Söke Öykü Roman Dergisi, Akbük Şiir Gezi Çeviri Dergisi, Akköy Kültür Sanat Edebiyat Dergisi’…’¶
12 Haziran, 2010 gününün sabahı diğer yazar arkadaşlarla buluştuk ve bu üç derginin çıktığı Akköy’’e doğru yola çıktık. Bodrum'dan geliyorsanız Bafa Gölün’’den sonra yokuşu indikten sonraki kavşaktaki Milet’’i işaret eden tabeladan sola dönünüz. İlk köy Akyeniköy. Akyeniköy’’den sonra sağlı sollu bağ ve çilek tarlaları olan bir yokuşu tırmanınca Akköy Köyü’’ne varıyoruz. Burası üç edebiyat dergisi çıkaran bir köy’… Rüya gibi.
Bu dergileri bütün güçlüklere rağmen basımını sağlayan ve en önemlisi de hayatta tutmayı başaran Güven Pamukçu karşılıyor bizi köyün kütüphanesinde, doğru yazdım değil mi köyün kahvehanesinde değil’… Merak edip bu üç dergiyi bu minicik köyde hangi olanaklarla çıkarıyorsunuz diye soruyorum Güven Bey’’e. Gülümseyerek hemen yanıtlıyor beni. AKKÖY DERGİSİ, 11.yılına giren dünyanın ilk köy adresli edebiyat dergisidir. Akköy Derneği Yönetim Kurulu üyelerinin katkılarıyla çıkarılıyor. Yüz dergi de Didim Belediyesi satın alıyor.
AKBÜK ŞİİR GEZİ ÇEVİRİ DERGİSİ: Akbük Belediyesi basım giderlerini karşılıyor.
Türk edebiyatına,"gezi edebiyatını" yıllardan sonra tekrar kazandırdı. Sadece şairlerin gezi yazılarına yer veriliyor. Her sayısını, yazı kurulundaki şairlerin konuk yönetmen olarak yönettikleri bir dergidir.
SÖKE ÖYKÜ ROMAN DERGİSİ: Söke Ekspres Gazetesi'nin ücret almadan bastığı bir dergidir. Yine bu içerikte bir dergi edebiyat ortamında yokken düşünülüp çıkarılmaya başlanmıştır ama merkez ve Anadolu dergileri üç derginin yeni olan içeriğini taklit etmeye başladılar. Akköy dergisinin bir özeliği de 2007 yılından bu yana konuk editörlüğünün dünyadaki yolunu açmıştır.
Geldiler geldiler...
İç içe geçmiş odalar, avlular’… Film ve tiyatro oyunu afişleri, eski gazeteler, dergiler, büyük şehirlerdeki kütüphaneleri kıskandıracak kadar çok ve önemli kitapların bulunduğu raflara baktıkça yüzlerce nilüfer çiçeği açıyor içimde. ’“Aylarca kalmak istiyorum burada’” isteği o kadar güçlü ki’… ’“Orda bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür’…’” küçükken bu şarkıyı her söylediğimde o köyü merak ederdim, gidip görmek isterdim, kırk üç yaşında bir çocuk olarak oraya gideceğimi hiç düşünmemiştim.
O ayki dergileri alıp bir köşeye çekiliyorum. Birbirinden nitelikli yazılar, şiirler, incelemeler. Merak edip soruyorum. Bu kadar nitelikli yapıtları nasıl seçiyorsunuz Güven Bey?Bize gelen yapıtlardan çok yazarla kurduğumuz diyalog sonucu onlardan yapıt istiyoruz. Ayrıca bunlar eylem dergileridir. Nitelikli sanat eylemlerini; Akköy, Söke, Didim, Akbük, İzmir, Adana ve dolayındaki köylere de taşımıştır.
Dergilerin öncülüğünde düzenlenen sanat edebiyat izlenceleri katılım koşulu olan izlencelerdir. Dergilerde yayınlanan ürünlere o ayki editör grupları ya da dergilerin sahibi ve genel yayın yönetmeni olarak ben karar veriyorum. Bir an sessiz kalıyorum aklımda biri konuşuyor. ’“Oysa diğer edebiyat dergilerinin çoğu kendi ekibini kurmuş dönüp dönüp onların yapıtlarını yayımlıyor, genç kalemler çok da önemsenmiyor. Yapıtın nitelikli olup olmadığı çok önemli değil, önemli olan ekiple olan ilişkisi’” Şşşştt diyorum sus duyacaklar şimdi’…
Pembeli kadın arabayı kulanıyo a aaaa...

