Öldürülmeden sekiz saat önce yolladığı mesajını ' sadece devrim için' sözleriyle bitirmişti Hataylı demokrasi şehidi Abdullah Cömert.
Özgürlük ve demokrasinin tüm boyutlarıyla yaşanmasını talep ediyordu bu devrimin ardından.
Çıktığı devrim yolunda aç bir miğde, yorgun bir vücutla son nefesini verdi.
' Üç günde sadece beş saat uyudum. Sayısız biber gazı yedim. Üç defa ölüm tehlikesi atlattım ve insanlar ne diyor biliyor musunuz ? Boş ver, ülkeyi sen mi kurtaracan? Evet kurtaramasak ta bu yolda ölecez. O kadar yorgunum ki üç gündür yedi tane enerji içeceği, dokuz tane ağrı kesici ile ayaktayım. Sesim kısık vaziyette ama bu gün gene saat altıda alanlardayım. Sadece devrim için' diye yazmıştı mesajında.
Üç defa kurtulduğu ölüm tehlikesine bu kez ne yazık ki yakalanmıştı.
Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları üyesiydi Abdullah.
Yiğit mi yiğit, dürüst mü dürüst, efendi mi efendi, soy adı gibi cömert mi cömert ti Abdullah.
Mahalle komşuları televizyonda ağlayarak onu böyle tarif ediyorlar.
Abdullah bir narenciye paketleme işletmesinde işçi olarak çalışıyordu.
Yoksul bir aile evladıydı.
Öldüğünde cebinden bir Atatürk posterinden başka bir şey çıkmamıştı.
O gece her zaman ki gibi direnişçilere destek vermek için oradaydı.
Gösteriler sırasında polis kaçmaya çalışan kalabalığın üzerine gaz bombaları, tazyikli su püskürtürken oda canını kurtarmak için kaçmaya, gizlenmeye çalışıyordu.
Tanıkların ifadesine göre önce başına bir gaz bombası kapsülü isabet etti.
Ardından bir akrepten inen iki polisin kitle üzerine açtığı ateşe hedef oldu.
Abdullah'ın yüreği yanık babası Ali Cömert ' İç işleri Bakanı, Vali, Emniyet Müdürü bu olayda suçludur. Benim oğlumun katili Tayyip Erdoğan ' dır. Polislerde bizim evladımız ama baştakiler onları kışkırtıyor, onlarda vatandaşların üzerine geliyor' diyerek gözyaşı dökerken Abdullah'ın cenazesine katılan elli bin kişi ' Tayyip istifa' ' Abdullah Cömert Ölümsüzdür' ' Her yer Taksim, her yer direniş' 'Gün gelecek, devran dönecek AKP halka hesap verecek' gibi sloganlarla gök kubbeyi inletiyorlardı.
Provokatör değildi Abdullah.
Cenazesine katılan elli bin kişi de öyle.
Kimi hükümetin Suriye politikasına karşıydı.
Kimisi eğitim politikasına.
Bir çoğu sözde demokratik açılım sürecine.
Kürtaj ve üç-beş çocuk anlayışına.
Alkol yasaklarına, öpüşme engellemelerine.
Taşeronlaşmaya, düşük ücret politikalarına, sendikasızlaştırmaya, dinsel kökenli kadrolaşmaya karşıydı bir çoğu.
Yargının , emniyetin ve silahlı kuvvetlerinin ele geçirilme hamlelerinden nefret etmişlerdi.
Silivri zindanları ve tüm zindanlarda tutsak edilmiş yurt severlerin yanındalardı.
Atatürk ve İnönü'ye yapılan hakaretlere çok içerlemişlerdi.
Kendilerine birilerinin talimatlar yağdırmasına karşıydılar.
Rant için derelerin, akarsuların, ormanların, ağaç ,çiçek ve böceğin yağmalanmasına, yok edilmesine kızgındılar.
Sevmiyorlardı betonu, gökdelenleri.
O nedenle karşıydılar sözde kent yenileme politikalarına, zorla kamulaştırmalara.
Özgürlük ve demokrasinin ırzına geçilen yasa, yönetmelik ve genelgelere toptan karşıydılar.
Kadın cinayetleri karşısındaki vurdum duymazlığa itiraz ediyorlardı.
Onlar tıpkı Gezi parkında, Taksim'de, Kızılay'da, Gündoğdu meydanında, ülkenin tüm meydan, cadde ve sokaklarında, evlerinin balkon ve pencerelerinde isyan içerisinde olanlar gibiydiler.
Gençtiler, Orta ve daha üstü yaşlardaydılar.
Hatta çocuk denecek yaşlarda olanlarda vardı aralarında.
Öğrenci, esnaf, doktor, avukat, işçi, işsiz, ev kadını, emekli ve her türlü meslek gurubundan insanlardılar.
Türk, Kürt, Ermeni, Laz, Çerkez, Boşnak, Arnavut, Göçmen, Roman rengarenktiler.
Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Yahudi ve Ataisttiler.
Her görüşten ve görüş süz lük ten insanlardılar.
Ellerine tek bir gün bile erkeklerin askerliği dışında silah almamışlardı.
Şiddete ve savaşa karşıydılar.
Asla çapulcu olmamışlardı ömür boyu, hele hele hoş görüşüz değillerdi hiç.
Onlar Türkiye idi.
Tümü bu yolda can verseler de atalarının ve şehitlerinin çizdiği yolda yorulmadan, dinlenmeden yürüyen ve yürüyecek olanlardı.