Bir 19 Mayıs daha geride kaldı. Tartışmalarıyla, inatlaşmalarıyla, çekişmeleriyle son yılların en çok tartışılan 19 Mayıslarından biri olarak tarihteki yerini alacağı şüphesiz… Malum burası; 'olayların ülkesi' Türkiye … Konu ne olursa olsun içeriğinden çok gündeme geliş şekli tartışılır bu ülkede… Anımsayınız; zaman tünelinde 'Cumhuriyet Mitingleri' ni de gördü ve yaşadı bu ülke…
İçerik neydi?
'Cumhuriyet'e sahip çıkmak'.
Gündeme nasıl geldi?
Türk bayrağını kapıp alanları dolduran milyonlarla güya mesaj verilecekti meydanlardan; 'Biz buradayız, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'i kimselere bırakmayız' diye…
Peki, mesajı vermek isteyenlerin çoğunluğunu kimler oluşturuyordu?
Ön safları röfleli, sürmüş sürüştürmüş kokoş teyzeler… Orta safları orada hangi amaç uğruna olduğunun henüz idrakine varamamış, elinde bayrağın bile eğreti durduğu bir grup… Arka safları ise geçiyordum uğradım ifadeli yurdum insanı… Bilinç, amaç, protesto hak getire…
Sonuç ne oldu, sokaktaki 'protesto' sandığa yansıdı mı?
O günkü Gündoğdu Meydanı'nın o tablosunu hiç unutmam, hayatım boyunca unutmayacağım da…
Gelelim hafızamın en güvenli yerlerine yerleştireceğim bir başka tabloya … Malumunuz yine çekişmeli-inatlaşmalı tartışmalar sonucunda bu yılki 19 Mayıs'ın okullarda da kutlanma kararı çıktı. Sabah baktım evime yakın bir ilköğretim okulunun bahçesinden marş sesleri yükseliyor. Hadi dedim kendi kendime kalk… Belki bir dahaki seneye görmek nasip olmaz gidip izleyeyim.
Okul bahçesi tıklım tıkış… Veliler, velilerin 1.dereceden yakın akrabaları, öğrenciler, gözlemeciler, patlamış mısır satanlar… Tam bir cümbüş… Koca bir sahne, platformun üstünde elinde mikrofon kalabalığı toparlamaya çalışan bir öğretmen… Dedim herhalde tören henüz başlamadı…
İstiklal Marşı okuduk hep bir ağızdan… Ardından 3-5 öğrencinin günün anlam ve önemi üzerine ezberledikleri şiirleri dinledik. Toplam 15 dakika ya sürdü ya sürmedi… Saat de sabahın 9 buçuğu bu arada…
Programın devamında neler var acaba diye düşünürken, öyle bir gümbürtü koptu ki, 'atom bombası' düştü sandım okulun bahçesine… Başım ellerimin arasında okul kapısında buldum kendimi. Öylesine yani…
Bir de dönüp baktım ki, meğer o gümbürtü koca koca ses kolonlarından çıkan basın sesiymiş! Tören mören kalmadı. Bizim okul bahçesi oldu sana gündüz diskosu. Hande Yener 'Kimseleriiinnn olmadığı bi yeerdeeaaağğ' diye inlettikçe ortalığı, kalçalar göbekler başladı havada uçmaya… Bir telaş bir acele, sanki 2 göbek az atsa şanından kaybedecek. Patlamış mısır kartonunu yanındakine tutuşturmaya çalışan mı ararsın oynamak için, elindeki yarım gözlemeyi olduğu gibi ağzına tıkıştırmaya çalışanı mı? Üstelik bunlar koca koca kadınlar, adamlar… Eh bu ebeveynlerden dünyaya gelen çocukların da o esnada ne yaptıklarını tahmin etmek zor olmasa gerek sizler için…
Sanki gösteri yapılacak hiç bayram şarkılarımız, marşlarımız yok. Hande Yener'i sırasıyla, Demet Akalın, Murat Boz şarkıları izledi. Alkışlar, bağırışlar, çığırışlar gırla gitti bahçede… Soluğu evde zor aldım. Zira ne beynim ne de bedenim tahammül edebildi o gürültüye… Yol boyunca da bir tek şunu düşündüm; 'Neden her şeyin dibine kadar suyunu çıkarmakta üstümüze yok millet olarak…'
Bin bir emekle hazırlanmış, izlerken insanı o günlere götüren güzelim belgesellerimiz var. O koca sahne oraya kurulacağına, bir sinevizyon gösterisi hazırlansaydı, o belgeseller gençlere, velilere izletilseydi de anılsaydı Atatürk olmaz mıydı? Yedi Karanfil müzikleri fon oluştursaydı günün anlam ve önemine mesela…
Dokundu bana bu tablo, içimde bir yerleri cız ettirdi. Böyle anılacaksa Atatürk, böyle kutlanacaksa 19 Mayıs kutlanmasın arkadaş!