Akköy Kütüphanesi’’nin bir de sergi salonu var, Sevgili Buket Akkaya bu etkinlikte küçük bir resim sergisi açtı. Ben de dahil gelen herkesin aklında şu soru vardı: ’“Kim gelip bakacak ki bu resimlere’… Kim gelip dinleyecek ki bizi.’” Saat bir buçuğa doğru geldiler. Samet, Nuri, Burçin, Yasemin, Vicdan ve adını hatırlayamadığım diğerleri. Burçin köyün öğretmeni, kıvır kıvır saçları, gözlerindeki ışıltıda kendini ele veren zekası’… Nuri dört yaşından beri kütüphanenin müdavimi, şimdi on altı yaşında iyi bir öykücü olacağı yaptığımız atölye sonucu bize verdiği kısa öyküden bile belli. Samet üniversite sınavlarına hazırlanıyor bir yandan, yalnız edebiyata değil müzik ve sinemaya da meraklı, dinliyor izliyor, yazıyor’… Vicdan takılar yapıyor, yeni nişanlı, gelin gidecek Söke’’ye’… Okuduğumuz öykülere tarlada çalışan ellerli nasırlı atakadınım öyle yorumlar yapıyor ki şaşırıyorum, mutlanıyorum, göğsüm kabarıyor’… Hangisini anlatsam ki’… Güven diyor ki: ’“Aslında daha kalabalık oluyor etkinliklerimiz ama şimdi tarla zamanı’…

Şşşşttt gülme bana kızıyo’…
Akköy Kütüphane binası kayda değer bir örnek restorasyon çalışması olarak dikkat çeker.1800'lü yıllarda zengin bir tüccarın depo olarak kullandığı binada Mavişehir Kovela (Halk arasındaki adıyla Sulu Batak) limanına gelen guletlerin getirdiği İngiliz kumaşları, Fransız porselenleri ve envai çeşit malzemenin depolandığı söylenir. Buradan da Menderes kanalıyla Kuşadası ve diğer iç bölgelere dağıtımı yapılan mallar için Akköy önemli bir ticaret merkezidir o zamanlar. Hatta bazı kaynaklarda Venediklilerin Komşu Balat Köyü’’nde Konsolosluk açmalarına dair yazışmalara da rastlanır’… İşte böylesine özel bir kütüphanede iki gün boyunca öyküler okuduk onlara, öykü yazma teknikleri üzerine konuştuk biraz, ilgiyle dinlediler. Hem onları tanıdık hem kendimizi’… Hem onlar çoğaldı hem biz. Etkinlik arasında gelen, kütüphaneye bitişik evde oturan Şenol teyzenin çayı tavşankanı’… Saatler ne çabuk geçiyor böyle’… Gün batıyor, herkes dağıldı. Sayfam bitiyor, yazacak çok şey var’…
Ağzınıza sağlık’…ağzınıza sağlık’….

O gece eski muhtar Adnan Zafer Barlak’’ın evinde kalıyoruz, rakı balık, dostluk. Adnan Bey okumaya meraklı, yazmaya da’… Adnan Bey’’in eşinin hazırladığı o muhteşem kahvaltıdan sonra yeniden kütüphanedeyiz. Güven o kocaman gülümsemesiyle kapıda. Bir isim bir adamı ancak bu kadar tamamlar’… Bugün daha kalabalığız. Kütüphanenin hemen yanındaki evde oturan teyze yine elinde çay tepsisiyle geliyor, neden her şey bu kadar lezzetli burada?Bir gün önceki heyecan ve coşkuyla bitiriyoruz atölyeyi.
Deniz dedi, deniz dedi’…
Güven Pamukçu ve Akköy için çok şey söyleyebilirim, ama susuyorum şimdi. Çünkü benim söyleyeceklerimi herkes görüyor, görmeli’… Ülkemin her köyü böyle olsa diye geçiyor içimden, ülkemin her köyünde bir Güven olsa diyorum, ne çok şey değişirdi.
Kimse görmedi ki’…
Şu yukarıdaki koyu yazılmış cümleleri merak ettiniz sanırım. Gülden o, Tanrı’’nın gözünden kaçan bir melek. Köyün giriş yolunda bir yerde oturur hep. Köye gelen giden dolmuşlar Gülden durağı der oraya. Annesiyle yaşar. Gülden hep konuşur, annesi hep susar. Onların gözünden dünya burası değil’… Yolunuz düşerse’… Yolunuzu düşürün’…
Teşekkürler Güven Pamukçu’…