Ülkenin ve İzmir iş dünyasının önemli ismi Öner Akgerman’ı ebediyete uğurlamamızın ardından …
Altmış yıl öncesinin İzmirini yaşarken buluverdim kendimi.
Sekiz dokuz yaşlarında ya varım ya yokum…
İzmir’in en güzel yılları … Bir yaz günü öğleden sonrası…
Basmane Gar önünden bindiğimiz karaço bir sağa bir sola yaylana yaylana , fuar kıyısı fuar kıyısı Montro meydanından Lozan meydanına doğru ilerliyor.
Semahat hanımlara, nişan mübarekesine gitmekten bahsediyor babaannem .
Geçmişe dayanan Beyler sokağındaki ahbaplıklarını, Şekip bey ve Bedri Beyle Alipaşa Meydanındaki iş yeri komşuluklarını, eskilere dayanan hısımlıklarını anlatıyor annemle halama, yol boyunca uzun uzun…
Faytoncunun atlara verdiği komut sesi ile ritmik nal seslerinin birbirine karıştığı , yasemin kokulu Alsancak sokaklarında ilerliyoruz
“Mustabey heykelinin az ilerisindeki griye çalan yeşil panjurlu evin önünde dur oğlum “diyor babaannem faytoncuya…
Elindeki küçük portföyden birkaç bozuk para bırakıyor faytoncunun avucuna…
Bir bir iniyoruz faytondan.
Talatpaşa Bulvarında, şimdiki Macro Center’in sırasındaki Uyal Apartmanının eski yerinde bulunan bu evin penceresinin tül perdeleri süzülüyor hafifçe caddeye doğru.
Şehir gürültüsünün insan neşesini bastırmadığı o asude yılları yaşıyor İzmir …
İçeriden gelen muhabbet seslerine şen kahkahalar karışıyor .
Yılda bir iki kez geldiğimiz bu evi pek seviyorum nedense.
Elimden zincirli çantamı hiç bırakmadan kuruluyorum yine hemen camın kenarına …
Gevrekçinin sesi duyuluyor uzaktan …“Taze gevrek , çıtır gevrek. “
Yine bir fayton arzı endam ediyor salına salına , ritmik nal seslerinin nağmesi gittikçe uzaklaşıyor…
Sonra… Yoldan aralıklarla geçen bir kaç otomobil ve nadiren duyulan bir kaç klakson sesi…
Bir tezahürat duyuluyor alkışlar arasında .. Evin kızı giriyor salona nişanlısı ile birlikte.
İncecik belini sımsıkı kavramış kabarık etekli tafta bir elbise var Amerikan Kolejini yeni bitirmiş Neşe ablanın üzerinde
İkisi de çok hoş, çok şık ve çok güzel görünüyorlar, bir bir el öpüp, hal hatır soruyorlar…
“Tebrik ederiz nişanınız mübarek olsun”diyor büyükler
Salon bayağı kalabalık. Şahende Hanım teyze var, kızı Özcan(Ker) abla var , Süreyya yengem var, babamın ve amcamın can arkadaşı Kenan Bey amca var, şimdiki Cafe Plaza’nın bulunduğu yerde oturan , İzmir Kız Lisesi Fransızca öğretmenlerinden Zübeyde Balaban var… İzmir Arkeoloji Müzesi Md Selahattin Kantar’ın kızı , karşı komşu Berra teyze var.
Gustolu kıyafetleri ile yüksek topuklu siyah rugan ayakkabıları ile hanımlar adeta moda mecmuasından fırlamış gibi, son derece şık ve mutlu..
Beyler deseniz ona keza. Yaptıkları işlerden emin ve memleketin geleceğinden son derece umutlu…
Elinde gümüş tepsi ile beyaz önlüklü hizmetli abla girip çıkıyor içeriye …
Çikolatalar, pastalar , kurabiyeler ikram ediliyor, incecik bardaklarda nişan şerbetleri içiliyor…
Hoş sohbetleri ,nazik ve mültefit tavırları büyük bir hayranlıkla izlemeye dalmışım
Bir ara , başımda hissettiğim saçlarımı okşayan bir el ve kulağımın dibinde yumuşak bir ses duyuyorum…
“Sen ne güzel bir kızsın… Elbisen, çantan ne kadar da güzel…
Senin gibi hanım kızlar, güzel kızlar… Tıpkı senin gibi ağzını daima kapalı tutarlar , ki ağzından içeriye mikroplar girmesin değil mi efendim ?”
Bir sıcaklık yayılıyor yüzüme… Kızarıyorum… Evet dercesine yavaşça başımı sallıyorum …
Kaç yaşında olduğum, kaçıncı sınıfa gittiğim gibi sorularla başımı okşamaya devam ediyor, kulağıma fısıldayan sesin sahibi…
Usulca babaannemin kucağına sokuluyorum.
Ve Neşe abla ile müsaade isteyerek ayrılıyorlar salondan.
Ve bu ‘ağız açma’ mevzusunun ailemde yarattığı farkındalıkla o kış geniz eti ameliyatı ile tanışıyorum…
Ve o operasyonla; hem fiziki hem de mecazi anlamda ‘ağız açmaktan’ kurtuluyorum.
***
Ve o yıllardaki her bir dost buluşmasının, efendimle başlayan sizli bizli devam eden her bir sohbetin adeta adabı muaşeret dersi içeren bir rahle-i tedrisat olduğunu anladığım bu zamanlarda…
Sosyal hayatın içinde bir yerlerde Sn. Öner Akgerman’ın adı geçse ya da karşılaşıp da ; selamlaşarak elini sıksam…O mahçup çocuk gülümsemesi beliriverdi her zaman yüzümde…
Şimdi… Işıkkent Eğitim Kampüsünde ulusal ve evrensel değerlerle eğitim alan torunum ve tüm çocukların gözlerindeki umudu , Işıkkent Eğitim Kampüsü Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Öner Akgerman'ın o büyük vizyonundan kaynaklandığını anlıyorum…
Ve… İzmir sanayii ve eğitim hayatına büyük katkıları olan, çocukluk anılarımda hoş bir yer tutan; kültürlü, görgülü, güler yüzlü bu değerli İzmir beyefendisini rahmetle anıyorum…
Ve… Tüm sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum…