Arkadaşım Gazeteci Müyesser Yıldız, ODATV soruşturmasında tutuklanan bir eş, bir ana ve kalbi Türkiye sevdasıyla dolu bir Kürt kızıdır. Kocası Emniyet Genel Müdürlüğünde, 'Emniyet Müdürü' olarak çalışır.
Kendisini eski Bakanlarımızdan Refaaddin Şahin ve Ayvaz Gökdemir'e danışmanlık yaptığı günlerden beri tanırım. Pırıl pırıl bir zeka, yorulmak nedir bilmeyen bir gayret, ailesine ve çevresindeki herkese yardım için çarpan bir yürek.
Kendisini eski Bakanlarımızdan Refaaddin Şahin ve Ayvaz Gökdemir'e danışmanlık yaptığı günlerden beri tanırım. Pırıl pırıl bir zeka, yorulmak nedir bilmeyen bir gayret, ailesine ve çevresindeki herkese yardım için çarpan bir yürek.
Müyesser tutuklandığında, onu tanıyan herkes gibi; 'Haydi be, bu kadar da olur mu, Müyesser kim örgüt kim?' demiştim.
Müyesser Yıldız, cezaevinden Eşbaşkan Erdoğan'a bir mektup yazmış, özetle şöyle diyor;
'Benim gazetecilik dışında bir faaliyetim olduğunu objektif, hukuka ve vicdana uygun şekilde ispat ediniz, ettiriniz. Namusum ve şerefim üzerine diyorum ki, değil ömür boyu hapis yatmaya, intihar etmeye hazırım. Değilse, bu iftiraları atanları, size yanlış bilgi verenleri derhal görevden almalısınız' dedi.
'Benim gazetecilik dışında bir faaliyetim olduğunu objektif, hukuka ve vicdana uygun şekilde ispat ediniz, ettiriniz. Namusum ve şerefim üzerine diyorum ki, değil ömür boyu hapis yatmaya, intihar etmeye hazırım. Değilse, bu iftiraları atanları, size yanlış bilgi verenleri derhal görevden almalısınız' dedi.
Müyesser Yıldız, doğru kişiye fakat yanlış adrese mektup yazmış. Doğru adres şu şekilde olmalıydı;
Sayın R.T.Erdoğan: Ergenekon İsimli Davanın Gönüllü Başsavcısı- Dolmabahçe Sarayı-İstanbul…
Sayın R.T.Erdoğan: Ergenekon İsimli Davanın Gönüllü Başsavcısı- Dolmabahçe Sarayı-İstanbul…
İşte doğru kişi ve doğru adres budur. Eğer 'Hukuk Devleti' olduğunu iddia eden bir ülkenin Başbakanı, televizyonlardan 'Ben bu davanın Savcısıyım' diyebiliyorsa orada Hukuk Devleti, Adil ve Doğru Yargılanma, kişi hak ve özgürlükleri bitmiş demektir. Bu bir 'Karşı Devrim'dir'.
Anlayamadığım, ellerinden en kıymetli varlıklarından olan 'Hukuk Devleti' ilkesi gasp edilen insanların bu korkunç durum karşısında nasıl sessiz kalabildikleridir.
Anlayamadığım, ellerinden en kıymetli varlıklarından olan 'Hukuk Devleti' ilkesi gasp edilen insanların bu korkunç durum karşısında nasıl sessiz kalabildikleridir.
Müyesser Yıldız doğal olarak suçunun ne olduğunu bilmiyor. İsyanı da, feryadı da bu sebeptendir.
Ama ben, onu çok iyi tanıyan bir ağabeyi olarak suçlarını(çünkü çok suçu var) biliyorum.
Yazayım hem o öğrensin ve bir daha bu suçları işlemesin, hem de Türk Milleti öğrensin…
Ama ben, onu çok iyi tanıyan bir ağabeyi olarak suçlarını(çünkü çok suçu var) biliyorum.
Yazayım hem o öğrensin ve bir daha bu suçları işlemesin, hem de Türk Milleti öğrensin…
*Müyesser, sen Kürt kökenli bir aydın olarak Türkiye'nin birliğine, beraberliğine, bütünlüğüne sahip çıktın. Ülkemizi bölmek isteyen şarlatanlara hiç prim vermedin. Geçimini sağlamak için karınca gibi çalıştın. Hayatında ne ihale takip ettin, ne de kocan dahil bir polise tokat bile atamadın. Eğer bölücülük yapsaydın, Atatürk yerine Apo'yu önder kabul etseydin, BDP Milletvekili Sebahat Kabahat gibi, polise 73 Milyon insanın önünde okkalı bir tokat atsaydın, AKP İktidarı için muteber kişi olurdun..
*Eşin cemaatin polisi olacağına, devletin polisi olmayı tercih etmiştir. Halbuki eski Genel Müdürü gibi, devletin adamı olacağına AKP'nin adamı olsaydı, o da bir yerden milletvekili yapılırdı, senin de başına bunlar gelmezdi.
