Silvan saldırısının toz duman ettiği ortamda açıklandı Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin (Bilgesam) hazırladığı 'Terörle Mücadele Strateji Raporu'. Bilgesam'ıniçinde bilim adamlarının yanı sıra, emekli üst düzey bürokratlar ve askerler de bulunuyor.
Kürt sorununa çözüm arayışlarının boyut kazanacağı döneme denk getirilen kahrolası Silvan saldırısının zamanlaması ne kadar önemliyse, raporun zamanlaması da o denli önemli. Soruna çözüm beklentilerinin yerini umutsuzluğa bıraktığı bir anda açıklandı rapor. Bu yüzden önemi bir kat daha fazla.
Raporda, Kürt sorunu, terör ve barışa uzanan yol ile ilgili oldukça önemli tespitler var. 'Bu dönemde mücadelenin ekseni büyük ölçüde güç kullanımına endekslendi. Terörle mücadelenin başarı kriteri öldürülen terörist sayısına endekslendi. Bu kriter vahim hatalar zincirinin de başlangıcı oldu. Hukuk kuralları dışında bazı tedbirler alınmaya çalışıldı. Faili meçhul cinayetlerin sayısı arttı. Teröristlerin lojistik desteğinin kesilmesi için çok sayıda köy boşaltıldı. Kısa süre içinde köyünü terk etmek zorunda kalan binlerce insan göç ettikleri coğrafyada sefalet içine düştü' Bu tespitin doğruluğu tartışılabilir mi?
'Dış ve iç dinamikler kullanılmak suretiyle örgütün silah bırakması için gayret sarf edilmeli ancak silahlı gücünü koruyan örgütün uzlaşmaya yanaşmasının zor olduğu dikkate alınmalıdır' Soruna barışçıl yaklaşılması gerektiğinin özellikle altı çiziliyor ve bu çerçevede çok boyutlu bir genel affın da düşünülmesi gerektiği vurgulanıyor.
Savaş çığırtkanlığı yapıldığı bir ortamda genel af ve barışçıl yöntemlerin savunuluyor olması gerçekten yüreklice. Rapor karanlığa sürüklenmek istenen Türkiye önünde bir ışık adeta!
Yapılan tespitler, barışa köprü kurmak yerine savaşı daha da derinleştirme gayreti içinde olanların pek hoşlanacağı şeyler değil. Bu güne dek sorun askeri yöntemlerle çözülmeye çalışıldı. Gelinen nokta ortada!
Silvan saldırısı sonrasında bazı çevrelerin sazı yine 'sınır ötesi harekat, son PKK'lı yok edilene kadar topyekûn savaş' çalmaya başladı. Bu daha çok kan ve gözyaşı anlamına geliyor. Sonrasında daha daha çok kan, daha daha çok gözyaşı elbette. Çözüm yerine yine çözümsüzlük…
Dağ taş genç mezarlarıyla doldu, çığırtkanlar hala vazgeçmedi alışkanlıklarından. Bu kez de Sri Lanka ve Tamil gerillaları örneği konuşulmaya, PKK'lılara Tamil Kaplanları akıbeti ön görülmeye başlandı.
Ne burası Sri Lanka, ne muhatap Tamil Kaplanları. Kurtarılmış bölgeler, deniz ve hava kuvvetleri, polisleri ve hatta vergi daireleri gibi bölgesel ve örgütsel herhangi bir benzerlikleri yok. Stratejik bir ortak noktadan kesinlikle bahsedilemez.
Kim ne söylerse söylesin AKP hükümetinin soruna yaklaşımı diğer hükümetlerden farklı. Söylenmeyenleri söylediler, 'yasakları' çiğnediler, tabuları alt üst ettiler. Silah dışında çözüm arayarak, kolaycılığı değil zoru tercih ettiler.
Ana muhalefetin lideri 'komutanlar hapiste ondan böyle oluyor' diyerek kendince 'komiklik' yaparken, hükümet olaya Türkiye'nin hiç de alışık olmadığı şekilde yaklaşıyor. İlk kez çatışmalar sivil gözle inceleniyor, raporlar hazırlıyor. İhmaller araştırılıyor, sorumlular görevden uzaklaştırıyor, olay yargıya taşınıyor.
Böylesi hassas bir dönemde, öfkenin değil sağduyunun galip gelmesi önemli. Umarım yeni anayasa çalışmaları Kürt sorununu kökten çözüme ulaştıracak, kalıcı barışı sağlayacak maddeleri içerir. Yarının dünden daha iyi olması için bu gerekli.