Su, yanına iki hidrojen alan bir oksijen demek değildir. Yani su sadece kimyasal olarak formül ize edilen bir maddenin çok ötesindedir. Zira suda hayat vardır ve hayat sudan türemiştir.
Su dediğimiz zaman, zihnimizde nelerin canlandığı önemlidir. Bu toprağın insanları suyun ne olduğunu iyi kavramış ve birisine dua ederken 'su gibi aziz ol' demiştir. Yani su gibi güçlü, su gibi kudretli ol demişlerdir. Zira su barındırdığı özellikler sayesinde güçlüdür. Coğrafyaları değiştirdiği gibi, tarihi toplumu ve insanları da değişime ve başkalaşıma uğratır. Dolayısı ile su gibi olunduğu zaman güçlü olunur. Kısaca suyun bazı özelliklerinden bahsedelim, diğer özelliklerini sizler yaşadığınız hayatta müşahede etmek suretiyle örnekleri çoğaltabilirsiniz, Mesela su kendi yatağında akarken, karşısına bir engel çıktığı zaman, hemen onu yıkmaya yok etmeye kalkmaz, yanında bir yol bulunca hemen yanından geçer gider, engeli kendi kendisi ile baş başa bırakır. Yani bir amacı var ise, onu gerçekleştirir, eğer o engel tüm geçişleri tıkamışsa o engeli yıkmaktan başka da seçeneği kalmamıştır. Başka bir özelliği, su girdiği tüm kapların şeklini alır, ama bir özelliği vardır ki, yapısını ve kimliğini hiç değiştirmez, yani hep su olarak kalır. Suyun neden bu kadar 'aziz' olduğunu ve su gibi olunduğunda nasıl 'aziz' olunacağını anlatacak daha pek çok örnek sıralanabilir.
Varlık alemindeki hemen her şeyin büyük kısmı Su'dan oluşur. Dünyamızın yaklaşık dörtte üçü su' dur. Vücudumuzun da yaklaşık dörtte üçü sudan ibarettir. Ancak bu oran erkek ve bayan oluşa göre, ya da yaşa göre değişir. Yeni doğan bir bebeğin su oranı yaklaşık % 90 civarında iken, bu yaşlılıkta % 50 oranlarına inmektedir. Yani hücrelerimiz de suyunu kaybettikten sonra öldüğü gibi, insan da vücutta belli bir oranda suyunu kaybettiğinde yaşamını kaybeder.
Vücut suyunun yaklaşık %1 ila 3 ünü kaybettiğimizde susuzluk hissederiz, bu oran % 3-5 olunca ısı yükselmesi ve yorgunluk oluşmaya başlar. % 10 Lara ulaştığında halüsinasyonlar görürüz. Çölde serap görmenin nedeni bu susuzluktur. Su kaybı % 20 ye ulaştığında artık bu yaşamla bağdaşmamaktadır.
Hastalıklar, yüksek proteinli beslenme, yüksek lifli beslenme, alkol tüketimi, gebelik ve emzirme dönemleri, sıcak ortamlar ve spor kişinin su ihtiyacını arttıran durumlardır. Susuz kalındığında neler olduğunu yukarıda söylemiştik, bu nedenle susamadan su içmeliyiz.
Peki, su içeceğiz ama günde ne kadar?
Çok sorulan ve oldukça önemli bir konudur. Bu sorunun elbette tek ve basit bir cevabı yoktur. Zira günlük içilecek miktar, kişiden kişiye değişir. Hatta o kişide bile günden güne değişebilir. Sıcak ortamlarda çalışma ya da soğuk ortamlar içilecek olan miktarı değiştirir. Günlük içilen çay ve kahve miktarı bile günlük içilmesi gereken suyun miktarını arttırmamızı gerektirir. Ayrıca diyet yapıyorsak, içilen suyu mutlaka çoğaltmalıyız. Zira bazen susadığımız zaman, yanlış bir algılama ile acıktığımızı düşünebiliriz. İşte bu durumlarda mutlaka en az bir bardak su ile bu yalancı açlık hissini gidermeliyiz. Kişinin su ihtiyacını belirleyen etkenler multi faktöriyel olduğu için, aslında o kişi kendi ihtiyacını kendi belirler. Ancak bazı önerilerde bulunmamız mümkündür. Sabah kalkınca ve akşam yatmadan en az bir bardak ılık su içmeyi tavsiye edebilirim. Yazın daha çok su içmeyi söylemeye gerek yok, zira vücudumuz bunu bize sürekli hatırlatır. Bu yerine getirilmezse, dudaklarımız kuruyarak bunu bize söyler. Bunlarla birlikte kişinin günlük ortalama su ihtiyacını hesaplarken basit bir hesaplama yapabiliriz. Kilo değişkeni üzerinden hesaplarsak, kilomuzu 0.03 rakamını çarpmak suretiyle günlük ihtiyacımızı belirleriz. Böyle olunca 100 kilogram olan biri için günlük ihtiyaç ortalama 3 lt iken, 50 kilogram olan biri için 1.5 lt su yeterlidir.
O halde su nasıl içilmeli?
Özellikle otururak içilmeli. Zira midenin bir su yolu vardır. Oturduğumuz zaman kısmen de olsa midemiz büküleceği için, içilen su mideyi dolaşarak geçecektir. Ayakta duran bir insan eğer su içerse, içtiği doğrudan doğruya onikiparmak bağırsağına gider. Oturarak içilirse, su önce midede birikir, burada asitle karıştığı için mikroplar ölür. Ve böylece temiz halde onikiparmak bağırsağına geçer. Bu durumda oturarak içme usulüne uyularak, kolera dahil pek çok hastalıktan korunmuş olunur.
Su çok sıcak ya da çok soğuk olmamalı, vücut ısısına yakın olmalıdır. Doğru olanı ılık su içmektir.
Su, aniden tek bir hamlede içilmemelidir. Mümkün olduğunca yavaş yavaş ve yudum yudum içilmelidir. Cam bardak ta içilmeli, pet şişelerden uzak durulmalıdır. Terledikten sonra ılık su içmeye dikkat edilmelidir. İdeal vücut su oranları metabolizmayı arttırır, hücrelerin kendilerini yenilemesine yardım eder, yaşlanmaya karşı etkilidir.
Uzun lafın kısası, suyu bulandırmadan söyleyelim. Su hayatiyeti olan önemli gıda unsurudur. Haydi suyu yokuşa sürmeyin ve uygun koşullarda bolca tüketin.
Afiyet olsun…