İzmir Barosu’nda uzun yıllar sonra yaşanan yönetim değişimi, hukuk camiasının yanı sıra siyaset dünyasında da geniş yankı uyandırdı.

Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu’nun adayı olarak başkanlık koltuğuna oturan Av. Serhat Sökmen, gazeteciler Ender Aldanmaz ve Metehan Ud’un sorularını yanıtladı.

İstanbul ve Bursa barolarında yaşanan değişimle birlikte İzmir’de ortaya çıkan tabloyu Türkiye’de yürütülen yeni çözüm süreci üzerinden yorumlayan Sökmen, toplumda sürecin şeffaflığına ve ülkenin geleceğine ilişkin ciddi kaygılar bulunduğunu savundu. Baro seçimlerinde yaşanan değişimin tesadüf olmadığını belirten Sökmen, baro seçimlerinde çıkan sonucun toplumda bir umut yarattığını dile getirdi.

Önceki baro yönetiminin siyasallaştığını ve avukatların mesleki sorunlarından uzaklaştığını ileri süren Sökmen, seçim zaferinde özellikle genç avukatların belirleyici olduğunu vurguladı. İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nden ayrılmalarının gerekçelerini de anlatan Sökmen, siyasi partilerin yer almadığı yeni bir sivil toplum platformu oluşturmak için harekete geçeceklerini açıkladı.

Sökmen ayrıca bu yıl içinde hayatını kaybeden eski Baro Başkanı Özkan Yücel adına düzenlenmesi planlanan sempozyumun ertelenmesine ilişkin tartışmalara detaylı yanıt verirken, Basmane Çukuru konusunda yeni bir hukuki mücadele başlatabileceklerinin de sinyalini verdi.

Whatsapp Image 2026 11 05 At 10.13.44

BABAMLA ANLAŞAMADIM, KENDİ OFİSİMİ AÇTIM

Babanız Özdemir Sökmen bir dönem baro başkanlığında bulunmuştu. Baro başkanı olmanız ailede nasıl karşılandı? Baro başkan adayı olmanız noktasında babanız bir prototip miydi?

Zor zamanda taşın altına elini koymak benim gerek babam gerek de dedemden edindiğim bir düstur diyeyim. Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu'muzu kuran kişilerden bir tanesi de rahmetli Nevzat Başkan'la beraber aslında babam. Daha sonra Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu kuruldu. Yönetimlere geldi. İzmir Barosu'nu en başarılı şekilde yönetmişti. Ama bu yönetimlerden sonra grup içindeki bir takım ufak tefek ayrılıklar sebebiyle seçimi kaybettikten sonra tekrar Cumhuriyetçi Avukatları yönetime taşımak kolay değildi. Bu babamı çok ama çok üzüyordu. Ben onu gözlemleyebiliyordum.

Meslek hayatıma giriş yaptıktan sonra hem çok yoğun çalışan bir avukat olarak hem de baroculukta babamın ne kadar yoğun emek sarf ettiğini bilen biri olarak çok yer almak istemiyordum. Çünkü biz küçükken babam sadece baroculuk değil, değişik siyasi partilerde de işte il başkanlığı, ilçe başkanlığı yaptı. Hep mücadelenin içindeydi. Ama o mücadelenin içindeyken mecbur biraz ailenizi ihmal ediyorsunuz. Ailenizden ve işinizden ödün vermediğiniz sürece de sivil toplum örgütlerinde, meslek kuruluşlarında, siyasi partilerde başarılı olma şansınız da çok fazla değil. Çünkü bunlar mücadele alanı. Mücadele alanına girdiğinde aileden ve meslekten de biraz ödün verilmesi gerçeğiyle karşı karşıya kaldığınızda burada bir karar vermeniz gerekiyor.

Bu nedenle biraz uzak duracak gibiydim. Cumhuriyetçi Avukatların tekrar yönetime gelememe işinin yarattığı üzüntüyü babamda gördüm. Aynı zamanda genç meslektaşların yeniden İzmir Barosu yönetimini Cumhuriyetçi ve Atatürkçü bir yönetimle buluşturmak istedikleri hevesini de gördüm. Meslektaşlarımın babamdan dolayı beni tanıdıklarını, bana duydukları sevgi saygıyı da biliyordum.

