Anayasa, başkanlık sistemi, açılım, saçılım, tecavüzler, kapatmalar derken birde nur topu gibi seri katilimiz olmuştu.’¶
Fakat olmadı. Müthiş bir hayal kırıklığı, yok yok tıravma yaşattı İzmir polisi. Gitti dördüncü günü yakaladı katili. Hem de taa Bodrum’’a kadar kaçmış iken.
Oysa biz ondan ’“Kuzuların Sessizliği’” filmi yapacaktık. ’“Kızıl Nehirler’” romanı çıkaracaktık.
Ne kadar, psikoloji, Nöroloji, Sosyoloji, Kronoloji, Kriminoloji, etiketli uzman varsa televizyonlara çıkarıp tartıştıracaktık. Ruhunun derinliklerine inecekti psikiyatri, sosyolog memleketin köşelerini kıyaslayacaktı katilin şahsında. Kavga ettirecektik. Böylece toplumumuzda aydınlanacaktı.
Gizli telefonlar gelecekti katilden. Yakışıklı polis müdürlerimizden veya güzel komiserlerimizden birisinin başına musallat olacaktı. Zeka yarıştıracaktı. Biri yakalamak için hayatını tehlikeye atacaktı, öbürü yakalanmamak için. Yani biraz derinlik olacaktı katilde. Kimse itiraf etmese de gizli bir hayranlık olacaktı.
Olmadı işte. Gitti elleri ile koymuş gibi aldılar deliğinden.
Birde bakıldı ki katil ararken adi bir hırsız çıktı karşılarına. Tek kurşun ile öldürüyor, telefonlarını cüzdanını alıp, kayboluyor. Götürüp telefonu satıyor. Yakalanıyor. İşte bu kadar basit. Yani öyle derinlik merinlik yok.
Seri katil olamadığı gibi seri hırsız bile değil. Serseri hırsız sadece. Seri hırsızlar derin adamlardır ve derin ilişkileri olur. Devletin derinlerine inip derin derin götürürler.
Sonra gider işadamı olurlar, siyasetçi olurlar. Beyefendi olurlar.
Suçta ayağa düştü. Sen kalk üç cana kıy, gizem yarat, sonra ortaya çıksın ki telefon hırsızı.
İzmir polisi de bir şey anlamamıştır bu işten. Şöyle ağız tadı ile bir dedektiflik bile yapamadılar.
Neyse gırgır buraya kadar.
Bu işte görevli polislere en azından bir teşekkür borçluyuz.
Genel Yönetmenimiz Umit Yaldız’’ın dediği gibi,’”İzmir’’in özgür kadınları’” korkmadan sokağa çıkabilirler.
(Bu gün ve dün canım şiir yazmak istemedi)
(Bu gün ve dün canım şiir yazmak istemedi)