Şu anda Türkiye'de yaşanan durum adı konulmamış bir ekonomik kriz. Dolar/Euro almış başını giderken, birçok temel maddede de arka arkaya fiyat ayarlaması yapılıyor (eskiden zam denirdi)
Türkiye'nin fırtınalı bir denizde yol aldığını ekonomik veriler gösteriyor. Ülkeyi zor bir ekonomik ve siyasi dönem bekliyor.
Bu durum uzunca bir süredir ekonomi çevrelerince biliniyor olmasına rağmen…
Çalkantılı dönem17 Aralık'tan sonra yapılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarıyla başlıyor.
Ve haklı olarak medya ve siyaset buna '17 Aralık süreci' diyor. Süreç öylesine etkili ki, birçok savcı, polis şefi, polis 'darbe yapacakları gerekçesiyle' başka yerlere tayin ediliyor. Hükümetin 'paralel yapılanma' dediği oluşumun hangi kadrolarına sıranın geleceği bilinmiyor ama bekleniyor.
İçeride bu paralel yapı, darbe tartışmaları yapıladursun…
Dışarıda Türkiye'nin kredi notları düşürülüyor, tahmini büyüme rakamı devamlı aşağıya doğru revize ediliyor. Bunun sonucunda azalan yatırım ve tasarruf ekonomiyi olumsuz etkiliyor. İstihdam yaratacak gerçek bir yatırım yok. Yatırım özelleştirmelerle yürütülüyor. Eskiden borçlanarak yatırım yapılırken, şimdi sadece borçlanılıyor.
Tasarruf gayri safi milli hasılanın yüzde 12'si. Halbuki Çin'de bu yüzde 45. Ekonomi çevreleri tasarruf yapmanın, yatırım yapmak demek olduğunu iyi biliyor.
Bu şartlar altında ekonominin iki lokomotifi bulunuyor. İthalat ve gayrimenkul. İnşaat sektörü canlandırılmaya çalışılıyor. Sektörün diğer birçok sektörden hizmet aldığı düşünülerek, borçla yatırım yapılmaya çalışılıyor.
Bu ileride Türkiye için risk unsuru taşıyor. Çünkü inşaatlar borçlanabilen için yapılıyor. Ekonomi risk altına girdiğinde ve insanlar borçlanmaya korktuklarında olacak kriz ülkeyi kötü durumlara sokabilir.
Burada özellikle kentsel dönüşüme dikkat edilmeli. Zamanında oy kaygılarıyla gecekondulaşma teşvik edilmeseydi, Türkiye'nin böyle bir problemi olmayacaktı. Şimdi bunu ranta değil, yaşanabilir kentlerin oluşumu için fırsata dönüştürmek gerekiyor.
Halbuki ekonomide tarım ve tarıma dayalı sanayi sektörü lokomotif vazifesi görebilir. Sonuçta bu ülkenin yüzde 26'sı tarımla uğraşıyor. Tarım ürünlerinin ham satışı yerine sanayiden geçerek ihraç edilmesi ülkeye döviz girmesine neden olur. Örneğin domatesin kurutularak, buğdayın makarna yapılarak, pamuğun elbiseye işlenerek satılması gibi.
Ülkeye gelecek döviz, yeni yatırımların kaynağını oluşturacak. Tarım ve tarıma dayalı sanayi bir yandan inşaat, makine, hijyen, hizmet gibi birçok sektörü ilgilendirirken diğer yandan işgücü istihdamı sağlıyor.
Burada yapılacak tek şey tarımda destekleri arttırmak, örgütlenmeyi desteklemek, yatırım için de sanayiciyi teşvik etmek.
Bunlar yapılırsa Türkiye geleceğini kurtarır.