Seçime sayılı günler kalmasına rağmen heyecansız bir seçim atmosferi yaşıyoruz. Seçmen ya gerçekten ilgisiz ya da bana ilgisizmiş gibi geliyor. Bu seçimin adı her ne kadar 'milletvekili genel seçimi' olsa da bence bu bir 'iktidar ve muhalefet' seçimidir. Çünkü yeni dönem milletvekillerini biz değil yine liderler seçiyor. Tercihli seçime sıcak bakmayan liderler maalesef önseçimden de uzak duruyor. Dolayısıyla insanımızda ki bu heyecansızlık ve bunun yarattığı politik ilgisizlik bu yüzden olsa gerek…
Miting alanlarındaki kalabalık insan gruplarının heyecan ve dinamiği genel anlamda hissettiğim bu ilgisizliğe tezat bir duruş sergiliyor. Fakat ben, miting meydanlarındaki insanların toplumun genel görüşünü yansıttığına inanmıyorum. Dönüm hesabı yaparak 'en çok adamı ben getirdim' rekoru peşinde koşan ve adam taşıyarak bu işi dayıbaşılığa (amele başı) döndüren parti yöneticilerinin tavrını da komik buluyorum. Ege'de Son Söz yazarlarından Gönül Soyoğul 'Ha sidik yaraştırmışsın, ha miting!' başlıklı yazısı ile bu durumu çok güzel bir şekilde aktarmış. Okumanızı tavsiye ederim.
Seçim yaklaşırken mecliste grubu bulunan partiler üzerinden bir değerlendirme yapmak gerekirse görsel anlamda yaşanan propaganda sürecinde AKP ve CHP arasında kıyasıya bir rekabet yaşanıyor. AKP yaptıkları işlerden harmanlandığı reklamlarla 'Hayaldi, gerçek oldu' vurgusu yaparken CHP ise tamamen yoksul ve gariban aileler ile üniversite gençliğini hedef alan ve özellikle 'Ben Kemal Kılıçdaroğlu' vurgusu yapılan reklamlarla boy gösteriyor. AKP ve CHP' nin reklam kıyasını yaptığımızda her iki tarafında başarılı olduğunu görüyoruz. Fakat bu durum iktidar partisi AKP'ye bu kadar yakın mesafede bir propaganda süreci izleyen CHP'yi farklı ve başarılı kılıyor. İktidar partisi AKP için mesele değil ama bana göre CHP mali açıdan varını yoğunu bu propagandaya harcadı. Özetle CHP; 'ya herro, ya merro!' diyor.
MHP reklamlarında nedenini bilemediğim bir iddiasızlık hakim. Diğer iki partiye nazaran medyada daha az yer bulan MHP reklamları bana göre partinin ruhunu yansıtmıyor. Hemen her reklamında yer alan Türk Bayrağı ile kamuoyuna milliyetçilik mesajı veren AKP reklamlarına inat daha iddialı olunabilirdi. BDP ise bağımsız adayları destekleyerek birebir alan çalışması yapıyor. Seçmeni belli olan bu grup için reklama da pek ihtiyaç duyulmuyor.
Bu kadar reklam yeter! 12 Haziran günü sandıkta liderler mi değerlendirilecek yoksa partiler mi? Bu sorunun cevabı oldukça önemli diye düşünüyorum. Eğer belirleyici olan özellik 'liderlik' ise ki bence öyle, AKP' ye benzetilen bir zamanların merkez sağdaki yıldız partileri ANAP ve DYP hüsrana uğradığı seçimlere yeni liderlerle katılmıştı. Bu yüzden bazı kesimlerce dillendirilen AKP' nin bu seçimde ciddi bir darbe alacağı yönündeki iddialar da bana pek kuvvetli gelmiyor. ANAP ve DYP' nin akıbeti beklenen AKP'de şu an için böyle bir korku olmasa da oyların düşeceği endişesi de yok değil. Peki, oyları düşer mi? Düşebilir. AKP bu seçimde üç eksik iki fazla gücünü muhafaza edecektir. Bence asıl sürpriz CHP' de yaşanacak olup bu anlamda CHP' nin birinci parti olmasını bile ihtimal dahilinde görüyorum. En kötü ihtimalle yine ana muhalefet partisi olacak fakat bu kez milletvekili sayısı büyük oranda artacaktır. Çünkü gelişmeler bu yönde cereyan ediyor.
Asıl sıkıntı ise MHP'de… Bana öyle geliyor ki MHP'siz bir meclis kurgulanıyor. Kim mi kurguluyor? Bugüne kadar kim kurguladıysa işte o! Kesinlikle çok büyük ve karanlık bir güç ya da güçler siyasete yön verip istedikleri gibi şekillendiriyor. Şekillendirmeye çalışıyor da diyebiliriz. Şu ana kadar MHP yöneticileri ile ilgili olarak gündeme düşen söz konusu kasetlerin partiye zarar verip vermediğini seçim sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte göreceğiz. Asıl sarsıcı ve çok önemli kasetin yani faillerinin deyimiyle büyük balığın açıklanmadığını göz önüne alırsak seçime beş kala yer yerinden oynayabilir. Vaat yarışlarının yaşandığı meydanlardaki hararetli konuşmalarla geçirdiğimiz seçim günlerinden bugünlere değişen çok şey oldu. Geldiğimiz son nokta ise bir teknoloji harikası (!) olan işte bu 'kasetli siyaset'. Siyasi pornoların tavan yaptığı bu dönemde birileri bu yaşananlardan çok müthiş bir keyif alıyor olsa gerek. Artık meydan siyasetine gerek kalmadı. Çek, kes, ekle, yapıştır, montjla ve yayınla… İstediğini iktidar yap, istediğini muhalefet!
Biz nerede yanlış yaptık derseniz?
Sormadan edemeyeceğim: 'O meşhur hikayedeki 'Sarı Öküz' acaba Baykal mı oluyor?' Öyleyse Baykal'ı vermeyecektik! O gitse bile göndermeyecektik.
Hadi Baykal'a sahip çıkamadık, MHP'nin başına gelenleri bari anlayalım!
Not: Geçtiğimiz hafta sonu aldığım telefonlarda çoğu arkadaşım bana; Ödemiş Belediye Başkanı'nın bir nikah töreninde meclis üyesinin birine 'kazma' diyerek seslendiğini ve o meclis üyesinin ben olup olmadığımı sordular. Hepsini aydınlatıcı cevaplar versem de telefonlar bitmek bilmedi. Buradan yazıp merakınızı gidereyim dedim. O kazma ben değilim!