Yazı başlığı yaptığım bu kelime; lugatlardaki karşılığı ile öz denetim ya da eskilerin tabiriyle nefs hakimiyeti …

“Neden köşende yoksun?”sorularına verdiğim kısa ve net bir cevap olmuştu benim için.

Zira…

Bunca acı ve elem dolu ülke gündeminde harcı alem bir bakış açısına uzun zamandır sahip olamıyordum her nedense…

Gerçi…Büyük bir hızla değişen ülke gündeminde yazılacak pek çok konu vardı..

Ve de… Lamına cimine bakmadan haykırılacak ne çok söz…

Lakin…Eski bir şarkının nakaratındaki gibi…

“Dilimin ucunda kelimeler…

Bir türlü söyleyemiyorum” diye diye…

Susmakla konuşmak, yazmakla yazmamak arasında tefrikaya düşmemeye çalışarak…

Otokontrolün, yani öz denetimin şart olduğu bir zamanda yaşadığımızın idraki ile..

Elime almaz olmuştum kağıdımı kalemimi…

Oysa ki , hava kurşun gibi ağır, dünya ve ülke gündemi ise hiç olmadığı kadar yoğundu…

Geçtiğimiz günlerde ABD’den dünya gündemine hızla düşüveren bu insanlık dışı görüntüler …

Dilinin ucuna geleni hiç sakınmadan söyletecek her türlü ahı, ağız dolusu haykırtacak cinstendi…

Dünyaya servis edilen o korkunç görüntülerle; dünyanın tanıdığı pek çok isim, akıllara durgunluk veren türlü çeşit insanlık suçunun işlendiği Epstein Dosyasında yer alırken…

Hayvani duyguları, nefsani arzuları ile insanlıktan çıkmış, öz denetimlerini kaybetmiş pek çok ismin, kaçırdıkları küçük yaştaki kız çocuklarına uyguladığı bu vahşetin yürek yakan görüntüleri…

Ve.. Hemen akabinde…

Binlerce insanın ölümüne yol açan insan hakları örgütlerini endişelendiren, tüm dünyanın kaygı ile izlediği İran, ABD-İsrail savaşı…

İnsanoğlunun sonu gelmez rant hesaplarını, haddi aşan çıkar çatışmalarını ve türlü çeşit acımasızlığını ve de yenemediği nefsani duygularını büyük bir aymazlıkla gözler önüne seriyordu.

*

Dünya piyasalarında işlem gören her bir metanın pahası yükseldikçe yükselirken, ne yazık ki insan hayatının ucuzladıkça ucuzlatıldığı bu talihsiz çağda…

Korku filmi izler gibi izlediğimiz o kan dondurucu haberler birbiri ardı sıra gündeme düşmekte olsun…

Ülkemde de…Aynı şehirde , aynı ismi, aynı soy ismi taşıyan iki genç kadın, aynı günlerde aynı kaderi yaşıyor ve gözü dönmüş erkekler tarafından hayattan koparılıyordu.

Tecavüzcüsü ile zorla evlendirilen ve bu adamdan anne olan Fatma Nur Çelik …

Ve beş yıldan bu yana babasının cinsel tacizinden koruyamadığı sekiz yaşındaki kızının dramı …

Cansız bedenlerinin Zeytinburnu sahilinde bulunması ile son buluyordu.

Ve…

Sınıfında öğrencilerinin geleceğine yön vermeye çalışan, hayatını eğitime adamış , bir çocuk annesi biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik

Eli bıçaklı öğrencisi tarafından hunharca katlediliyordu.

Ne yazık ki, bir türlü durdurulamayan kadın cinayetleri bu ülkede şok haber olmaktan çıkıp, vakayı adiye haline gelerek ülkedeki büyük ahlaki çöküşü resmediyordu.

*

Ve hayattan zalimce koparılan birbirine benzer bu isimlerden

Bir haber bülteninin birkaç dakikasına sığdırılmış boynu bükük cümlelerle söz edildiği sürece…

Ülkem kadınının birbirine benzer makus talihini değiştirmek ne kadar mümkün olabilir ? Bilinmez ama…

Bir 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü daha yaklaşırken.

Türk kadınının hür ve müreffeh yaşantısının gururla konuşulduğu ve anlamını yitirmiş pek çok mefhumun yeniden anlam bulduğu yılları hayal ediyorum..

Ve…İnsan olma şuuruna ermiş, insani değerlere önem veren bir toplum olma umudumu hiç kaybetmeden

Siyasi hırs ve iştiyaklardan uzak liderlerin şekillendirdiği demokratik bir dünya düzeninde…

Her bir insanoğluna öz denetim yetisi ve tüm dünyaya barış ve sükun diliyorum.