“BARO BAŞKANLIĞI BABADAN OĞULA MI GEÇER?” DİYE ÜZÜCÜ BİR ELEŞTİRİ ALDIM

Babamın kurucu olarak açtığı yol elbette ki çok önemli. Bana verdiği destek ve güven de çok önemli. Bir dönem babası bir dönem oğlunun baro başkanlığı yaptığı bir ilk olabilir bu. Arada da tabi bayağı bir zaman var. Yani 15-16 yıl. Bunu genel kurulda eleştirmeye kalkan başkan adaylarımız da oldu üzücü bir şekilde. “Baro başkanlığı babadan oğula geçen bir şey midir?” diye. Babamla birbirimize olan sevgi ve bağlılığımız apayrı ama anlaşamama noktamız da çok ayrı bir yerdedir. Mesela ben babamla aynı mesleği yapmış olmama rağmen beraber çalışamadım. 5-6 ay denedik, olmadı. Kurum vekilliği yaptığı yerde sigortalı çalıştım. En sonunda kendi ofisimi açtım. Hâlâ babamla aynı işi yapma noktasında çok anlaşamıyoruz.

Onun açtığı bir yol ve onun bize yaptığı kılavuzluk çok önemliydi. Elbette ki bugün baro başkanlığına geldiğim noktada onun açtığı yolun ve kurduğu grubun, emek verdiği siyasi düşüncenin öncüsü olmakla beraber bugünün konjonktüründe de bizim genç meslektaşlar üzerinden de büyük bir başarı sağladığımız ortaya çıktı. Aile açısından şu anda belki de dünyanın en mutlu avukatlarından biri babam. Eşim başlarda çok destekçim değildi. Onu da söyleyeyim. Çünkü geçmiş siyasi pratiklerden bu işe ne kadar vakit harcandığını biliyor. Eşimin de ailesi siyasetle iştigal ettiğinden eşim de mücadele meselelerinin ne kadar vakit gerektirdiğini, ne kadar emek gerektiğini biliyor.

Whatsapp Image 2026 11 05 At 10.26.30 (1)

ÇAĞDAŞ GRUP, İZMİR’İN GERÇEĞİNİ YANSITMIYORDU

-Baro’da bir dönem kapandı ve yeni bir dönem başladı. Seçim sürecinde yaşanan tartışmaların alevi henüz sönmüş değil. Kapanan dönem neyi temsil ediyordu, sizin açtığınız yeni dönem neyi temsil edecek?

Baroların avukatlık kanunu uyarınca belli başlı görevleri var. Meslek itibarını korumak, mesleki dayanışma konusunda gerekli çalışmaları yapmak diye bir görev verilmiş barolara. Ama aynı kanun maddesinin devamında temel hak ve özgürlüklerin korunması ile hukuk devletinin korunması noktasında da barolara bir görev verilmiş. Barolar hem bir hukuk örgütü, hem bir meslek örgütü. Meslek örgütü dediğimizde ilk aklımıza gelenin, avukatlık mesleğinin konfor alanının genişletilmesi, mesleğimizin ekonomik ve sosyal sorunlarının çözüme kavuşturulması noktasında iyileştirmeler yapılmasıdır. Tabii ki avukatların haklarını geliştirirken, iyileştirirken ya da avukatlar için çalışma yaparken, barolara yükümlü olan temel hak ve özgürlüklerin korunması ve hukuk devletinin savunulması noktasında da baro görevini asla ve asla ihmal etmeyecek. Buna karşı baskı unsuru olan iktidar varsa bu iktidarın karşısında gerekirse duracak. Mücadelesinden geri adım atmayacak.

Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu'muzun yönetim anlayışı “baro avukat içindir” anlayışıdır. Hep bu amaçla baro yönetimlerinde var olduk. Baro, kaynaklarını tamamen meslektaşlarımızın sosyal ve ekonomik imkanları için yönlendirmek amacı vardır. Hiçbir zaman da hukuk devletinin savunmasından da geri kalmadık.

