz ve göreceğiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
Toplam 3 yorum var, 3 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
Günaydın ya da Good Morning 29 Haziran 2022 Çarşamba 23:51

Tam da sizin yıllarca süren milletvekilliği ve parti yöneticiliğinizde yaptığınız gibi değil mi? CHP ye bu kanseri siz bırakıp gittiniz.

Yorumu oyla      0      0  
Serdar Yasa 29 Haziran 2022 Çarşamba 08:06

Eşe dosta hemsehricilik yaparak koltuk verme sevdasina maalesef sosyal demokrat oldugunu soyleyen partimizde katilmistir. Çok iyi analiz edilen yaziniz için kaleminize sağlık diyorum Kemal ağabey.

Yorumu oyla      1      0  
Partili 27 Haziran 2022 Pazartesi 11:13

Sayın ANADOL, şu anda gerçek bir demokrasi olması için neler gerktiğini herkes biliyor ama demokrasinin ayrılmaz parçası olan parti yöneticileri koltukları korunsun diyerek sürdürdükleri bir oyunudur,parti başkanlığına gelenler gitmeyi bilmiyor,Ankara'da bulunan genel merkez örnek; Urla ya belediye başkanı atıyor nereden biliyor bu adayın özelliğini ama parti üyelerinin ön seçim ile seçse başkanın röntgenini çeker,son olayı anlatmaya gerek yok her şey ortadadır iktidara yürümek değil eşe dosta koltukları dağıtmakla uğraşıyorlar...

Yorumu oyla      9      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Yüreğimiz yufka!
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
'Her şey dahil, Türkiye hariç'
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Olof Palme kurtuldu!
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Atatürk’ün kooperatifçisi
Ender ALDANMAZ
Ender ALDANMAZ
İki ay… Çarpı… Tükeniş…
İhsan Özbelge ÖZDURAN
İhsan Özbelge ÖZDURAN
Carpe Diem… An’ı yaşamak… 
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Deli bal ve boz ayı
Aylin AKDOĞAN
Aylin AKDOĞAN
Film kuşağı
Dr. Berna BRIDGE
Dr. Berna BRIDGE
Işılay Saygın ve nişanlısı 2
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Dünyayı aptallar yönetiyor olabilir mi?
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva