Bu ifadenin Türkiye-AB ilişkileri için kullanılacağı, ilk söyleyenin herhalde aklına hiç gelmemiştir. 'Dostlar alışverişte görsün' deyişi de bu ilişki için söylenecek başka bir söylem olabilir.
İşte Türkiye-AB ilişkileri tam da bu çerçevede yürüyor. Bundan memnun olmayan yoktur herhalde. Bu AB'nin de, hükümetin de işine geliyor. Çünkü ne AB Türkiye'yi diğer ülkelere yaptığı gibi içine almak istiyor, ne de AKP hükümeti yasaları AB muktesabatına uyumlu hale getirmek istiyor.
Herkes bunun farkında olmasına rağmen her yıl AB, Türkiye ile ilgili 'ilerleme raporları' hazırlayıp kamuoyuna sunuyor ve 'şunları yapmadınız, önümüzdeki yıl şunları yapın' diyor. Bunu söylerken eksiklerin tamamlanacağına kendisi de inanmıyor.
Türkiye'de buna karşılık AB gibi 'mış gibi yaparak' birkaç cılız adım atıyor. Cılız adımlar 'Biz de Kopenhag kriterlerini alır Ankara kriterleri yaparız' dendiği günden beri her yıl daha da cılızlaşarak gidiyor. Aslında bakıldığında 'alan da memnun, satan da'
AB şimdiye kadar Türkiye'nin tam üyeliğini kendi kamuoyuna anlatamadıktan sonra, son Fransa baskınından sonra artık hiç anlatamaz. Artan IŞİD terörü karşısında yükselen İslamofobi önümüzdeki dönem AB'de muhtemelen Türkiye karşıtı blokları iktidara taşıyacak.
Terör saldırıları Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyenleri güç durumda bıraktı. AB ülkelerinde televizyonlar, gazeteler boy boy Müslümanların evlerine ve işyerlerine yapılan baskınları, artan bir destekle göstermeye başladı. Bu tehlikeli bir gidiş. Çünkü şiddet şiddeti doğurur.
Artan IŞİD terörü ve Müslüman mülteci sorunsalı nedeniyle başta ırkçı partiler olmak üzere AB'de birçok kesimde yükselen İslam karşıtlığına, insani yaklaşan kesimler de yok değil. Hem de bunlar azımsanmayacak ölçüde de fazla.
Örneğin her ne kadar AB'de yaşayan Türklerin, oradaki seçimlerde sosyal demokrat ve sosyalist partilere, Türkiye'dekilerde ise, sol partiler yerine sağ tandanslı AKP'ye oy vermeleri, AB solunda tartışma yaratsa da, sol kesimler için genellikle mütedeyyin Müslümanlar tehdit olarak görülmüyor.
Bu görüşün artması gelecekte AB başta olmak üzere, dünyanın başka ülkelerinde de entegrasyonu kolaylaştıracak. Çatışmasızlığın erdemine ulaşmak için dünyanın böyle düşünce ve söylemlere gereksinimi bulunuyor.
Bu konu önemli, çünkü sadece AB de değil örneğin Amerika'da da İslam karşıtlığı önümüzdeki dönem başkanlık seçiminin önemli kilometre taşlarından birisi olacak gibi görünüyor. Halbuki önemli miktarda Müslüman'ın yaşadığı ABD kamuoyu, terör ile inançları birbiriyle karıştırmamalı. Terör ise nereden, kimden, nasıl gelirse gelsin 'amasız, fakatsız' lanetlenmeli.
Kaldı ki El-Kaide, El-Nusra, IŞİD gibi terör örgütleri durduk yere çıkmadılar. Bunların son yıllarda çıktığını düşündüğümüzde, ABD'nin Afganistan, Irak ve Suriye politikalarının ne kadar yanlış olduğu anlıyoruz. Bu nedenle bugün kendi toprakları dışında Afganistan, Irak, Suriye, Pakistan, Lübnan, Türkiye ve Fransa'daki terör saldırılarında kendi politikalarının da sorumlu olduğunu Amerikan halkı dikkate almalı.
Diğer taraftan Rus uçağının düşürülmesi Türkiye'nin dış politikasını önemli ölçüde etkileyecek. Daha önce Suriye, Irak, İran gibi komşuları karşısında daima tetikte olmak zorunda olan Türkiye, bu olayla Rusya'yı da bu koalisyona katmış oluyor. Bu olay Rus pilotunun başında tekbir getiren militanlar yüzünden Batı kamuoyunda Türkiye aleyhine kullanılacak. Örneğin bir Fransız, Rus pilotun başında tekbir getierenlerle kendi ülkesinde katliam yapanları birbirinden ayırmayacak. Bu da Avrupa'daki yabancı karşıtı ırkçı oluşumlar tarafından Türkiye aleyhine kullanılacak. Ve tabii ki kamuoyu baskısı AB ile olan ilişkileri de etkileyecek.