Ama Çağdaş Grup maalesef meslektaşlarımızın haklarının savunulması, mesleki konfor alanımızın artırılması, avukatların itibarının korunması noktasında gerekli çalışmaları yapamadı. Yapamaz hale geldi. Neden? Temel hak ve özgürlüklerinin korunması noktasında öncü olayım derken biraz politize oldukları ve biraz da siyasallaştıkları için başka bir mecraya çekti kendini. Bu eleştirilebilir. Benim dünya görüşüme uygun değildi: Kendilerini çektikleri yer politize oldu. Bu bir tercih. Onların bu tercihi İzmir'in gerçeğini de yansıtmıyordu. Hem seçimlerde meslektaşlarımızın sandığa ilgi göstermemesi hem de Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu'nun da bölünmüşlüğünden faydalanarak seçimi kazanıyor, yönetimde kalıyorlardı.

“BARO BENİM İÇİN NE YAPTI Kİ?” SORUSU İLE ÇOK KARŞILAŞTIK

Cumhuriyetçi Avukatlar olarak yola çıktığımızda mesleğimizin sorunlarının çözümü noktasında çalışacağımızın sözünü özellikle genç meslektaşlara verdik. Genç meslektaşlarımıza sözümüz şuydu; Hukuk devletinin korunması, temel hak ve özgürlüklerin korunması, evet, baroların asli görevlerinden. Bu asli görevi icra ederken baro olarak meslek sorunlarımızın çözümünden uzaklaşamayız. Uzaklaştığımız noktada baro ile meslektaşın arasındaki bağı koparıyorsunuz. “Baro benim için ne yapıyor ki?” meselesine dönüyor olay. Saha çalışması yaparken "Baro benim için ne yapıyor ki gelip oy kullanayım?" diyen bir sürü meslektaşla karşı karşıya geldik ve onları hep ikna etmeye çalıştık. “Baro benim için ne yapıyor ki?” sorusunun sebebinin mevcut yönetimin yönetim anlayışı olduğunu onlara izah ettik, anlattık. Ve böyle bir yönetim anlayışı sergilemeyeceğimizi, her türlü mesleki sorununun çözülmesi noktasında maksimum özen ve efor sarf edeceğimiz noktasında bir ikna süreci ile bir seçim stratejisi yürüttük. Ve bu da özellikle genç meslektaşlarda karşılık buldu.

Seçimlerin aslında iki yönü var. Birincisi, topluma yansıyan ve siyaset üzerinden değerlendirilen bir yön… İkincisi, topluma yansımayan ama meslektaşların kendi içinde bildiği bir yön. Topluma yansıyan yönü siz de biliyorsunuz. Ulusalcılık olur, sol olur, milliyetçi olur, Atatürk milliyetçisi olur. O siyasi paydada buluşan görüşler hep bizi sahiplenmiş oldu. Aslında bu topluma yansıyan yerdi. Bir kısım meslektaş bu saygı ve amaçlarla gelip sandığa oy da kullanıyor. Ama genç meslektaşların oluşturduğu kısım da her türlü siyasetten uzak, “mesleğimdeki yaşadığım ekonomik ve sosyal problemlerin çözümünde kim bana gerçekten yardımcı olabilecek?” düşüncesiyle hareket eden meslektaşlar geldi sandığa. Ve onları ikna ettik.

SANDIKLARDA GENÇ MESLEKTAŞLARIMIZIN BİZİ TERCİH ETTİĞİNİ GÖRDÜK

Sandık sonuçlarına da bakarsak; bizdeki sandıklar şöyle kurulur. Birinci sandıkta sicili en üst yaşı olan meslektaşlar kullanır. 36'ya kadar gelir. 36’da yeni ruhsat almış genç meslektaşlar oy verir. Biz ilk 8 sandıkta yani yaşı büyük olan meslektaşlarda gerideydik. Mevcut yönetim öndeydi. Fakat 8’inci sandıktan sonra oy kullananların yaşı gençleştikçe dalga dalga cumhuriyetçilere akan bir oy potansiyeli görüldü. Seçimi kazanmamızın ana sebebi genç meslektaşların sosyal hayatlarına ve mesleki hayatlarına dokunabileceğimiz projelerle somut ve samimi bir şekilde söylemde bulunmamızdı. Ve biz bu genç meslektaşlarımızın oyları ve desteği ile yönetime geldiğimiz için elbette ki temel hak ve özgürlüklerin korunması, hukuk devletinin savunulması noktasında her türlü görevimizi sonuna kadar yapmakla mükellef olduğumuzu bilerek hareket edeceğiz. Ama ana önceliğimiz genç meslektaşlarımızın yaşadığı ekonomik sorunun giderilmesi noktasında yapacağımız projeler olacak. Bunları bizim çözmemiz gerekiyor.

