Geçtiğimiz günler içerisinde değer verdiğim bir iş adamıyla sohbet ederken dünden-bugüne Türkiye'de gelmiş-geçmiş siyasetçiler ile ilgili ciddi bir sohbet yaptık. Ülkemizde siyaset ile uğraşan kişilerin kendi yaşamlarına yönelik almış oldukları eğitimin ve bulundukları iş sahalarının onların siyaset yapma şekillerini de belirlemiş olduğunu konuştuk. Bu konuşmamız sonrasında ben de kendisini haklı bularak, birkaç yıl önce yapmış olduğum bir araştırma sonucunda elde etmiş olduğum bulguların konumuz ile ne kadar uyuştuğunu fark ettim.
PTT ve TRT kurumlarının bir talebi üzerine 'Kurum Kimliği ve Kurum İmajı' başlıklı çalışmamda, kurum çalışanlarına 'metaforik bir soru' sormuştum. Bu benzetmeler ile çalışanların hem karakteristik özelliklerini ortaya çıkarabilecek, hem de kurum ile ilgili detaylı bir bilgi alabilecektim. Soru gayet basit ve açıktı. 'Eğer kurumunuzu bir 'dizi filmi'ne benzetseydiniz, ne olurdu?' diye sormuştum. Çok ilginçtir ki, her iki kurumda da benzer dizi ismi verilmişti. Yani: 'Kurtlar Vadisi'. Bu konuda öncelikle yorum yapmakta zorlandım, çünkü bu diziyi seyretmiyordum ve neden pek çok kişi tarafından bu kadar beğeniliyordu anlamamıştım. Bir gün tesadüfen bir dostuma bu konuda ne düşünüyorsun dediğim de, 'şu son yıllarda çocuk isimlerine sen hiç dikkat etmedin mi?' dedi. Gerçekten farkında bile değildim, son gelişmelerden. Sözlerine 'bak çevrene, parklarda bile babalar- çocuklarına seslenirken; 'POLAT' ya da 'ALEMDAR' diye sesleniyor dediğinde, ülkemizde yaşayan insanların 'mafya-vari' filmlere ne kadar düşkün olduklarını bir kez daha görmüştüm.
İnsanoğlunun garip bir tutkusu var aslında 'güçlü olmaya', 'kuvvetli görünmeye'. Bu bir 'şark kültürümü' dür, yoksa 'Akdeniz kültürü mü' bilemiyorum ama zayıf olan bir kişi bile güçlü insanları görerek etkileniyor, kendisini o kişi ile örtüştürüyor. Güçlü olan kişiler de kendilerine bu paye verildiği için, doğal olarak da kendini 'padışah' gibi hissediyor.
Bu düşüncelerle, Türk siyasetinde yerini alan siyasetçilerin 'eğitim hayatları'nı incelemeye başladım. 'Süleyman Demirel (İnşaat Mühendisi)', ilkokulu İslamköy'de; Ortaokul ve liseyi Isparta ve Kütahya'da; üniversiteyi ise İstanbul Teknik Üniversite (İTÜ) bitirdikten sonra, Elektrik İşleri Etüd idare'sinde belli bir süre çalıştıktan sonra, sulama ve elektrik konularında araştırma yapmak için ABD'ye gönderilmiş. 'Necmettin Erbakan (Makine Mühendisi)', ilkokulu Kayseri'de, ortaokulu ve liseyi İstanbul Erkek Lisesi'nde, üniversiteyi İTÜ'de okumuştur. Almanya Teknik Üniversitesi'nde doktora ünvanını almış. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Genel Sekreterliği ve TOBB Genel Başkanlığı yapmıştır.
'Tansu Çiller (ekonomist)', ilkokulu Bilecik'te, liseyi Amerikan Kız kolejinde, üniversiteyi Boğaziçi Üniversitesi'nde yaptıktan sonra, ABD'de yüksek lisans ve doktora eğitimini almıştır. 'Bülent Ecevit (Gazeteci)'; ilkokulu İstanbul'da, liseyi Robert kolejinde okumuştur. Bir dönem ABD'de konuk gazeteci olarak bulunmuştur. 'Alparslan Türkeş', Kuleli Askeri Lisesi, ve Harp Okulu'nu bitirmiştir. Washington'da Nato Daimi Komitesi'nde Genel Kurmay'ı temsil etmiştir. 'Turgut Özal (Elektrik Mühendisi)'; İlkokulu Söğüt, ortaokulu Mardin, liseyi Konya, üniversiteyi İTÜ'de bitirmiştir. ABD'de Texas Tech üniversitesinde doktora ünvanını almış, önce Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü sonra da Devlet Planlama Teşkilatı'nda aktif olarak çalışmıştır. 'Mesut Yılmaz (Ekonomist)';ortaöğretimini Avusturya Koleji, üniversiteyi ise Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. Son olarak Tayyip Erdoğan ise ilkokul İstanbul, lise öğrenimi de Aksaray Yüksek Ticaret Okulu'ndan mezun olmuştur.
Siyaset ile ilgilenmeye ve araştırmaya başladığım andan itibaren, bahsetmiş olduğum siyasi liderler arasında beni etkileyen iki kişi daha vardı. Bunlardan birisi Cem Boyner, diğeri ise İsmai Cem. Bu liderler arasında sadece Cem Boyner'i çok yakından dinleme fırsatım olmuştu. Diğer liderleri hep televizyonda gördüğüm kadarıyla tanıyordum. Bu liderlerin eğitim hayatlarına baktığım da Tayyip Erdoğan'ın dışında çoğunun benzer özellikler taşıdığını fark ettim bir anda.. Bütün liderler çok iyi eğitim görmüşlerdi. Hepsi yabancı dil biliyor, mütevazi kişilikleri ile toplumda saygın kişiler olarak tanınıyorlardı. Hatta bazıları Amerikan, Alman Kolejleri'nden mezun olup, bu ülkelerin kültürel özelliklerini alarak eğitilmiş bile olsalar toplum içinde uyulması gereken her ortama uymaya çalışmışlardı. Bu durum onları 'elit' dediğimiz bir sınıf içerisinde değerlendirmemize neden oluyordu. Yani 'halk'ın bir üst tabakasındaydılar. Halk onları sevgiyle kabul etmişti, bu liderler de gerek yurt içinde gerekse yurt dışında 'saygın' olmayı başarıyla göstermişlerdi. Bu ülke itibarımız için de çok önemliydi. Bir dönem Tansu Çiller'in, Başbakan olduğu dönemde bile dünya basınında ciddi bir prestijimiz vardı.
Şimdi roller mi değişti diye düşünmeye başladım. Türkiye'nin itibarı her geçen gün düşerken, nerede yanlış yapıldığını sormaya başladım. POLAT ALEMDAR misali, toplum kendi 'külhan-beyliğini' aradığı liderlerin mi acaba peşinde koştu da, böyle 'politikacılar' siyasi hayatın kahramanları oldu diye düşündüm. Bu mu doğruydu, yoksa geçmişte yaşadığımız, gördüğümüz siyasi liderler mi daha doğruydu?
Ben, geçmişte yaşadığım 'elit' liderlerin Türkiye'yi daha iyi temsil ettiğini düşünüyorum. Liderlerin eğitim hayatları, çalıştıkları iş sahaları, ve de şüphesiz mütevazi kişilikleri onların 'halk'dan ayırıyor. Halk, haklı olarak kendine 'benzeyen kişiyi' lider olarak benimsiyor, ama olmuyor işte.. Liderin farklı olması gerekiyor, liderin yaptıklarının arkasında olması, geleceği öngörülmesi, kendini eleştirebilen bir özelliğe sahip olması gerekiyor. Seçimlerimizi yaparken umarım bundan sonraki yıllarda, yanlışlıklar ve büyük hatalar yapmayız. Türkiye'nin geleceği 'büyük liderlere' bağlı. Gerçi, çevremde büyük liderler de göremiyorum ama bekliyorum doğru kişileri ??!