Günlerdir ciddi bir insanlık ayıbı sergileniyor gözlerimizin önüne. Birileri örtbas etmeye çalışsa da insanlık dışı bazı olaylar aşikare çıktı ortaya. Ve herkes bir şeyler söyledi kendince. Değişik yorumlar yapıldı bu vahşete ithafen. Aynı konuyu yazmak hiç hoşuma gitmiyor ancak, bu olayın farklı bir boyutuna çekmek istiyorum dikkatleri.

Cizre ve Şemdinli’’de yaşamını yitiren HPG’’lilerin cenazelerine yapılan işkencelerden bahsediyorum. Vicdan sahibi olan bir insanın kanını donduracak öneme sahip ve savaş ahlakına aykırı olan bu ayıbın hiçbir açıklaması da yok bana göre. Sebep her ne olursa olsun, ölü bir bedene çeşitli işkenceler uygulamak kime ne haz verebilir ki?Ancak bunun normal bir ruh haline sahip olmayanlar tarafından yapılabileceği de gün gibi ortada.

Herkes kendi davasının peşinden gider. Savunulan şeyler kişiye göre değişir. Yürek tektir oysa. Hele ki söz konusu ’“ANA’” yüreği ise. Mevcut savaşta, hangi taraftan kayıp verilirse verilsin; ortak olan tek bir noktaları vardır göz ardı edilen. ’“ACI’”’… Onları dünyaya getiren analarının yüreğindeki dindirilmesi mümkün olmayan büyük bir ’“ACI’”. Evlat acısı’… Gerçi yaşanan bu vahşeti tek bir cümleyle açıklayabilmek de bir o kadar zor.

Bir annenin evladını kaybetmesi ne demektir bir düşünsenize?Hele ki yavrusunun ölü bedenini tanıyamaması. Bu ana hangisine daha çok yanmalı sizce?Evladını yitirdiğine mi?Yoksa yitirdiği evladının cesedinin paramparça edilmiş ve işkence görmüş bir halde önüne konmasına mı?

Bu acıyı ancak yaşayan anlar. Bazılarının uzaktan ahkamlar kestiği, önyargılarla kesin hükümler verdiği o Bölge’’de, bu acının gerçek sahipleri var. Bir mezarın çok görüldüğü aileler var. Hatta gömecek bir cenazesi olmayanlar bile var. Bir barış anası asker analarına barış çağrısı yaparken, ’“Sizin hiç değilse bir mezarınız var. Ya benim?’” diye sormuştu. Bunu söylerken bile hala BARIŞ istiyordu. Bu acılı annenin erdemi, yaşanan ayıbı maç skoru gibi kabul edenleri utandırmış mıdır acaba?

Bu ayıplar ’“Anaların gözyaşını durduracağız’” diyen bir hükümetin döneminde yaşanmakta. Davos’’ta restler çekip kahraman ilan edilen, Mavi Marmara gemisinde yaşamını yitiren Furkan’’ın Türk kimliği nedeniyle gördüğü haksızlığın hesabını ABD’’ye soran bir Başbakan’’ın döneminde’… Böylesi bir ayıba neden sessiz kalındığı ise akıllarda oluşan ve bir türlü cevap bulunamayan bir soru işareti oluyor haliyle.

Öfkeler, davalar, hesaplar ne olursa olsun, hiçbir savunma bu dehşeti haklı çıkaramaz. Hiçbir sebep de o anaların yüreğindeki yangına deva olamaz. Müslümanlıktan dem vuranlar, ’“Cennet anaların ayakları altındadır’” hükmünü unutuyor ne yazık ki. Ne Kürt olmaktır suç, ne de ana olmak. Asıl suç insan kılığında ama insanlıktan bi haber yaşamak’…!