Yargının üç sac ayağı var derler; Hakim, savcı ve avukat… Hakim ve savcı görevleri gereği toplumda çok görünen bir yüz değildir. Ama yargıda toplumun görünen yüzü avukattır. Siz avukatı itibarlı, değerli ve toplumda saygı gören bir konuma getirmezseniz yargının saygınlığıyla buna paralel olarak aşağı düşmeye başlar. Dolayısıyla ben önce meslektaşlarımı saygın, ekonomik ve sosyal açıdan güçlü bir duruma getireceğim ki yargının bağımsızlığı üzerinde de çalışmalarım çok daha hızlı bir şekilde devam etsin.

Whatsapp Image 2026 11 05 At 10.42.56

BEN ATATÜRK MİLLİYETÇİSİYİM

-Baro seçiminde yaşanan değişim siyaset kulvarında da çok tartışıldı. İstanbul ve Bursa baroları ile birlikte İzmir’de yaşanan değişim çok yönlü olarak değerlendiriliyor. En çok dillendirilen konu ise yeni çözüm süreci… Barolarda yaşanan değişimin yeni çözüm sürecine karşı bir tepkime, pozisyon alış olarak yorumlanması dikkatimi çekiyor. Siz bu değerlendirmelerin neresindesiniz?

Türkiye’de bir çözüm süreci yürütülmeye çalışılıyor. Bu çözüm süreciyle mevcut iktidarın konumlanmaya çalıştığı yeri bence kendi tabanı bile tam olarak anlayamamış durumda. Çözüm sürecinin kapalı kapılar ardında yürütüldüğüne ilişkin toplumda bir endişe var. Çözüm sürecinin bir uzantısı ne oldu mesela? Çerçeve yasa oldu değil mi? Bu çerçeve yasa çok kötü bir şekilde kanunlaştı. Kanun yapma tekniği hiç sağlıklı değildi. Ve her şeyden önemlisi çerçeve yasa konusunda toplum yeteri kadar bilgilendirilmedi. Toplumun yeteri kadar bilgilendirilmemesinden ve sürecin kapalı kapılar ardında yürütülmesi durumu var. Toplumda bundan inanılmaz bir rahatsızlık duymaya başladı.

Neden?

Çerçeve yasanın akabinde anayasanın değiştirilmeyecek maddelerinin değiştirilmesi gündeme gelecek mi, ülkemiz eyaletlere bölünecek mi, bu tip risklerin acaba kapısı mı aralanıyor tarzında toplumda haklı endişeler ortaya çıkmaya başladı. Fakat mevcut siyasi konjonktür gereği de tepkilerini bir seçim süreci olmadığından dolayı dile getiremeyen ve yeteri kadar bilgilendirilmeyen halkımız mevcut süreçte de barolar üzerinden bir umudunu yeşertmek isteyen hale döndü.

Neden?

Türkiye konjonktüründe bizim görüşümüze bir ihtiyaç vardı. Atatürk milliyetçiliği her zamankinden daha fazla ihtiyaç olunan bir durumda şu anda. Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu olarak seçimi kazanan Ümit Kocasakal hocam "ben Kemalistim" diyor. Ben de “Atatürk milliyetçisiyim” ve benim başlıca kırmızı çizgim ülkenin bölünmez bütünlüğü. Ülkenin bölünmez bütünlüğü ve milli değer üzerinden ülkemizin menfaatine yönelik bir söylem ve süreç geliştirmemiz gerekiyordu. Zaten toplumun da ihtiyacı olan da buydu.

BARO SEÇİMLERİ ENDİŞELİ VATANDAŞLARIMIZ İÇİN UMUT OLDU, ÇÜNKÜ BİZ TARAFIZ!

Cumhuriyetçi Avukatlar olarak İzmir Barosu yönetimine gelince siyasi yelpazenin her noktasından bize destekler yağmaya başladı. Çözüm süreci ile ilgili insanların kafasında soru işaretleri var. İnsanlar, “Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerinin değiştirilmesini mi tartışacağız? Gerçek anlamda eyaletlere mi bölüneceğiz? Vatanın bölünmez bütünlüğüne ilişkin bir tehlike altında mıyız?” diye bu oluşan bir endişe var ve baro seçimlerinden çıkan sonuç umut oldu.

Çünkü biz tarafız. Atatürk ilke ve devrimlerinden yana tarafız dedik. Taraf olma durumu ne ile alakalıdır? Anayasada “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan her kimse Türk’tür” maddesi vardır ve bu ayrımcı bir madde değildir. Tam tersi kapsayıcı, katılımcı ve herkesi bağrına basan bir maddedir. Sen hangi dili konuşuyorsun ya da sen kültürün nedir diye sormaz o madde. Ayrıştırıcı değil katılımcı ve bütün kültürleri, fikirleri, dilleri kapsayıcı bir maddedir. Ve çerçeve yasayla alakalı olarak eleştirilerini toplumla paylaşan grup da gene bizim grubumuz olmuştur. Biz çerçeve yasanın risklerini, eksikliklerini açık yüreklilikle basın bildirisi ile toplumumuzla paylaştık.

BARO YÖNETİMLERİNE GELMEMİZİN NEDENİ BELKİ DE ÇÖZÜM SÜRECİNE YÖNELİK KAYGIDIR
Hukukçuların görevi hukuki bir mevzuat hayata geçirilecekse bu konuda halkı da bilgilendirmek olmalıdır. Biz bu bilgilendirmeyi de yaptık. Tam da Atatürk milliyetçiliğinin ön plana çıkması gereken bir dönemde baroların yönetimlerine gelmemiz aslında bir tesadüf değil. Belki de çözüm sürecine toplumun duyduğu kaygı ile yönetimlere geldik. O kaygıdan dolayı da toplumun bizleri bir umut ışığı olarak görmesi söz konusudur. Avukatlar bu anlamda bir refleks gösterdi.

Whatsapp Image 2026 11 05 At 10.26.30 (2)

ÖZKAN YÜCEL SEMPOZYUMUNU, BİZİM KONTROLÜMÜZDE OLACAK ŞEKİLDE, EN İYİ BİÇİMDE YAPACAĞIZ

-Bir diğer konuda eski baro başkanı, rahmetli Özkan Yücel için yapılması planlanan ancak iptal edilen sempozyumdu. Sempozyumu niçin iptal ettiniz? Sempozyumun yeniden yapılması ile ilgili girişimleriniz olacak mı?

Rahmetli Özkan Yücel Başkanımızın sempozyumunun iptal edildiği, kaldırıldığı falan doğru değil. Tamamen daha düzgün bir şekilde yapabilmek için ileri bir tarihe biz bunu öteledik. Sempozyumu en iyi, en güzel ve merhum başkanımızın anısına yakışır bir şekilde yapacağız.

Biz seçimi kazandık. Seçimi kazandıktan sonra buraya mazbata almaya geldik. Mazbata alırken önceki dönemde görev alan bir meslektaşım yanıma geldi. Önceki dönem yönetimi olarak Özkan Yücel anısına 6-7 Kasım arasında bir sempozyum yapma kararı aldıklarını belirttiler ve “bu sempozyumu iptal etmeseniz olur mu?” dediler. Özkan Yücel hepimizin başkanıydı. Anısına saygımızı var. “Böyle bir etkinliği niye iptal edeyim?” dedim. Ama 6-7 Kasım'da benim çok önceden verilmiş bir sözüm, bir seyahatim var. Biletlerim alınmış. 6-7 Kasım'da olamayacağımı söyledim. ‘Hiç önemli değil başkanım. Baro başkan vekili gelir, işte Sayman gelir, o gelir, bu gelir’ dendi. "Tamam." dedim. Rahmetli Özkan Başkan'ın bize ne zararı olabilir ki? O baromuzun değerli bir başkanıydı. Her ne kadar siyasi düşüncem onunla aynı yönde olmasa da kendisi baromuza emek vermiş.

Sempozyum komitesinde kimler yer alıyor, düzenleme komitesinde kimler var? Bana hiçbir şey söylenmedi. Ki ben baro başkanı oldum. Bu da sorun değil. Sonra bize sempozyumun afişini yolladılar. Afişe de onay verdim ve yayınlandı. Afiş yayınlandıktan sonra beni etkinlik düzenleme komitesinden aradılar. Bana Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Bey’in sempozyuma geleceğini söylediler. Şimdi, ben İzmir Barosu’na başkan olarak seçiliyorum. Barolar Birliği Başkanımız bizim bir sempozyumumuza katılıyor. Ben orada olamayacağım. Ben de telefonda "abi siz bunu bana niye söylemiyorsunuz? Bu ayıp bir şey” dedim. Düşünsenize Barolar Birliği Başkanının katıldığı sempozyumda İzmir Baro Başkanı yok. Ve ben daha yeni seçilmişim. İlk defa ortak bir yerde onunla beraber bir araya geleceğim. Geleceği belliydi dediler. Bu yapılan hoşuma gitmedi açıkçası. Sanki başka bir yerden bir şeyler mi çevrildi diye düşünüyor insan.

Tekrar takvime baktım. Uçağım 10:15'te ve anında olmam gerekiyor. En azından dedim Barolar Birliği Başkanını arayayım. Etkinlikte kısa sürede olsa yer alalım. 9 gibi falan çıkalım. İki ayağım bir pabuca girecek şekilde bir şeyler ayarlamaya çalıştık. Sonuçta oraya ben de katılıyorum ve baro başkanı olarak programda konuşmacıların bir kısmını ben belirleyeyim istedim. Mesela akademik konuşmacılar olsun. Birkaç konuşmacıyı değiştirme noktasında önerilerim oldu. Vay efendim oradaki konuşmacı değişmezmiş. İzmir Barosu Başkanı olarak ben oraya katılacağım. Siz benden habersiz Barolar Birliği Başkanı'mızı çağırmışsınız. Madem öyle Erinç Bey'le de beni de programa koyun ama 8.30'dan, 9’dan sonra oradan gitmek durumundayım. Geç kalmayı göze alıyorum. Bu kadar iyi niyetli davranıyorum ve işin olması için uğraşıyorum. Bir de organizasyonun neden Tepekule'de yapıldığını da anlamadım. Baromuzun çok güzel salonu var. Gelsinler bizim baromuzun salonunda yapalım. Bir çok hususta beni böyle dayatmalarla karşı karşıya bıraktılar.

Görüşmemizde "bakın ben böyle olmasını istiyorum. Lütfen kısa sürede bana dönün” dedim. Beni bir Allah'ın kulu aramadı. Erinç Bey geliyor mu? Benim konuşmam onaylandı mı? Konuşmacıların durumu nedir? Bir de buraya geldiniz ve yoğunluğumu görüyorsunuz. Sürekli giden-gelen var. Ben de ses soluk çıkmayınca arkadaşlarıma “sempozyumu bizim kontrolümüzde olacak şekilde ileri bir tarihi erteliyoruz” dedim.

Rahmetli Özkan Başkanımızın anısına en güzel sempozyumu da biz kendimiz düzenleyeceğiz. Böyle emrivaki ile olacak bir iş değil bu. İşimiz başımızdan aşkın. Meslektaşlarımız bizden hizmet bekliyor. Rahmetli üzerinden bir nemalanma yapılmaya çalışılması hoş değil, yanlıştı. Özkan başkanımızı çok severdim. Özkan başkanı seven bunu yapmaz. İzmir Barosu'nun da kurumsal bir kimliği var. Özkan Bey sizin siyaseten sarılıp da oy devşirmeye çalışacağınız bir kişi değil. O ayrı bir yerde. Göreceksiniz Özkan başkanımıza yakışır bir anma ve sempozyumu da en güzel şekilde yapacağız kısa sürede. Söz veriyorum.

SADECE SİVİL TOPLUMUN OLDUĞU YENİ BİR PLATFORM KURACAĞIZ, İZMİR HALKI KIVILCIM BEKLİYOR

-İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri adıyla eylemlilikler düzenleyen platformdan ayrılığınız söz konusu oldu. Ayrılığın nedeni siyasi gerekçeler mi?

