RÖPORTAJLAR
30 Ekim 2021 Cumartesi

Depremzede anne enkaz altındaki 16 saati anlattı

Depremzede Gülçin Aykut Soydan, İzmir Depremi’nin yıldönümünde editörümüz Ozan Ekiz’e yaşadıklarını anlattı.

Depremzede anne enkaz altındaki 16 saati anlattı

Bugün 30 Ekim 2021… İzmir'in Seferihsar açıklarında yer alan Samos Fay Hattı'nda yaşanan 6,9 büyüklüğündeki deprem felaketinin birinci yıl dönümü…

Geçtiğimiz yıl 30 Ekim tarihinde saatler 14:51 gösterdiğinde yaklaşık 16 saniye süren doğa felaketi sonrası Ege'nin İncisi İzmir'de 118 canımız deprem anında yıkılan yapıların enkazında kalarak hayatını kaybetmiş ve yüzlerce yurttaşımız ise yaralı olarak kurtarılabilmişti.

Deprem sonrası İzmir'de seferberlik ruhu oluşurken, canla başla bir hayatı daha yaşama tutundurabilmek amacıyla her bir yurttaş elinden gelen çabayı göstermişti. Depremin üzerinden bizler için koca bir yıl geride kalırken, çocuğunu, eşini, komşusunu enkaz altında bırakan ve belki de hayalleri de enkaz altında kalan depremzedeler için tarih hala 31 Ekim 2020 olarak devam ediyordu…

Günlerin akmadığı ve hayallerini her defasında yeniden doğan güneşe umutla bakarak tazeleyenler içinde yer alan depremzedelerden biri de deprem sonrasında 'kesik kolon' iddiaları ile gündeme gelen ve o gün yaşadıklarını sadece alışveriş yapmak için girdiği markette bulunmadan kaynaklı olan Gülçin Aykut Soydan'dı.

Enkaz altında 16 saat kalan ancak umudunu gülüşünde saklayan Soydan, acılarını gülerek anlatırken bile içinde barındırdığı hayalleri, kırgınlığı, hüznü ve yarınlara olan umudunu editörümüz Ozan Ekiz'e anlattı.

-Sayın Soydan, sizin için çok zor bir an biliyoruz ancak yaşanan felaketin yıl dönümünde 30 Ekim 2020 tarihinde neler yaşadığınızı bize anlatır mısınız?

Yara kapanmadı. Üç ay Ege Üniversitesi’nde tedavim sürdü. 30 Ocak’ta taburcu oldum ve şu anda halen daha tedavim bitmiş değil. Bir ameliyat daha geçirmem gerekiyor. 13 defa ameliyat oldum. Bu ameliyat büyük bir ameliyat; kas nakli. Kolumu kullanamıyorum. Onun için de zorlu bir dönem beni bekliyor. Deprem oldu bitti, evet ben yaralı olarak çıktım ama hala yaralıyım. İyileşemedim. Psikolojik olarak idare eder durumdayım. Tedavi görüyorum, halen daha ilaç kullanıyorum.

EN AZINDAN ÖZÜR DİLEYEBİLİRLERDİ

-Bu süreçte birçok siyasi, STK ve bilim dünyasından açıklamalar oldu. En sık duyduğumuz cümle ise ‘depremzedelerin yanındayız’ oldu. Gerçekten yanınızda kim vardı?

Sanmıyorum öyle olduğunu, öyle olduklarını düşünmüyorum. Bir kere olsun arayıp veya gelip ziyaret ederek özür dileyebilirlerdi. En azından geçmiş olsun diyebilirlerdi. Çünkü onların da mutlaka hatalı olduğu noktalar var. Benim hatam da belki de o marketin içinde olmaktı. Ben oraya sadece alışveriş için gitmiştim. Dışarıdan baktığınızda sağlam görünen bir bina ama üstümüze çöktü ve orada 11 kişi öldü aynı binada. 11-12 yaralı vardı en ağırı da bendim. Yazık günah değil mi bu insanlara? Onların da benim de ailelerimiz var. Benim de çocuğum var. Onların da çocukları vardı belki. Bilmiyorum, zor.

