Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan hemen sonra 1918 yılının Kasım ayından itibaren İngiliz, Fransız ve İtalyan Emperyalistleri Anadolu'da ilk işgallerine başlarlar.
Padişah Vahdettin ve Sadrazam Ahmet İzzet Paşa bu işgaller karşısında 'dut yemiş bülbül' misali suskun ve çaresizdirler.
İngiliz dostu padişah ve hükümetin başı Sadrazam (Başbakan)ve kabinesinin bu suskunluğu ulus ada yansımış, ulus umutsuzluk ve çaresizlik içerisinde boynu bükük işgali izlemektedir.
Suskun, çaresiz ve boynu bükük olmayı asla içine sindiremeyen bir ulus evladı yaşamaktadır Anadolu topraklarında.
Mustafa Kemal'dir adı.
Hemen sarılır Adana'dan kaleme kağıda Sadrazama 1 Kasım 1918 tarihli bir rapor gönderir.
Silahlı direniş çağrısı yapar bu raporunda.
Üç gün sonra da Adana'da buluştuğu Ali Fuat Paşa ile görüşmesinin ardından ilk direniş yuvalarının kurulmasına karar verir.
2 Aralık 1918 tarihinde Trakya Paşaeli ve Doğu Anadolu Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri kurularak örgütlenme çalışmalarına başlanır.
İşgallere karşı ilk silahlı direniş sesi küçücük bir köyden gelir.
19 Aralık 1918 de Hatay Dörtyol Karakese Köyü halkından bir grup düşmana ilk kurşunu sıkar.
Halk yavaş yavaş uyanmaktadır.
İşgale karşı kurulan örgütlenmeler hızla artmaya başlar.
15 Mayıs 1919'da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilir.
Bardağı taşıran son damladır bu.
Gazeteci Hasan Tahsin Yunana İzmir'de ilk kurşunu sıktığında bu dünyaya ilan edilen' ilk direniş işareti' dir de.
İzmir'in işgali ulusun onurunu derinden yaralamıştır.
Dört gün sonra Mustafa Kemal Samsun'a çıkar.
Yurt çapında gerçek anlamda düşmana karşı direnişe geçme düşünceleri de İzmir'in işgaliyle başlamıştır artık.
Ya Padişah Vahdettin ne yapmaktadır tüm bu süreçte?..
Vahdettin ve İstanbul Hükümeti İngilizleri memnun etme sevdası içerisinde Mondoros Ateşkes Antlaşması'nın hemen ardından 5 Kasım 1918'de ordunun onda dokuzunun terhis edilerek, erlerin memleketlerine gönderilmesine yönelik bir kararnameyi tereddüt göstermeden imzalayıp yürürlüğe koyarlar.
İngilizlerin tutuklayıp Malta'ya sürgüne gönderdikleri yurtsever ve başarılı komutanlar Ali İhsan Paşa ve Yakup Şevki Paşa'nın ardından gıklarını bile çıkaramazlar.
Kuvayı Milliye'nin kuruluş çabalarını öfkeyle izleyen padişah ve havanesi terhis ettikleri orduyu daha da etkisizleştirmek için Kuvayı Milliye'ye yardım eden Cemal Paşa ve Cevat Paşa gibi ulusalcı komutanları görevden almaya, tasfiye etmeye başlarlar.
Aktif orduları dağıtan Padişah, İngiliz'e direnmeyerek, kendini ve hükümeti koruyacak başka bir ordunun kurulması için harekete geçer.
İstanbul Muhafızlığı ve 25. Kolordu Komutanlığı işte bu türden ordulardır .
Onların görevleri işgale direnmeyip İstanbul'da asayişi sağlamak, padişahı ve hükümeti korumak, ittihatçı ve ulusalcıların tutuklanmasıdır artık.
Bu yapay ordulardan bir tanesi de Askeri Nigehban Cemiyetidir.
Görevi, milli harekete karşı olmak, İzmir'in işgalinden sonra Ege'de kurulan direniş örgütlenmeleri ve bunlara yardım eden subaylara karşı psikolojik harekat örgütlemek, ordunun ve subayların direnişte bulunan çetelere desteğini engellemektir.
İzmir on beş gündür işgal altındadır.
Vahdettin'in Şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi bir yandan' Ordunun görevi oruç tutmaktır' diyerek fetvalar verir.
Ali Kemal gibi padişah yanlısı hain gazeteciler yazılarında ' Artık harp ve darp ile yapılacak bir şey yoktur' ' Ordunun beş vakit namazda Padişah'a duadan gayri bir şey bilmemesi lazımdır' diye çağrılar seslendirirler.
İngilizlerin desteğiyle Padişahın kurdurduğu orduların en önemlisi milli hareketi yok etmek için 18 Nisan 1920 'de oluşturulan Kuvayı İnzibatiye( Halifelik Ordusu) dur.
Görevi Anadolu'da düşmana karşı mücadele eden milliyetçileri yok etmektir.
Bu ordular Mondros Antlaşmasına aykırı bir şekilde kurulmasına rağmen İngilizlerden destek almaktadır.
İstanbul'daki tüm silah depoları İngilizlerin kontrolündedir.
Ancak bu depolardan Vahdettin'in ordularına izin yazılarıyla silah alınıp dağıtılmaktadır.
Bunların maaşları dolgun, yiyecekleri de boldur.
Türk ulusu yokluk ve yoksulluk içindedir.
Fakir halk, bu yüksek maaşlarla orduya katılmaya teşvik edilip, özendirilirken,
Mustafa Kemal'in askerleri aç, çıplak ve silahsızdırlar.
Ancak hiç korku yoktur yüreklerinde.
Onlar için, söz konusu vatansa; gerisi teferrüat tır.
Korkutur bu inanç emperyalistleri ve onların uşaklarını.
Durdurmak için milli mücadeleyi kurarlar bu düzmece orduları.
Amaç kardeşi kardeşe kırdırmaktır.
İç savaş başlatırlar.
İstanbul İngiliz işgali altındayken yüksek maaşlı Vahdettin orduları kardeşlerine kurşun sıkmak için Anadolu'ya gönderilirler.
Şeyhülislam Dürrizade Abdullah ' Anadolu'daki ulusalcı liderlerin ve Kuvayı Milliyeci'lerin öldürülmelerinin caiz olduğunu, onlara karşı savaşırken ölenlerin şehit, kalanların gazi olacağını duyuran fetvalar verir.
Ancak tüm bu çabalar boşunadır.
23 Mayıs 1919'da milli kuvvetlerin başındaki Ali Fuat Paşa Anzavur komutasındaki Halife ordusunu Adapazarı ve Sakarya'da yenip perişan eder.
Bir çok çatışmada geri püskürtülür Vahdettin'in ordusu.
Moralmen çöker asker, bir çoğu da ulusalcılara katılır.
25 Haziran 1920'de Halife Ordusuna resmen son verir Vahdettin.
Padişah Vahdettin ve Sadrazamı Damat Ferit pes etmez yedikleri bu darbeden.
İngilizlerin izni ve desteğiyle sonuncu güdümlü orduyu da 'Kuvayı Seferiye' adıyla kurma kararı alırlar.
Bu ordu 25 000 kişilik Jandarma ve 15 000 kişilik yeni bir tümenden oluşacaktır.
Milli mücadele karşıtı ordular kurmak yetmez padişah Vahdettin'e .
Mustafa Kemal ve arkadaşlarını da Divan-ı Harb'e verir.
Gıyaplarında ölüm cezalarına çaptırılır Kuvvacı Komutanlar .
Atatürk'ün nişan ve madalyalarını hükümsüz sayar padişah.
Ankara, yurt savunması için canını dişine katmışken, İstanbul'da saraylarda yaşayanlar İngilizlerin emrinde kukla, isyancıların arkasında destek olup milli mücadeleyi zayıflatma peşindeydiler.
Ama ne emperyalistin gücü yetti, ne içteki hainlerin.
Ne Vahdettin engelleyebildi zaferi, ne de Damat Ferit .
Sonunda denize döküldü düşman, kuruldu Atatürk Türkiye'si.
Padişah Vahdettin ve Sadrazam Ahmet İzzet Paşa bu işgaller karşısında 'dut yemiş bülbül' misali suskun ve çaresizdirler.
İngiliz dostu padişah ve hükümetin başı Sadrazam (Başbakan)ve kabinesinin bu suskunluğu ulus ada yansımış, ulus umutsuzluk ve çaresizlik içerisinde boynu bükük işgali izlemektedir.
Suskun, çaresiz ve boynu bükük olmayı asla içine sindiremeyen bir ulus evladı yaşamaktadır Anadolu topraklarında.
Mustafa Kemal'dir adı.
Hemen sarılır Adana'dan kaleme kağıda Sadrazama 1 Kasım 1918 tarihli bir rapor gönderir.
Silahlı direniş çağrısı yapar bu raporunda.
Üç gün sonra da Adana'da buluştuğu Ali Fuat Paşa ile görüşmesinin ardından ilk direniş yuvalarının kurulmasına karar verir.
2 Aralık 1918 tarihinde Trakya Paşaeli ve Doğu Anadolu Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri kurularak örgütlenme çalışmalarına başlanır.
İşgallere karşı ilk silahlı direniş sesi küçücük bir köyden gelir.
19 Aralık 1918 de Hatay Dörtyol Karakese Köyü halkından bir grup düşmana ilk kurşunu sıkar.
Halk yavaş yavaş uyanmaktadır.
İşgale karşı kurulan örgütlenmeler hızla artmaya başlar.
15 Mayıs 1919'da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edilir.
Bardağı taşıran son damladır bu.
Gazeteci Hasan Tahsin Yunana İzmir'de ilk kurşunu sıktığında bu dünyaya ilan edilen' ilk direniş işareti' dir de.
İzmir'in işgali ulusun onurunu derinden yaralamıştır.
Dört gün sonra Mustafa Kemal Samsun'a çıkar.
Yurt çapında gerçek anlamda düşmana karşı direnişe geçme düşünceleri de İzmir'in işgaliyle başlamıştır artık.
Ya Padişah Vahdettin ne yapmaktadır tüm bu süreçte?..
Vahdettin ve İstanbul Hükümeti İngilizleri memnun etme sevdası içerisinde Mondoros Ateşkes Antlaşması'nın hemen ardından 5 Kasım 1918'de ordunun onda dokuzunun terhis edilerek, erlerin memleketlerine gönderilmesine yönelik bir kararnameyi tereddüt göstermeden imzalayıp yürürlüğe koyarlar.
İngilizlerin tutuklayıp Malta'ya sürgüne gönderdikleri yurtsever ve başarılı komutanlar Ali İhsan Paşa ve Yakup Şevki Paşa'nın ardından gıklarını bile çıkaramazlar.
Kuvayı Milliye'nin kuruluş çabalarını öfkeyle izleyen padişah ve havanesi terhis ettikleri orduyu daha da etkisizleştirmek için Kuvayı Milliye'ye yardım eden Cemal Paşa ve Cevat Paşa gibi ulusalcı komutanları görevden almaya, tasfiye etmeye başlarlar.
Aktif orduları dağıtan Padişah, İngiliz'e direnmeyerek, kendini ve hükümeti koruyacak başka bir ordunun kurulması için harekete geçer.
İstanbul Muhafızlığı ve 25. Kolordu Komutanlığı işte bu türden ordulardır .
Onların görevleri işgale direnmeyip İstanbul'da asayişi sağlamak, padişahı ve hükümeti korumak, ittihatçı ve ulusalcıların tutuklanmasıdır artık.
Bu yapay ordulardan bir tanesi de Askeri Nigehban Cemiyetidir.
Görevi, milli harekete karşı olmak, İzmir'in işgalinden sonra Ege'de kurulan direniş örgütlenmeleri ve bunlara yardım eden subaylara karşı psikolojik harekat örgütlemek, ordunun ve subayların direnişte bulunan çetelere desteğini engellemektir.
İzmir on beş gündür işgal altındadır.
Vahdettin'in Şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi bir yandan' Ordunun görevi oruç tutmaktır' diyerek fetvalar verir.
Ali Kemal gibi padişah yanlısı hain gazeteciler yazılarında ' Artık harp ve darp ile yapılacak bir şey yoktur' ' Ordunun beş vakit namazda Padişah'a duadan gayri bir şey bilmemesi lazımdır' diye çağrılar seslendirirler.
İngilizlerin desteğiyle Padişahın kurdurduğu orduların en önemlisi milli hareketi yok etmek için 18 Nisan 1920 'de oluşturulan Kuvayı İnzibatiye( Halifelik Ordusu) dur.
Görevi Anadolu'da düşmana karşı mücadele eden milliyetçileri yok etmektir.
Bu ordular Mondros Antlaşmasına aykırı bir şekilde kurulmasına rağmen İngilizlerden destek almaktadır.
İstanbul'daki tüm silah depoları İngilizlerin kontrolündedir.
Ancak bu depolardan Vahdettin'in ordularına izin yazılarıyla silah alınıp dağıtılmaktadır.
Bunların maaşları dolgun, yiyecekleri de boldur.
Türk ulusu yokluk ve yoksulluk içindedir.
Fakir halk, bu yüksek maaşlarla orduya katılmaya teşvik edilip, özendirilirken,
Mustafa Kemal'in askerleri aç, çıplak ve silahsızdırlar.
Ancak hiç korku yoktur yüreklerinde.
Onlar için, söz konusu vatansa; gerisi teferrüat tır.
Korkutur bu inanç emperyalistleri ve onların uşaklarını.
Durdurmak için milli mücadeleyi kurarlar bu düzmece orduları.
Amaç kardeşi kardeşe kırdırmaktır.
İç savaş başlatırlar.
İstanbul İngiliz işgali altındayken yüksek maaşlı Vahdettin orduları kardeşlerine kurşun sıkmak için Anadolu'ya gönderilirler.
Şeyhülislam Dürrizade Abdullah ' Anadolu'daki ulusalcı liderlerin ve Kuvayı Milliyeci'lerin öldürülmelerinin caiz olduğunu, onlara karşı savaşırken ölenlerin şehit, kalanların gazi olacağını duyuran fetvalar verir.
Ancak tüm bu çabalar boşunadır.
23 Mayıs 1919'da milli kuvvetlerin başındaki Ali Fuat Paşa Anzavur komutasındaki Halife ordusunu Adapazarı ve Sakarya'da yenip perişan eder.
Bir çok çatışmada geri püskürtülür Vahdettin'in ordusu.
Moralmen çöker asker, bir çoğu da ulusalcılara katılır.
25 Haziran 1920'de Halife Ordusuna resmen son verir Vahdettin.
Padişah Vahdettin ve Sadrazamı Damat Ferit pes etmez yedikleri bu darbeden.
İngilizlerin izni ve desteğiyle sonuncu güdümlü orduyu da 'Kuvayı Seferiye' adıyla kurma kararı alırlar.
Bu ordu 25 000 kişilik Jandarma ve 15 000 kişilik yeni bir tümenden oluşacaktır.
Milli mücadele karşıtı ordular kurmak yetmez padişah Vahdettin'e .
Mustafa Kemal ve arkadaşlarını da Divan-ı Harb'e verir.
Gıyaplarında ölüm cezalarına çaptırılır Kuvvacı Komutanlar .
Atatürk'ün nişan ve madalyalarını hükümsüz sayar padişah.
Ankara, yurt savunması için canını dişine katmışken, İstanbul'da saraylarda yaşayanlar İngilizlerin emrinde kukla, isyancıların arkasında destek olup milli mücadeleyi zayıflatma peşindeydiler.
Ama ne emperyalistin gücü yetti, ne içteki hainlerin.
Ne Vahdettin engelleyebildi zaferi, ne de Damat Ferit .
Sonunda denize döküldü düşman, kuruldu Atatürk Türkiye'si.
Ve hala direniyor dimdik ayakta kalmaya yeni Vahdettinler ve Damat Ferit'ler çıkıp dursa da.