'Kötülük, iyilikten çok doğurgandır' demiş, romancı Murat Menteş. Dudak büküyorum önce. Gazetenin sonraki iki sayfasındaki bir başka röportajda yıkılıyorum. İçim sıkılıyor. Gözlerim doluyor. Tepeden tırnağa isyana kesiliyorum. Ne kadar doğru söylemiş oysa Menteş. Çünkü bu ülke, 'kötülük diyarı' olmuş. Sayısız medeniyete beşiklik eden bu topraklar, ne yazık ki vicdanını yitirmiş.
***
O iki sayfada Ali İsmail Korkmaz'ın öyküsü var. 'Sopalı çakalların' henüz 19'unda yaşamdan kopardığı Ali'yi anlatmış annesi. Fotoğraf çekilirken ağlayan koca adamın, kendi yaşamını çocukları için feda etmiş bir babanın gözyaşları birikmiş o iki sayfada. Çocukluktaki neşeli hikayelerini anlatmış arkadaşları ile acısını içine gömmüş olan ağabeyi…

***
Ali İsmail, arkadaşlarını toplayıp, yaşlılara kitap okurmuş.
Mavi kapak toplamak için herkesi seferber edermiş.
Pink Floyd dinler, Fenerbahçe'ye taparmış, doğa yürüyüşleri yaparmış.
Kaza geçiren servis şoförü hastanedeyken, ona ayıp olur diye bir yıl dolmuşa binmiş.
En sarsıcı olanı, eve giriyor diye bir yılanı öldüren babasının karşısına dikilmesiymiş.
'Canını sen mi verdin de öldürdün. Bir canlıya nasıl kıyarsın' diye haykırmış.
***

Ölen bir yılana günlerce üzülen o güzel yürekli genç, Gezi Parkı eylemi yaptı diye sopalarla hunlarca dövüldü Eskişehir'de. Barış içinde yaşasın bu ülke, kimse kimsenin hayatına karışmasın diye çıkmıştı yola. 37 gün boyunca yaşama tutunmaya çalışırken, o zayıf nefesini duymadı ülkesi. Yitip gittiğinde de katillerini bulmak için kılını kıpırdatmadı kimse. Devletin valisi denilen biri çıkıp, 'Polise suç atmak için arkadaşları dövmüştür' dedi.
***
Üniversite eğitimi için Eskişehir'e gönderdiği oğluna kıyanlarla ilgili o annenin söylediği şu sözler var, can yakıyor: 'Hangi vicdanla bu çocuğa elleri kalktı. Rahat uyuyabiliyorlar mı? Onların evlatları yok mu? Bu yaşıma kadar bir tokat bile atmamışken onlar öldüresiye dövdüler.'
***
Yüz nakli, kol-bacak nakli bile yapabilecek kadar gelişen bu ülke, vicdan nakli yapmanın yolunu bulmak zorunda bir an önce... Çocukluğumda mahallede tanımadığımız birisi de ölse, radyo ya da televizyonu açtırmazdı büyüklerimiz. 'Ayıp' denilirdi. 'O eve ateş düşmüş, siz burada eğlenecek misiniz' diye çıkışırlardı.
***
O annenin, şu cümleleri bir başka ders veriyor, anlayabilene: 'Onlara bu yolu verenlerin, onlara darp edin diyenlerin bu çocuğun fotoğrafını görünce içleri, vicdanları sızlamıyor mu? Bana en büyük acıyı yaşattılar ama onlar için bunu dileyemem, dilim varmaz.'
***
Ah be Emel Hanım… Onlara bu yolu verenler, çakallara o sopaları verenlerin ne dediğini, Antakya'da ateş düşmüş olan evinden sanırım duymuyorsun. Onlar Mısır'daki olaylarla ilgili şu anda. 'Orada daha fazla insan öldü ama' diyorlar. Devletin tepesindekiler böyle derken, bu topraklarda yaşayanların yarısından fazlası da kendilerine destek veriyor.
***
Başkasının evlat acısını da kendi yüreğinde yaşardı eskiden bu ülkede yaşayan insanlar. Doğduğu günden beri üzerine titrediği kendi evladı gelirdi akıllara, başkası için de gözyaşı dökülür, onların acıları paylaşılırdı.
***
Bırakın bunu, bu yazının içinde de yer alan Ali İsmail'in fotoğrafına bakan katillerinin, o katilleri bulmak görevleri olan güvenlik güçlerinin, bu ülkeyi adaletle yönetmek zorunda olan yöneticilerin yüreği sızlamıyor işte.
***
İnsanın vicdanı, kendi polisiydi. Çektiği vicdan azabı, suçluyu polisten önce yakalardı.
Kol-bacak, kalp, karaciğer, böbrek, hatta yüz nakli yapabilen bu ülkenin kurtuluşu 'vicdan nakli'nden ve iki damla gözyaşından geçiyor.