Emek ve Demokrasi Güçleri adı verilen yapılanmanın içinde siyasi partilerin olmasından toplumda karşılığını kaybetmiştir. Yaptığı basın bildirilerinin çağrılar toplumda karşılık bulmamaya başladı. Ayrılığın temel sebeplerden bir tanesi içinde siyasi partilerin olması.

-Ayrılığınız nedeni platformda DEM Parti’nin olması mı?

Hangisi olursa olsun. Orada BBP de olsa olmayız. Herhangi bir siyasi partinin olmaması gerekiyor. Meslek örgütleri siyasi partilerden bağımsız baskı unsurlarıdır. Toplumda saygınlık kazanması için siyaseten belli bir mesafede durması gerekiyor. Emek ve Demokrasi Güçleri’nin içinde siyasi partilerin bulunmasını yanlış buluyorum.

Oradaki meslek örgütleriyle birebir irtibata geçeceğim. Yeni bir cumhuriyet demokrasi platformu ya da İzmir Cumhuriyet Meclisi adı altında ama mutlak suretle ADD'nin, ÇYDD'nin, Birleşik Kamu-İş’in de içinde yer alacağı bir platformun kurulması için ön ayak olacağız. KESK de olur, TMMOB da olur, Barolar Tabipler Birliği de olur. Onların da yer alacağı ama herhangi bir siyasi partinin içinde yer almayacağı bir oluşuma gitmek istiyoruz.

İzmir halkı bir kıvılcım bekliyor. Aidiyet hissedeceği bir yer istiyor. Onu da bir araya gelerek yapabiliriz. Gerçek anlamda ben bunu gerçekleştirebilirim diye düşünüyorum. Hiç böyle bazılarının değerlendirdiği gibi yok onun düşmanısın, bunun karşıtısın değil arkadaşlar. Benim ne doğamda, ne ailemde öyle karşıtlık üzerinden bir siyaset olmamıştır. Her zaman katılımcı, kapsayıcı, eşitlikçi, insan haklarına saygılı bir anlayışla siyasi konjonktürdeki yürüyüşümü de hep bu temel üzerine kurdum. İşte bu yönümü bilmeyenler bana bu kadar teveccüh gösterildiğinden dolayı da bir saldırganlık içindeler. Vız gelir tırıs gider.

BASMANE ÇUKURU İÇİN HAREKETE GEÇECEĞİZ, ORASI KÜLTÜRPARK’A DAHİL OLMALI

-Basmane Çukuru’nun satışı konusunda bir tavır aldınız ve ortak deklarasyona imza attınız. Satış sürecine ilişkin suç duyuruları da bulunuyor. Satış süreci ve Basmane Çukuru’ndaki gelişmeler göz önüne alındığında bir yargı hamlesi düşünceniz var mı?

Yürütülen dava süreçler var. Bir yargı hamlesi de düşünüyoruz. Süreçle ilgili detaylı bir rapor istedim. Son durumu görmem gerekiyor. Baro bu meseleden sanırım uzak kalmış. TMMOB’la ve diğer kuruluşlarla süreci eş güdümlü götürmek gerekiyor. Basmane Çukuru önemli bir yer. 40 yıldır çözülemeyen bir konu. Son süreçle ilgili endişeler var. Kapalı kapılar ardında bir şeyler yürütülüyor düşüncesi var toplumda. Belediyeye sus payı verilmiş düşüncesi var. Devirle alakalı sorunlar var. Büyük bir hukuki mücadele gerektiriyor. Satışla ilgili ihale süreci başladı. Şirketlerin o ihale için istekli olacağını düşünmüyorum. Çünkü ortada hukuki bir süreç var.

Orası İzmir halkının kullanımına açılmalı. Çok katlı, yüksek binalar yerine İzmir halkının kullanacağı bir alan olmalı. Kentin nefes alması lazım. Çok katlı binalar üzerinden bir yapılaşma olmaması gerektiğini düşünüyorum. Yanı başında Kültürpark bulunuyor. Kentin akciğerlerini oraya kadar uzatabilsek ne hoş olur.