Belli bir entelektüel kesimin dışında kimsenin iki satır dahi okumadığı günümüzde… Sık sık soruyorum kendime. Neden yazıyorum? Niye başka yazarlar hala yazmaya devam ediyor? Bu sorulara daha baştan verdiğim cevabın yanı sıra bir de şu var; yazılacak ne kaldı ya da ne yazılmalı?

Bu zamana dek, doğduğumuzdan beri bize öğretilen değerlerle şekillendik. İnsan öldürmek, hele savunmasız masum çocuk ve kadınları öldürmek her dinde günahtır, hatta savaş kurallarına aykırıdır diye belledik. 7 Ekim 2023 Gazze Savaşı başladığından beri, bunun ve daha pek çok insani ya da vicdani ilkelerin geçersiz olduğunu çok acı bir biçimde deneyimledik. Bu yüzden bu tarihten itibaren artık hiçbir şey ve hiçbir kavram eskisi gibi değil ve olmayacak…

Bu yazı bir iç dökme yazısı değil. Bir isyan yazısı da değil. Bu yazı, insan denilen canlının, hayatına soktuğu araçların gelişmişliği dışında, hayvanlardan hiçbir farkının olmadığını anlattığım bir yazıdır. Kullandığımız bütün imkanları, tıpkı hayvanlar gibi ihtiyaç ve zevklerimizi karşılamak için kullanıyoruz. Hayvanlar çok daha basit ve ilkel araçlar kullanıyor. Biz insanlar ise çok daha sofistike araçlar kullanıyoruz. Ama bunun dışında; yaşam ereği açısından, hayvanlardan çok daha üstün ya da ulvi bir yerde değiliz. İşte benim son zamanlarda, iyiden iyiye kabullendiğim en çıplak ve yalın gerçek bu!

Kimse bana dinlerden ya da dindar insanlardan bahsetmesin. Hele Batı’nın uygarlık alanındaki sanat, felsefe, edebiyat, hukuk ve benzeri disiplinlerde, insanlığın gelişimine sağladığı katkılar konusunda falan ağzını bile açmasın. Mehmet Akif Ersoy’un mükemmel betimlemesiyle “Medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar” aslında bütün dişleri yerli yerinde, yüzüne yüce değerler maskesini takmış, iyiye ve güzele dair ne kadar umudumuz varsa hepsini çatur çutur yiyor. Gazze’de, Lübnan’da şimdi de İran’da bütün dünyanın gözü önünde masum bebekler, kadınlar, yaşlılar yani siviller İsrail ve Siyonist lobilerin uşağı Amerika ve müttefikleri tarafından apaçık bir soykırıma uğratılıyor. Sekiz milyar insan seyrediyor…

Bundan böyle Batı’nın “İnsan hakları, savaşta sivillerin hakları, insan onuru, adalet, savaş suçları, insani yardım, uluslararası hukuk” gibi retoriklerine kim inanır? Hukuk fakültelerinde öğrencilere ne öğreteceksiniz? Tarih kitaplarına, bunca zulüm, insanlık suçu ve utancı yaşanırken, dünyanın geri kalanının bunu neden önlemediğini nasıl yazacaksınız? Bu kadar iğrençliğe ve acıya rağmen, hala nasıl yaşamdan zevk duymaya devam edebildiğinizi, çocuklarınıza ya da torunlarınıza nasıl anlatacaksınız? Yalın olan tek gerçek; hiçbir kavramın hükmünün kalmadığıdır. Savaşan devletler arasında yapılan ya da yapılacak hiçbir anlaşmanın geçerliliğinin olmayacağı gibi.

Dünya gemisi çok su aldı. Batıyoruz. Ne bedenlerimiz ne de olmayan ruhlarımız hiçbir limana sağ varamayacak. Öteki dünya denen yer yani ahiret var ise de orada bizi karşılayan huriler, içlerinden serin nehirlerin aktığı bir cenneti bulamayacağız. Derin uykumuzdaki rüyadan uyanabilsek bir şansımız olurdu. Artık çok geç…