Bilgiye aç… Sorularla boğuşarak yanıtlar arkasından koşmak, burnunu bir türlü dalgaya veremeyen kayıklar gibi yaşamak! Cahilliğe ve bilgisizliğe savaş açmak zor iş vesselam… İletişim ve bilişim çağını yaşıyoruz. Bilcümle çağın keyfini sürerken, çağın gerisinde kalarak yakın tarihin çöplüğünde tavuklar gibi eşelenmek pek akıl işi olmasa gerek…
Yanıtlar ardından koşmak biraz da ıska geçmek yaşamı ancak sorular da durdukları yerde durmuyor ki! Bir kısmı solgunlaşırken sonbahar yaprakları gibi bir diğeri fışkırıyor mevsimlere aldırmadan. Her gün bir yenisi vücut buluyor ve saldırıyor zihinlere!
Yakın tarihimizde sanırım en çok Susurluk kazası ilgisini çekti kamuoyunun. Kaza çok uzun bir süre sıcaklığını muhafaza etti. Gündemdeki yerini korudu... Uzunca bir dönem onunla yattık onunla uyandık. Lakin kazanın ardından ortalığa saçılanlar tam anlamıyla toplumsal 'şok' geçirmemize neden oldu.
Şaşırdık… Ancak araçtan saçılanlara değildi şaşkınlığımız, bilinenlerin bir kaza sonrası ortalık yerlere dökülmesineydi. Kirli savaşın hukuk dışı boyutu dımdızlak orta yerde kalmıştı. İlk kez böylesine netti her şey… Konuştuk, tartıştık… Kendini mevcut yasalar ve hukukun üzerinde gören, kendi yasalarına ve hukuk anlayışına göre davranan 'derin devleti' resmetmişti kaza.
'Devlet, mafya, siyaset' üçgeni gün ışığı altındaydı artık… Anlam vermeye çabaladık, inanamadığımız şeyler karşısında birbiri ardına sorular sorduk. Yanıtlar aradık… Tencereler tavalar ellerimizde 'Karanlığa bir ışıkta sen yak' diyerek birleştirmeye çalıştık aydınlıklarımızı. Bazı büyüklerimiz 'gulu gulu dansı yapıyorlar' dese de, toplumsal refleksin sergilendiği, oldukça yaygın katılımın sağlandığı böylesine eylem Türkiye'de bir ilkti.
Mecliste araştırma komisyonu kuruldu. Çok ciddi de çalıştı. Sanıkların soruşturmayı zaman zaman komediye dönüştürme çabalarına şahit olduk, çoğu zaman da 'devlet sırrı' cümlesinin ardına saklanmalarına.
Devletin neye karşı, kime, kimden saklanan sırrı! 'Devlet kurumu hizmet ettiği halkından daha mı önemli' diye düşünmeye kalktık, düşüncelerimizin önüne set çekti bir döneme damgasını vurmuş olan 'Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin varlığı.
Bu günlerde yine gündemde Susurluk kazası… Bu kez karanlığa ışık tutma girişimi bizzat olayın kahramanlarından!
Bir yandan Özel Harekatçı Ayhan Çarkın, diğer yandan Eski Özel Harekat Daire Başkanvekili İbrahim Şahin dönemin 'malumlarını' kendilerini aklayacak ve kahraman ilan edecek şekilde dile getirmeye çalışıyorlar.
Geçen uzunca sürede Ayhan Çarkın vicdanının sesine mi kulak verdi yoksa birilerinin iddia ettiği gibi bir takım anlaşmalar sonunda mı bilinmez, o dönemde sanıkların şiddetle reddettiği şeyleri bu kez reddetmiyor, hatta kabulleniyor. Kendince karanlık kalmış noktalara ışık tutuyor!
Dile getirilenlere bilmiyorum şaşıran var mı?
Meclis Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış'ın da ifade ettiği gibi 'Bunlar bilinen şeyler. Dile getirilenler zaten hazırlanan raporlarda var. Açıklamalarda olaya boyut katacak yeni bir şey yok.'
İbrahim Şahin'in açıklamaları biraz daha farklı! Değişkenlik arz ediyor ama net bir şey var… Çok kızgın… 'Açıkça beni hedef gösterdiler' diyor. Kim göstermiş? 'İki baş belası Mehmet Eymür ve Mehmet Ağar' İntikam ateşiyle konuşuyor İbrahim Şahin. 'Susurluk'un intikamını mutlaka alacağım. Bizi hapislerde yatırdılar, onlar da yatsın'
Buraya kadar anlaşılabilir söyledikleri. Nitekim çalışma arkadaşlarıyla ilişkilerini en iyi kendisi bilir. Kimin ne olduğunu, kimin ne yaptığını Şahin'den başkası bilecek değil ya?
'Devlet kurumları çatışmaya girdi, hala da bu çatışma sürüyor' Eğer devlet kurumları arasında çatışma olmasaymış Susurluk kazası yaşanmayacak, şok eden ilişkiler gün yüzüne çıkmayacakmış! Kaza olmadığı konusunda da ısrarlı Şahin. 'Susurluk kesinlikle bir kaza değil, suikast' diyor.
Bu yazı nasıl başladığı gibi her hangi bir yere varmadan bitiyorsa, Susurluk aktörlerinin sözleri de her hangi bir noktaya varmadan bitiyor. Açıklamalar tipik oyalama, aklanma taktiklerinden sadece bir adım öteye geçmiş, suskunluk kısmen bitmiş. Bunun nedeni de vicdani hesaplaşma değil, intikam duygusu. Belli ki hapiste olmasını 'satılmış' olmasına bağlıyor ve bunun sorumlularını da yanına, hapishaneye istiyor Şahin. Kendi kuyruğunu kovalayan itler gibi aynı yerde dönüp duruyoruz. Toplumca 'malum' yanıtların dile getirilmesi yine başka bir bahara kaldı anlayacağınız.