*Bunlarla da yetinmedin oturdun çalıştın, göz nuru akıttın, her türlü zorluğa göğüs gererek bir kitap yazdın. Kitabının ismi; '100 Yılın Hesabı/Türk'ü Tasfiye Planı.' Kitabınla cemaatleri, dış düşmanlarla işbirliği yapanları deşifre ettin…
Bunlar suçlarından bazıları be kardeşim, dua et seni hemen asmadılar! Bu zamanda vatansever olmaktan, Türkiye'yi sevmekten, Türklüğü savunmaktan büyük suç olur mu?..
Bir kendine bak, bir de Cengiz Çandar'a, Çetin Altan'ın çocuklarına, Cemaatin kalemlerine, Taraf Gazetesinin yazarlarına, Vakitçilere, Hizbullahçılara, İshak Alaton'a, Karı-Koca Boynerlere bak.
Kafayı çalıştırıp onlar gibi olsana. Neyine gerek senin Türkiye'yi ve tüm insanlarını sevmek!...
Bir kendine bak, bir de Cengiz Çandar'a, Çetin Altan'ın çocuklarına, Cemaatin kalemlerine, Taraf Gazetesinin yazarlarına, Vakitçilere, Hizbullahçılara, İshak Alaton'a, Karı-Koca Boynerlere bak.
Kafayı çalıştırıp onlar gibi olsana. Neyine gerek senin Türkiye'yi ve tüm insanlarını sevmek!...
Biliyorum sen de benim gibi inatçısın. Ayaklarının önüne dünyaları serseler Atatürk'ün, Türkiye'nin, insanlarının aleyhine bir iş yapmazsın, yapamazsın. Başını dik tut. Allahtan ve Türk Adaletinden başka kimseden yardım isteme, mektup filan da yazma. Bu sıkıntıların, senin ve arkadaşlarının başına gelmesine yol verenlere mektup yazıp, elini kolunu yorma, mürekkep tüketme. Bu sıkıntılı günlerde yeni bir kitap yaz. Hem akıl sağlığına, hem ruh sağlığına, hem de vücut sağlığına iyi gelir.
Dediğim gibi sağlam dur, bu günler de geçer. Utanacak olanlar, sana ve arkadaşlarına bu tuzakları kuranlar ve hizmet ettiğin AKP'li iki Bakan'dır. Sen yakında gene başın dik olarak dolaşacaksın, ya onlar?...
Not 1: Bir ülkede bir kişi dahi, suçsuz yere cezaevinde bulunuyor ve insanlar bu haksızlığa karşı çıkmıyorlarsa, o ülkede yaşayan tüm insanlar suçludurlar. Böyle ülkelerde Demokrasiyi yaşatmak çok zordur…
Arkadaşım Gazeteci Müyesser Yıldız, ODATV soruşturmasında tutuklanan bir eş, bir ana ve kalbi Türkiye sevdasıyla dolu bir Kürt kızıdır. Kocası Emniyet Genel Müdürlüğünde, 'Emniyet Müdürü' olarak çalışır.
Kendisini eski Bakanlarımızdan Refaaddin Şahin ve Ayvaz Gökdemir'e danışmanlık yaptığı günlerden beri tanırım. Pırıl pırıl bir zeka, yorulmak nedir bilmeyen bir gayret, ailesine ve çevresindeki herkese yardım için çarpan bir yürek.
Kendisini eski Bakanlarımızdan Refaaddin Şahin ve Ayvaz Gökdemir'e danışmanlık yaptığı günlerden beri tanırım. Pırıl pırıl bir zeka, yorulmak nedir bilmeyen bir gayret, ailesine ve çevresindeki herkese yardım için çarpan bir yürek.
Müyesser tutuklandığında, onu tanıyan herkes gibi; 'Haydi be, bu kadar da olur mu, Müyesser kim örgüt kim?' demiştim.
Müyesser Yıldız, cezaevinden Eşbaşkan Erdoğan'a bir mektup yazmış, özetle şöyle diyor;
'Benim gazetecilik dışında bir faaliyetim olduğunu objektif, hukuka ve vicdana uygun şekilde ispat ediniz, ettiriniz. Namusum ve şerefim üzerine diyorum ki, değil ömür boyu hapis yatmaya, intihar etmeye hazırım. Değilse, bu iftiraları atanları, size yanlış bilgi verenleri derhal görevden almalısınız' dedi.
'Benim gazetecilik dışında bir faaliyetim olduğunu objektif, hukuka ve vicdana uygun şekilde ispat ediniz, ettiriniz. Namusum ve şerefim üzerine diyorum ki, değil ömür boyu hapis yatmaya, intihar etmeye hazırım. Değilse, bu iftiraları atanları, size yanlış bilgi verenleri derhal görevden almalısınız' dedi.
Müyesser Yıldız, doğru kişiye fakat yanlış adrese mektup yazmış. Doğru adres şu şekilde olmalıydı;
Sayın R.T.Erdoğan: Ergenekon İsimli Davanın Gönüllü Başsavcısı- Dolmabahçe Sarayı-İstanbul…
Sayın R.T.Erdoğan: Ergenekon İsimli Davanın Gönüllü Başsavcısı- Dolmabahçe Sarayı-İstanbul…
İşte doğru kişi ve doğru adres budur. Eğer 'Hukuk Devleti' olduğunu iddia eden bir ülkenin Başbakanı, televizyonlardan 'Ben bu davanın Savcısıyım' diyebiliyorsa orada Hukuk Devleti, Adil ve Doğru Yargılanma, kişi hak ve özgürlükleri bitmiş demektir. Bu bir 'Karşı Devrim'dir'.
