Dana Kofsky ve Ella Reiss Sosyal Bilimler okuyan iki Fransız öğrencidir.
Bir proje hazırlayıp Türkiye’’ye gelirler.’¶
Ülkemizde yaşayan Romanların hayatını inceleyecekler.
Fransa’’daki sosyal dernekler onları Manisa’’nın Akhisar ilçesine yönlendirir.
Projeye göre, Dana Kofsky ve Ella Reiss birer Roman genç kız kılığına girecekler ve tam üç ay boyunca yaşadıkları her anı yazacaklar.
Hikayeyi bana anlatan Le Monde editörü David, 2008 yılı sonunda yaşanan bu olayı şöyle sonlandırdı.
’“Kızlar ancak 7 gün mahalle baskısına dayanabilmişler, apar topar okullarına dönüp şunu rapor etmişler. Pastanede oturtmadılar. Otobüste en arka koltuğu verdiler. Marketler paramızı kabul etmedi. İyi bir restorana girmek istedik. Güldüler dışarı çıkarıldık. Otelde yaşadıklarımız çok daha komikti’… Giyim mağazası, Romanlara uygun giysileri olmadığını öne sürek bizimle ilgilenmedi. Sosyal hayatın tamamen dışına itildik ve sadece Roman mahallesinde karnımızı doyurabildik. Oradaki ağır yaşam koşulları, özellikle temizlik sorunuyla baş edemedik. Evler çok kötüydü.’”
Yukarda yaşananlar, sadece 7 günlük süre içinde Akhisar, Beyoba, Manisa, İzmir ve adı bugünlerde Roman olaylarıyla gündeme gelen Selendi ilçesinde yaşanmış.
Le Monde gazetesi editörleri bu olayı haber yapmamışlar, bir muhabirlerini Türkiye’’ye gönderip, Roman kılığında en az bir ay yaşamasına karar vermişler.
Gazetenin muhabirini gönderip göndermediğini bilmiyorum.
Ancak bilinen bir gerçek var.
Bu ülkedeki Roman vatandaşlardan 100 binin kimliği bile yok.
Okul nedir bilmiyor, askerlik yapamıyor, mal mülk sahibi olamıyor, kadınlar resmi nikahla evlenemiyorlar.
İçişleri Bakanlığının Roman vatandaşlarına birer kimlik verilmesi projesi 1980 yılı Askeri darbesinden sonra kesintiye uğradı.
Bir daha da bu konu ülke gündemine gelmedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’’nün Türkiye Büyük Millet Meclisi' ne (TBMM), Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yanıtlaması talebiyle Türkiye'de yaşayan yaklaşık 100 bin Romanın nüfus cüzdanının bulunmadığı iddiasının araştırılması talebiyle bir soru önergesi verdiğini hatırlıyorum.
Kimliği dahi olmayan, insan yerine konulmayan, hep aşağılanan Romanların başına talihsiz bir olayda Manisa’’nın Selendi ilçesinde geldi.
Babaları öldürülen Uçkan ailesi ve akrabaları ilçeden göçe zorlandı.
15’’i çocuk, 20’’si kadın 74 Roman, minibüs ve ambulanslarla polis eskortu eşliğinde Gördes ilçesine götürüldü.
İlçe halkı, Romanları istemiyormuş. Bu yüzden evleri, araçları yakıldı.
Romanların göçebe hayatından kurtulması için bir çaba da gösterilmiyor.
1934 tarihli İskan Kanununun İskan Mıntıkaları bölümünde Türkiye'ye göçmen olarak alınmayacaklar arasında Madde 4'de "A. Türk kültürüne bağlı olmayanlar" "B. Anarşistler", "C. Casuslar", "Ç, Göçebe Çingeneler", "D. Memleket Dışına Çıkarılmış Olanlar" yer alıyor.
Romanların Türkiye'ye göçmen olarak gelmeleri de yasaklanıyor.70 yıllık yasa bile tam olarak değiştirilemedi.
Değişmeyen sadece yasalar değil.
Toplum da değişmedi.
Oysa dinimiz her türlü ayrımcılığı kesinlikle yasaklıyor:
Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Hem de sizi şubeler ve kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız. Şüphesiz ki, Allah katında en şerefliniz, takvaca en ileride olanınızdır’”(Hucurat sûresi, 13)
Önemli Bir Not: Roman kültürünü merak edenlere de bir önerim var ’“ Çingenelerin zulme uğradığı bu dünyada ben de bir çingeneyim’” diyen Roman Sanatçısı Esma Redzepova’’yı yani Çingenelerin Kraliçesi’’ni bir kez dinleyin.’”