Başbakan son açılımını medyaya karşı yaptı ve patronlara; köşe yazarlarına sahip çıkmalarını, çıkamıyorlarsa kovmalarını ferman buyurdu. Elimiz ayağımız dolaştı tabii.’¶
Aldı bir dert. Şimdi ne yazmalı ki kovulma riski olmasın. Başlarken kimse bana ne yazacağımı, nasıl yazacağımı söylemedi. Köşeyi dönmek varken köşeyi kaptırma yolu göründü. Derin düşüncelerle ben bilgisayara, bilgisayar bana bakarken gaztipler geldi aklıma. Kıskanmadım desem yalan. Yerlerini mekanlarını, kazandıklarını değilse de düşünmek zorunda olmadıklarını kıskandım doğrusu. Konu belli. Vur askere, vur yüksek yargıya, vur muhalefete. Sonra yan gel yat. Araştırma soruşturma gerekmez. Lüks mekanlarda servis yapılır gibi haber servisi.
İnsan yemek yerken bile emek harcar. Bunların yegane harcadığı enerji ruhlarını satarken yaptıkları pazarlıklardır.
İşte böyle düşüncelerle ekranla birbirimize bakışırken ben de özendim ruhsuzluğa. Patron aramaya başladım.
Ümit Yaldız’’ı gördüm gazetede. Patron dedim. Malum, Başbakan.. köşe.. yazı.. tekme.. kem.. küm..
Şöyle tavlada kazanmış edasıyla bana baktı. Sen manyakmısın anlamında başını bir yandan öbür yana çevirdi. (yazarın notu: en kısa zamanda tavla konusunda meydan okunacak) Eeee.. der gibi baktı. Sonra başını pencereye doğru çevirdi. Artık kaybol mu demek istedi, yoksa pencereden atarım mı demek istedi tam anlayamadım’…
Yüz bulamayınca Fahrettin Dokak’’ı aradım. Buldum da.. Aynen O’’na da açık ve seçik anlattım derdimi. Başbakan dedim.. patron.. yazı.. köşe.. tekme.. dışarı’… dedim. O da yüzüme anlamsız anlamsız baktı. Yerinden kalktı. Balkona çıkıp sokaktan geçenlere baktı. Beni başından savmak için mi, yoksa bir mesaj mı vermek istedi anlayamadım. (Ama gözüme kestirdim tavlada yenerim)
Gönül Soyoğul pencere komşum olur. Bir ümit ona baktım. Ne de olsa tecrübeli. Benim gibi sonradan köşe görme birine yardımcı olur diye düşündüm. Yüzüme bile bakmadı. Köşesi sağlam nasıl olsa dedim kendime. (Köşesindeki kırmızı gülden anladım, yeri sağlam)
İyi de şimdi ne yazacağımı kim söyleyecek bana. Mutlaka bir patron bulmam lazım. Gazete çalışanlarına yalvarır gözlerle baktım. Kimi yazık dercesine başını iki yana çevirdi. Kimi acıyarak baktı’…
Ben de içimden geleni yazdım. Artık gerisini patronlar düşünsün.
Bir şiir..
HAN’’İ HARAP
Yiyin efendiler yiyin mısrai manzumeniz
Bilinir bu çağda da, pek nezihtir yeriniz
Lakin şöhretli kılan değildir kalitesi
Çünkü değişmemiştir hala mantalitesi
Bundan müteessirim sözleriniz çok ağır
İte versen kudurur yaralanırdı sığır
Duydular efendiler pekte etki etmedi
İsimler değişti ya soygun yine bitmedi
Sizdeki hırsızların en büyüğü arsızı
Bizde ancak olurdu basit sokak hırsızı
Serzenişim bunadır haksızlık etmişsiniz
Bir hırka kuru ekmek yaşayıp gitmişsiniz
Azılı yiyicisiniz doldururdu bir kiler
Buna gülüp geçerler devirde bizimkiler
Öyle rüşvet irtikap sıradan işler bizde
Büyükler küçükleri her zaman dişler bizde
Devri zamanınızın hazineyi varlığı
Şu ikibindokuzda ancak mahdun harçlığı
Şimdi diyeceksiniz ne güzel var ki vermiş
Yok efendim nerede çalıpta çırpıvermiş
Duyarım der gibisin ders alan çıkmadı mı
Halkım hala soyulur usanıp bıkmadı mı
Halkımız iyi fakat her şeyi bağlar dine
Kim cennet vaat ederse oy topluyor kendine
Kıyaslarsak bu günü devri edebiyatla
Bu gün yazar çizerler geçinirler biatla
Haksızlık etmeyelim hiç yok değil namuslu
Lakin sesleri çıkmaz çok edepli çok uslu
Hal mesele böyledir bilesin diye yazdım
Seyredip aşiyandan gülesin diye yazdım