KOLONLAR YÜZÜNDEN SORUMLULUK ÜZERİMDEYMİŞ GİBİ BİR SONUÇ ÇIKTI

- Sizin de felaketi yaşadığınız Yılmaz Erbek Apartmanı… Deprem sonrasında 'kesik kolon' söylemleri ile yargıya giden bir süreç oldu, kimileri tarafından 'kaza' kimileri tarafından ise 'ihmal' olarak değerlendirildi. Herkes bir şey söyledi bu süreçte ancak siz ne demek istersiniz?

Görünen ve bilinen ihmaller var. Herkes bana hastaneden çıktığımda ‘kolonlar kesilmiş, doğru mu?’ diye soruyordu. Zaten markete girdiğinizde önünüz dümdüz sona kadar açık bir market. Ama ben hiçbir zaman marketin kolonlarına bakıp girmedim, onu düşünerek girmiyoruz ki alışveriş merkezine. Bu yüzden sorumluluk benim üzerimdeymiş gibi bir sonuca çıktı. Ben kolonu sağlam mı değil mi diye bakamam. Buraya ruhsat verildiğine göre, burası demek ki kullanıma uygun ama neye göre bakıldı da bu raporlar neye göre verildi? İncelendi mi? Bakın bir sene geçti halen daha mahkeme devam ediyor. Bir tane tutuklu var, o da mal sahibi. Mal sahibi halen daha inkar ediyor. Belki aradan bir sene daha geçecek o da serbest kalacak. Ölenler ne olacak? Hadi ben kurtuldum, neyse beni geçelim. Ölenlerin aileleri var. Kim suçlu, hala bulunamaz. Bu sonuçlanmaz benim ön görüme göre. Bundan bir cevap veya sonuç alamayız.

HAYVAN KULÜBESİ BİLE YAPARKEN ÖZEN GÖSTERİYORSUNUZ

-Depremin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen ne davalardan net bir sonuç çıkabildi nede deprem mağdurlarının için rahatlayabildi. Herkes bu süreçte 'bir şeyler isteniyor' gözüyle baktı ancak o felaketi en yakından yaşayan biri olarak siz bu süreçte ne istiyorsunuz? İçiniz rahat mı?

Benim içim, insanların bunu örnek almasıyla ve bir ders almasıyla rahatlar. Müteahhit, mal sahibi, belediye çalışanı, ruhsat veren kurumlar, binayı yapan mühendis mimar her kimse her türlü önlemi alması lazım o bina oraya konuluyorsa. Çünkü bu binaların içine insan girecek. Bir hayvan kulübesi bile yapılırken çatısını koyuyorsunuz, kenarlarını kapatıyorsunuz yağmur girmesin diye. Ona bile özen gösteriyorsunuz. Bu binalara insan girecek ve para karşılığında satıyorsunuz. Bunlara dikkat edilse belki hayat daha güzel olabilir. Şu an mesela İstanbul’da insanların nasıl yerde oturduklarını biliyoruz. Orada da büyük bir deprem bekleniyor. Ne olacak, o insanların hepsi ölecek. Kimin umurunda? Şu an kimsenin umurunda değil. O insanlar ölümü bekliyorlar. ‘Deprem olursa buradan çıkabilir miyim?’ diye bekliyorlar ben gibi.

Bir yıl uzun bir süre. Başkaları için kısa olabilir ama bir yıl içinde birçok şey çözümlenebilir. 10 günde hastane yapan bir ülke bir yılda birçok şeyi başarabilecek kapasiteye sahip, imkanımız da var ama neden yapılmıyor? Bu insanların canı bir şekilde kurtarılsın.

AİLEM BENİ MORGDA ARADI, ENKAZDA BULDU

-Enkaz altında 16 saat geçirdiğinizi söylediniz, sizin için zaman oldukça zor geçmiştir elbet ancak o an aileniz ne hissetmiş? Sizin orada olduğunuzdan haberleri var mıydı?

 Benim orada olduğumu bilmiyorlardı. İlk önce beni kayıp diye aramışlar. Gece saat 1 gibi ‘herhalde buradadır’ diye düşünüyorlar. Tahminen geliyorlar. Hatta ondan önce hastanenin morgundan birçok cesedi de teşhis etmişler. Hiçbir yerde bulamıyorlar, sonra haber geliyor ‘buraya gelebilir’ diye. Melis olabilir, Gülçin olabilir, Zeynep olabilir isimler de belli değil. Eşim demiş ki ‘herhalde burada.’ Çocuğum orada kaldı. Kayınvalidemin yanına gitti. E anne okul çıkışında yanına almaya gelmedi. Hala daha ‘anne okula gelecek misin?’ soruyor. Yedi yaşında bu travmayı yaşadı. Sebep olanların cezasını çekmesini isterim ama inşallah cezalarını çekerler.

HER ŞEY 6-7 SANİYEDE OLDU

- Deprem anında ne düşündünüz, o an tek hissettiğiniz neydi?

Bina çok kısa sürede yıkıldı. Ben kasadaydım ve sallanmaya başladık. Kasiyerle birbirimize baktık ve ben kapıya doğru döndüm. Yürümedim bile. Arkamda Fadime Abla vardı. O mesela, ‘İki adım attım çukurun içine düştüm’ diyor. Sanki yer yarılmış da içine girmiş. Ben onu da görmedim. Benim sağ omzumdan bir şey vurunca gözümü kapattım. Direkt ezildim. 6-7 saniye sadece. Bir adım bile gidemezsin. Kapıya varıp dışarı çıkman imkansız. O kadar bir süre yok. Kapıda da birkaç kişi vardı ama onlar da çıkamadı.

BURADA SIKIŞIP ÖLECEĞİMİ DÜŞÜNDÜM

- Size o anları tekrar hatırlatmak istemiyoruz ancak dışarıdan bakıldığında korkunç bir görüntüye sahip bir enkazda sağ çıktınız. O süreci nasıl geçirdiniz? Bilinciniz açık mıydı?

Bilincim açıktı. O anda umutsuzluğa düştüğüm oldu. İlk saatler ‘herhalde burada bu şekilde sıkışıp öleceğim’ diye düşündüm. Burada çıkabileceğim bir yer yok, milim oynayamıyorsun. Belim, sırtım, karnım ağrıyordu. Kolum ve kafam sıkıştı. Ensemde demir bir çubuk vardı. Sadece tek elim boştaydı ve metal bir şeyin üzerindeydim. Bu metal şeyi iyi bir şey mi kötü bir şey mi anlamadım. En kötü bu metale vurup ses yaparım belki bir şekilde sesimizi duyarlar diye bekledik. Depremin devamını hissedemedik. Artçıları hissettik ama o toz duman olduğu an biz yerin altındaydık. Depremin kalan kısmını yaşayamadık.

İLK AKLIMA OĞLUM GELDİ

-En zor anlarda bile insanlar kendilerine bir umut ışığı arar… Sizin felaket anındaki umudunuz ne oldu?

İlk oğlum geldi aklıma. Eşim ve kayınvalidem geldi aklıma. Daha depremden iki ay önce kayınpederim vefat etmişti. Daha onun acısını yaşamamışken üstüne benim olayım herkesi perişan etti. Enkaz altındayken zaman kavramı olmuyor. Telefonuma uzaktım ve sadece çaldığını duyuyordum. Nefes almak için bir alan yoktu. Her yer toz duman. Gözümde lens vardı, lenslerimi çıkarıp atmam bile beni rahatsız etti. Gözüme toprak parçaları belki de beton parçaları girdi. Nefes alacak yer yok. Elimi sallıyordum hava olsun da soluyayım gibisinden. Çocuğumun hayalidir beni enkaz altından kurtaran… Gerçi oğlum desem eşim kalır. Bu sefer eşim demek istiyorum. Eşim gerçekten yanımda oldu, çok büyük desteği var. Ona olan aşkım ve oğluma olan sevgim, bunlar tuttu beni hayatta. Kayınvalidem çok destek oldu. İnsanlara ‘kayınvalidenizi sevin’ diyorum.

IŞIĞI GÖRÜNCE ‘SABRET, BEKLE’ DEDİM

- Belki de enkaz altında kaldığınız süre kadar uzun geçen 'ilk ışık' anı… Sizi kurtarmaya geldiklerinde ne hissetiniz?
Işığı da görünce dedim ‘herhalde kurtuluyorum.’ ‘Seni buldular, yaşayacaksın. Sabret, bekle.’ diye umut doldu içim.

-Enkaz altında umudunuzu çocuğunuz ile koruduğunuzu dile getirmiştiniz, hastanede günler sonraki ilk karşılaşmanız nasıl oldu?
Oğlum, bambaşka bir karakter olmuş. O kadar hareketli kanlı canlı çocuk geldi oturdu yanıma ‘Geçmiş olsun anne, nasılsın, iyi misin, ağrın var mı?’ diye soruyor. O hoplayan zıplayan çocuk gitmiş, yerine kocaman bir adam gelmiş. Çok durulmuş, sessizleşmiş, içine kapanmış. Her gün ‘annemi istiyorum, annemi özlüyorum’ diye ağlamış. 99 gün sonra görüşebildim oğlumla, belki de 100 gün oldu. O süre enkaz altından daha zor geçti. Hastanede olmak beni daha çok yıprattı. Orada 16 saatte çıkarıldım ama bana 4-5 saat gibi geldi. Orada bayıldığım zamanlar olmuş ben uyudum diye düşünmüştüm bana daha sonra söylediler. Çok uykum geliyordu ama bana daha sonra söylediler ‘bayılmışsındır, zamanın nasıl geçtiğini anlamamışsındır’ diye. Sabah aydınlığını ben akşam karanlığı zannediyordum.

DÜN TEK ELİMLE KURABİYE YAPMAYI ÖĞRENDİM

-Bizler için koca ancak belki de sizler için kısa 1 yıl geride kaldı. Bu süreç hayatınızda nasıl değişimlere neden oldu? Artık farklı biri var diyebilir miyiz?

Yeni bir metal ayağım oldu ve onu kullanmayı öğrendim. Onun sayesinde güzel insanlar tanıdım. Haluk Levent mesela benim ayağımın alınmasına vesile oldu. Çok da acı çektim. Hala daha sürecek ağrı ve acılarım var. Bu acılar devam ediyor. Kolumu kullanamıyorum, tek elle devam ediyorum. Dün kurabiye yaptım tek elimle.

 
Depremin kalbinde 1 yıl
 
'Üzerinden 1 gün geçmiş gibi'
YORUMLAR
Toplam 1 yorum var, 1 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
bir acı böyle güzel anlatılamazdı 5 Kasım 2021 Cuma 13:23

Öncelikle haberi yazan arkadaşımıza çok teşekkür ederiz... Gülçin hanıma da çok geçmiş olsun verdiği savaş inanılmaz!

Yorumu oyla      0      0  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Depremin kalbinde 1 yıl
Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal, muhabirimiz Oktay Güçtekin'in ...
'Umut Evi' fikri o anda doğdu!
SAĞKAL Başkanı Op. Dr. Cüneyt Tuğrul, yayın koordinatörümüz Muhittin Akbel’in sorularını yanıtladı.
Hamilelere covid aşısı riskli mi?
İzmir Tabip Odası Başkanı Dr. Lütfi Çamlı, muhabirimiz Menduha Ceylan'ın sorularını yanıtladı.
 
Üretim yoksa kalkınmak hayal olur
EBSO Başkanı sanayici Ender Yorgancılar, yazarımız İhsan Özbelge ÖZDURAN’ın sorularını yanıtladı.
‘Hizmeti amatörün ayağına götüreceğiz’
İzmir Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu Başkanı Efkan Muhtar, yayın koordinatörümüz ...
'Çeşme'de kalp krizi geçirme hakkınız yok'
Cumhuriyet Halk Partisi Çeşme İlçe Başkanı Sait Kavasoğulları, muhabirimiz ...
 
Türkiye’yi uçuracak '3 hedef'
İzmirli sanayici Haluk TEZCAN, yazarımız İhsan Özbelge ÖZDURAN’ın sorularını yanıtladı.
70 bin müşterisi var… İzmir’in ayakkabı profesörü
İzmir'in tanınmış simalarından, ayakkabı tamircisi Önder Süngün Yayın ...
İzmirlilere müteşekkirim
İzmir Müftüsü Salih Sezik, bayram öncesi kurban ibadetine ilişkin değerlendirmelerde ...
 
Harun ÖZDEMİR
Harun ÖZDEMİR
Faiz/Riba mümkün mü?
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Kapitalizmin cinnet eşiği
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Diyabet, yoksulluk ile bağlantılı değil mi?
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Zaten sadece O'nun adı yakışırdı!
Kemal ANADOL
Kemal ANADOL
Yaprak dökümü...
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Karşıyaka çizgileri
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Mutlu anılar
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
'Direnç'le kazanılan bir ödül!
Ayda ÖZEREN
Ayda ÖZEREN
Sizin Derdiniz ne?
Filiz SEZER
Filiz SEZER
Göğe bakma durağında krizler tarihi
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva