Rahmetli edebiyat öğretmenim Hasan Sarı; 'Bir toplum bilgi sahibi olmadan nasıl bu denli fikir sahibi olabilir' diye her defasında biraz da dövünerek şaşkınlığını dile getirirdi. Öğretmenim rahmetli olalı epeyce zaman oldu, ne yazık ki geçen sürede bilgilenme adına atılmış toplumsal bir adım olduğu pek söylenemez.
Bu sözün teyidi için fikir üretme merkezi olarak görebileceğimiz kahvehanelere bir göz atmak yeterlidir sanırım. O mekanlarda her biri futbol dehası, her biri politika hatta tıp, moda, sanat, sinema uzmanı nicelerini görmek mümkün.
Taraftarı olduğu takımın teknik adamına, takım kurgusundan futbolcu seçimine, oyun taktiğinden oyuncu değişimine kadar öyle eleştiriler yapılır ki, dersiniz ki adam futbol dehası! Tüm popüler konularda mutlaka 'fikir' sahibidir bu 'bilenler'…
Zaman zaman çözüme yönelik 'öneriler' olsa da sohbetlerde, temeli genellikle eleştiriler oluşturur. Yanlış ve eksik odaklı, mevcut üzerinde hata aramanın dayanılmaz cazibesi, her defasında 'öneri' bombardımanına dönüşür. Bu durumda doğal olarak çevredeki mangal külleri hareketlenir!
Ülke yönetiminden, futbola… Resim ve heykelden, modaya… Sinemadan tiyatroya yanlışlar sıralanır bir bir… Dört cümle 'doğru' ile ülke kurtarılır, resim, heykel, moda, sinema ve tiyatroya yön verilir! Sanırsınız tek doğru, mutlak doğru karşınızda duruyor!
Kars'taki İnsanlık Anıtı heykelini Başbakan Erdoğan'ın 'ucube' olarak nitelendirmesi ve yıkılmasını istemesinin ardından bu kez de 'heykel uzmanı' oluverdi 'bilenler'… Bundan dolayıdır ki, hiç gitmedikleri Kars'ın, hiç görmedikleri heykeli hakkındaki 'fikirlerin' ortalık yere dökülmesi uzun sürmedi.
Ne var ki 'ucube' sözü etrafında saf tutan 'bilenler' tıpkı Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay gibi ters köşeye yattılar. Konuşmanın tamamı üzerinde değerlendirme yapmak yerine, cümle içindeki tek bir kelimeye odaklanmak pahalıya patladı anlayacağınız.
Gerçi ülkenin kültüründen sorumlu Bakan Günay, Başbakanın sanatın önemli bir dalı olan heykel için aşağılayıcı bir tanımlama yapabileceğine ihtimal vermediği için ters köşeye yatmış ve golü kalesinde görmüştü. Bu gol öyle böyle bir gol de değildi üstelik. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın deyimiyle 'Allah kimseyi Günay'ın durumuna düşürmesin' golüydü kalede görülen.
Oysaki cümledeki 'ucube' sözüne kedi kıvraklığında atlamak yerine, sabırlı olup konuşmanın ana temasını yakalamış olsalardı, konunun heykelin çok ötesinde olduğunu kolayca fark edebileceklerdi.
Ne demişti Başbakan Erdoğan; 'O heykelin bulunduğu yeri biz iktidara geldiğimizde temizlemeye başladık. Kamulaştırmalarla Seyyid Hasan El Harakani türbesi ve camisi ortaya çıkarıldı. Caminin kubbesi ile heykelin bulunduğu tepenin yüksekliği adeta eşit. Üzerine bir de 48 metrelik heykel var. Tarihi eseri gölgeleyecek bir inşaata izin veremezsiniz. Nitekim Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu 'yıkılsın' kararı verdi.'
Yani heykele 'ucube' sıfatının yakıştırılmasının nedeni, temizlenerek ortaya çıkarılan Seyyid Hasan el Harakani türbesi ve camisinin heykel tarafından gölgeleniyor olması. Aksi takdirde Başbakan çevre faktörünü katmadan direkt olarak heykeli hedef alır 'ucube' sözünü heykelin sanatsal çirkinliğine yapıştırıverirdi.
'Bilenler' ucube sözü etrafında havanda su dövedursunlar ben, oraya 'ucube' heykel yerine görkemli bir İslam eseri yapılsaydı, Başbakan aynı tepkiyi, Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu 'yıkılsın' kararı verir miydi diye merak ediyorum.