Oğlumun bir sözü var: 'Anne, sen popüler kültürü anlamıyorsun' diyor. Galiba çok haklı, bir türlü ne Cem Yılmaz'ı sevebildim ne de Gülse Birsel'in yazdığı ve oynadığı 'Yalan Dünya' dizisini. Galiba pek çok kişiye komik gelen konular ve olaylar beni güldürmüyor. Bu durumun kötü mü yoksa iyi mi olduğuna dair bir yorumda bulunmayı hiç istemem. Çünkü hiç kimsenin doğrusunun benim doğrum olmadığını öğreneli oldukça çok zaman oldu. Bu nedenle de 'Yalan Dünya' dizisini zorunlu olmadıkça seyretmiyorum. Ama bir yandan da merak ediyorum: 'Yalan Dünya ne demek?'

Bir dünyada yaşıyorsunuz ama bu dünya aslında yok. Ya da bu dünyada bir şeyler görüyorsunuz ama bütün gördükleriniz aslında yalan. Birisi sizi seviyor ama aslında 'yalan'. Ya da birileri size hizmet veriyor, ders veriyor, karnınızı doyuruyor ve diyor ki: 'bunu sadece seni sevdiğim için yapıyorum' diyor. Aradan bir zaman geçiyor ki, bu 'kocaman bir yalanmış'. Yıkılıyorsunuz, güveninizi yitiriyorsunuz. Yalansız bir dünya arıyorsunuz, yalan söylemeyen insanları bulmaya çalışıyorsunuz, ne yazık ki 'bulamıyorsunuz'. Herkes yalan dünyanın içinde 'yalan insanlar' olmuşlar. Birbirlerinin gözlerine bakıyorlar ve: 'evet pembe yalan söyledim' diyorlar. Çünkü şartlar bunu gerektiriyordu. Ama merak etme yarın sana 'sarı yalan söyleyeceğim' diyorlar. Çünkü yarın, başka bir gün olacak ve söyleyenler bile yalanlarını unutmuş olacaklar.Süleyman Demirel'in dediği :'dün, geride kalan bir gün oluyor'

Genellikle spor merkezlerinde koşu bantlarının ekranlarında bir televizyon kanalı var. Bir yandan koşuyorsunuz bir yandan da bir film, bir dizi ya da maç seyrederek vaktinizin hızla geçmesini sağlıyorsunuz. Genellikle evde televizyon seyretmediğim için doğal olarak gündemdeki dizileri de takip edemiyorum. Böyle bir zaman dilimi özellikle ülkemizde hangi diziler seyrediliyor ya da kimler ne tür filmler çekiyor konularında fikir sahibi olabilmem için çok yararlı oldu. Geçtiğimiz günler içerisinde, koşu bandının ekranındaki kanalları seçerken birden geçtiğimiz seneler içerisinde çok meşhur dizilerde oynayan bazı aktörlerin yeni çekilen filmlerinden birisi gözüme takıldı. Dizinin ne konusu beni çekti, ne de dizi de oynayan kişilerin kimler oldukları. Birden bu meşhur oyuncuların normal hayatlarında ve dizilerde 'başları açık' iken birden bu dizi nedeniyle 'başlarını örttüklerini' gördüm. Seyrettiğim kanal, ne Kanal 7'diydi, ne de Samanyolu TV.. Bu iki kanal zaten yıllar boyunca aynı çizgilerini koruyarak yayın yapan kanallardı. Ama benim seyrettiğim kanal şu anda ülkemizde daha popüler olan kanallar arasındaydı. Peki bu kadınlar ve genç kızlar, neden başlarını bağlamışlardı? Neden örtünmeyi tercih etmişlerdi? Çok mu para almışlardı? Aktör olmak her role bürünmek mi demekti? Peki neden bu günler içinde bu tür dizilerin çekimine başlanmıştı?
Birbiri ardına gelecek soruları sormaya başlamıştım nefesin kesilinceye kadar. Bir ara nefret ettim gördüklerimden. Bu yalan dünyanın yalan insanlarından. Şekilden şekle giren kişilerden. Birden gözlerimin önüne gazete kupürleri geldi. Hac yolculuğuna giden sanatçılar, Umreye giden ve Tanrı yolunda olduklarını söyleyen milletvekilleri gözlerimin önünden geçti. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. İnsanların ne kadar riyakar olduklarını düşündüm. Peki dedim, böyle davranan kişilere toplum hangi gözle bakıyor? Aslında din ile imanla hiç alakası olmadığını düşündüğümüz kişiler, şimdi avantadan bir şeyler koparabilir miyiz diye neden cemaatlerin yanlarında bulunuyorlar? Neden girdikleri 'ihale'de kendi şirketlerine imkanlar sağlamak için insanlar '….mış gibi davranıyorlar?'.

Bu düşünceler içinde bu ülkede neler oluyor diye bir arkadaşıma yakarışta bulunurken, onun bana: 'bana da çok para versinler, ben de kapanırım ne olacak ki' demesi artık bardağı taşıran son damla oldu. İsyan etmeye başladım. Ülkemin nereye gittiğini öğrenmek istedim !! insanlığın bu kadar nasıl bozulmuş olabileceğini anlamak istedim !! Atatürk'ün koymuş olduğu ilkeleri, demokrasinin temel değerlerini neden değiştirdiğimizi düşündüm ve işin içinden çıkamadım. Çünkü bu düşüncemin arkasında 'Türk insanının' kendi değerlerine ve ilkelerine ne kadar bağlı oldukları ortaya çıkıyordu. Sadece çok küçük paralara ülkelerini satan kişiler tanıdım.
Sadece bir balıkçı motoruna bir bidon mazot doldurduğu için, ya da hayatta oğluna hiç bilgisayar alabilme şansı yok iken, ona küçük bir bilgisayar alan siyasetçiye 'oyunu satan insanlar' tanıdım. Ben ülkemi, gelişmişlik düzeyi yüksek ülkeler arasında görmek için mücadele ederken, bunun için gençler yetiştirmeye çalışırken 'ne olur ki, bu bir film diyerek başını bağlayan', 'ne olur ki bir defa da bu partiye oy versek diyen', 'başı bağlı daracık elbisesi ile yolda yürüyen', 'oğlunu-kızını işe sokmak için Cuma namazlarına giden', 'namaz kılarken çalan-çırpan', ne günahtan ne imandan anlamayan insanlardan çok rahatsız olmaya başladım artık…

Sizin de çevrenizde 'Yalan dünyanın, yalan İnsanları var mı?' Bu kişilere bence bir şeyler söylemek gerekiyor. Onlara paye vermemek gerekiyor. Onları yüceltmemek gerekiyor. Ancak böylelikle 'ilkeli ve değerli' olabiliriz. Şimdi olmazsak da, bundan sonra asla olamayız. Ben, tepkilerimi gösteriyorum ve söylüyorum. Ya, siz?