Anlayamadığım, ellerinden en kıymetli varlıklarından olan 'Hukuk Devleti' ilkesi gasp edilen insanların bu korkunç durum karşısında nasıl sessiz kalabildikleridir.
Anlayamadığım, ellerinden en kıymetli varlıklarından olan 'Hukuk Devleti' ilkesi gasp edilen insanların bu korkunç durum karşısında nasıl sessiz kalabildikleridir.
Müyesser Yıldız doğal olarak suçunun ne olduğunu bilmiyor. İsyanı da, feryadı da bu sebeptendir.
Ama ben, onu çok iyi tanıyan bir ağabeyi olarak suçlarını(çünkü çok suçu var) biliyorum.
Yazayım hem o öğrensin ve bir daha bu suçları işlemesin, hem de Türk Milleti öğrensin…
Ama ben, onu çok iyi tanıyan bir ağabeyi olarak suçlarını(çünkü çok suçu var) biliyorum.
Yazayım hem o öğrensin ve bir daha bu suçları işlemesin, hem de Türk Milleti öğrensin…
*Müyesser, sen Kürt kökenli bir aydın olarak Türkiye'nin birliğine, beraberliğine, bütünlüğüne sahip çıktın. Ülkemizi bölmek isteyen şarlatanlara hiç prim vermedin. Geçimini sağlamak için karınca gibi çalıştın. Hayatında ne ihale takip ettin, ne de kocan dahil bir polise tokat bile atamadın. Eğer bölücülük yapsaydın, Atatürk yerine Apo'yu önder kabul etseydin, BDP Milletvekili Sebahat Kabahat gibi, polise 73 Milyon insanın önünde okkalı bir tokat atsaydın, AKP İktidarı için muteber kişi olurdun..
*Eşin cemaatin polisi olacağına, devletin polisi olmayı tercih etmiştir. Halbuki eski Genel Müdürü gibi, devletin adamı olacağına AKP'nin adamı olsaydı, o da bir yerden milletvekili yapılırdı, senin de başına bunlar gelmezdi.
*Bunlarla da yetinmedin oturdun çalıştın, göz nuru akıttın, her türlü zorluğa göğüs gererek bir kitap yazdın. Kitabının ismi; '100 Yılın Hesabı/Türk'ü Tasfiye Planı.' Kitabınla cemaatleri, dış düşmanlarla işbirliği yapanları deşifre ettin…
Bunlar suçlarından bazıları be kardeşim, dua et seni hemen asmadılar! Bu zamanda vatansever olmaktan, Türkiye'yi sevmekten, Türklüğü savunmaktan büyük suç olur mu?..
Bir kendine bak, bir de Cengiz Çandar'a, Çetin Altan'ın çocuklarına, Cemaatin kalemlerine, Taraf Gazetesinin yazarlarına, Vakitçilere, Hizbullahçılara, İshak Alaton'a, Karı-Koca Boynerlere bak.
Kafayı çalıştırıp onlar gibi olsana. Neyine gerek senin Türkiye'yi ve tüm insanlarını sevmek!...
Bir kendine bak, bir de Cengiz Çandar'a, Çetin Altan'ın çocuklarına, Cemaatin kalemlerine, Taraf Gazetesinin yazarlarına, Vakitçilere, Hizbullahçılara, İshak Alaton'a, Karı-Koca Boynerlere bak.
Kafayı çalıştırıp onlar gibi olsana. Neyine gerek senin Türkiye'yi ve tüm insanlarını sevmek!...
Biliyorum sen de benim gibi inatçısın. Ayaklarının önüne dünyaları serseler Atatürk'ün, Türkiye'nin, insanlarının aleyhine bir iş yapmazsın, yapamazsın. Başını dik tut. Allahtan ve Türk Adaletinden başka kimseden yardım isteme, mektup filan da yazma. Bu sıkıntıların, senin ve arkadaşlarının başına gelmesine yol verenlere mektup yazıp, elini kolunu yorma, mürekkep tüketme. Bu sıkıntılı günlerde yeni bir kitap yaz. Hem akıl sağlığına, hem ruh sağlığına, hem de vücut sağlığına iyi gelir.
Dediğim gibi sağlam dur, bu günler de geçer. Utanacak olanlar, sana ve arkadaşlarına bu tuzakları kuranlar ve hizmet ettiğin AKP'li iki Bakan'dır. Sen yakında gene başın dik olarak dolaşacaksın, ya onlar?...
Not 1: Bir ülkede bir kişi dahi, suçsuz yere cezaevinde bulunuyor ve insanlar bu haksızlığa karşı çıkmıyorlarsa, o ülkede yaşayan tüm insanlar suçludurlar. Böyle ülkelerde Demokrasiyi yaşatmak çok zordur…