15 Ağustos Pazartesi günü, Bartın'da bir olay yaşanır. İl Gençlik ve Spor Müdürü, 28 haftalık olarak dünyaya gelen ve solunum yetmezliği teşhisi konulan bebeği Ankara'ya götürecek ambulans helikopterin zemini sentetik çimle kaplı futbol sahasına inmesine zemin etkilenir gerekçesiyle izin vermez. Bunun üzerine pilot önce helikopterle havada daireler çizer, sonra inisiyatif kullanarak kale arkasına iniş yapar ve hastayı alarak havalanır.
İl Gençlik ve Spor Müdürü; '600 bin lira harcanmış sahanın zemini sentetik çim. İniş ve kalkış sırasında yangın çıkabilir. İtfaiyenin iniş ve kalkışta hazır bulunması gerek' Pilot; 'Zaman hastanın aleyhine işliyor. Hastayı kaybetmeyi göze alamam, tüm sorumluluk benim' diyor.
Bir yanda kurtarılacak çim, diğer tarafta bir yaşamın kurtarılma ihtimali. Pilot tehlikeye değecek kadar önemli buluyor bir insanının yaşama ihtimalini ve gereğini yapıyor. Solunum yetmezliği çeken bebek belki de inisiyatif kullanarak sorumluğu omuzlayan o pilot sayesinde yaşama tutunacak.
Türkiye Futbol Federasyonunun şike ile ilgili kararını dinlerken 'keşke o pilot federasyon başkanı olsaydı, yönetim pilot gibilerden oluşsaydı' diye geçirdim içimden. Şayet insan dümene geçmişse aracı akıntıya bırakmaya, tehlike anında yaradana sığınmaya hakkı yok. İnisiyatif kullanmayı da, sorumluluk almayı da bilmeli.
Polis aylarca süren bir çalışma yapıyor. Dinleme kayıtları tutuyor. Resimler çekiyor. Ve bu çalışmaların ışığıyla tutuklamalar yapıyor. Sorgulamalar sonucu yüzlerce sayfalık ifade çıkıyor ortaya. Oldukça önemli itiraflar yapılıyor. Toplanan deliller mahkemeye sunuluyor. Derlenmiş delilleri mahkeme inceliyor ve tutuklamalara karar veriyor. Aziz Yıldırım'ın tutuklanması olayın boyutu hakkında zaten yeterince bilgi veriyor. Mahkemeye sunulan dokümanlar eften püften şeyler olsaydı bu tutuklamalar, özellikle Aziz Yıldırım'ın tutuklanması mümkün olabilir miydi?
İddialar üzere federasyon savcılıktan belgeleri paylaşmasını istiyor. Futbolda şike soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı, belgelerin tamamının soruşturmanın selameti açısından verilemeyeceğini belirterek bir bölümünü federasyona veriyor. Federasyona ulaşan belgeler Etik Kurula sevk ediliyor. Fenerbahçe ve Beşiktaş arasında oynanması gereken süper kupa maçı erteleniyor.
Etik Kurulu kozmik odaya kapanarak tam 14 bin belgeyi 21 günde inceliyor. Şike ve teşvik olaylarına konu olan maçları izliyor. 150 sayfalık bir rapor hazırlayarak, TFF yönetimine sunuyor. Etik Kurulu raporunu değerlendirmek ve bir karar vermek üzere, bu kez de TFF Yönetim Kurulu toplanıyor. Bu arada ulusal, uluslararası medya muhtemel olasılıkları yazıyor çiziyor.
Ve nihayet beklenen gün gelip çatıyor ve TFF 'tarihi kararını' açıklıyor. 'Karar vermek için gizlilik kararının kalkması, mahkemenin iddianameyi kabul etmesi beklenecek'
Söyler misiniz bunun neresikarar?
Bu bir karar değil olsa olsa bir bilgilendirme olabilir. Üstelik bu bilgilendirme 'oldu mu şimdi' dedirten cinsten… İddianameye temel oluşturan belgeler ve bilgiler karar vermek için yeterli değilse, iddianameye bakarak nasıl karar verilecek? 'Karar verebilmek' için şayet iddianame beklenecekse, bir sonraki aşama da mahkeme kararının beklenmesi olmalı. Lakin karar için bu kez de suçu ispatı gerekebilir. Zaten futbolda 'kanaat kullanmak' diye bir şey de yoktur, iş sürekli yargıya havale durumdadır. İşi yargı halledecekse, bir federasyona ne gerek var?
Umarım bu doyurucu açıklamayla tatmin olmuş, kafanızda oluşan tüm sorularınız yanıt bulmuştur! Kim bilir belki de 'tertemiz bir lig bizi bekliyor' demeye dahi başlamışsınızdır.