Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonunun yedinci gününde dünya televizyonları ve sosyal medya tuhaf bir görüntüye tanıklık etti. Beyaz Saray’da, Oval Ofis’te çekilmiş bir video hızla yayıldı. Videoda ABD Başkanı Donald Trump, çalışma masasının arkasında gözlerini kapatmış halde oturuyor; etrafında ise Evangelik din adamları omuzlarına ellerini koyarak dua ediyordu.
Bu ritüel, Hristiyanlıkta “ellerini üzerine koyarak dua etme ritüeli” olarak bilinen, bir kişiye ilahi koruma ve güç dilemek amacıyla yapılan geleneksel bir dua biçimidir. Törende, Amerika’daki Evangelik hareketin etkili isimlerinden Robert Jeffress, Samuel Rodriguez, David Barton ve TomMullins gibi figürler yer alıyordu.
O sırada Orta Doğu’da ise İran’a Amerika ile İsrail tarafından başlatılan savaşta, bombalar patlamaya ve masum insanları; bebek, çocuk, kadın, yaşlı demeden öldürmeye devam ediyor, şehirler yanıyor, hastanenler, okullar enkaz altında kalıyordu…. Diğer tarafta,savaş emrini veren Amerikan başkanı, savaşın ortasında dini liderler tarafından kutsanıyordu.
Bu görüntü, modern çağın en derin ahlaki sorularından birini yeniden gündeme getiriyor: Din, savaşı başlatanları ve saldırı emrini verenleri kutsamak için mi vardır, yoksa savaşı durdurmak için mi?
Din ve savaş arasındaki tarihsel gerilim
Din ile siyaset arasındaki ilişki insanlık tarihi boyunca karmaşık olmuştur. Kralların taç giyme törenlerinden modern devlet başkanlarının yemin merasimlerine kadar dini semboller çoğu zaman iktidarın meşruiyetini güçlendiren bir unsur olarak kullanılmıştır. Fakat aynı dinlerin içinden, zaman zaman iktidarın karşısında duran güçlü ahlaki figürler de çıkmıştır. Din adamları bazen savaşın ideolojik örtüsü olmuş, bazen de barışın en güçlü savunucuları. Bugün dünya, ikinci kategoriye ait liderlere ihtiyaç duyuyor.
Martin Luther King ve Vietnam Savaşı: Bir din adamının savaşa karşı ahlaki isyanı
20.yüzyılın en etkili ahlaki ve siyasi figürlerinden biri olan Martin Luther King Jr., yalnızca Amerika’daki siyahların eşitlik mücadelesinin liderlerinden biri değil, aynı zamanda küresel ölçekte barış ve adalet fikrinin en güçlü savunucularından biri olarak tarihe geçti.
1929 yılında Atlanta’da doğan King, bir Baptist rahibinin oğluydu ve kendisi de bir Baptist papazı olarak dini görev yürütüyordu. 1950’li ve 1960’lı yıllarda Amerika’daki sivil haklar hareketi içinde öne çıktı. Onun liderliğinde gerçekleştirilen barışçıl protestolar, Amerika’da ırk ayrımcılığına karşı verilen mücadelenin seyrini değiştirdi.
1963 yılında Washington’da yaptığı ve tarihe “Bir Hayalim Var” konuşması olarak geçenbu konuşma; yalnızca Amerikan tarihinin değil, insanlık tarihinin en güçlü özgürlük manifestolarından biri olarak kabul edilir. King 1964 yılında henüz 35 yaşındayken Nobel Barış Ödülü’nü aldı ve o dönemde bu ödülü kazanan en genç kişi oldu.
Ancak King’in önemi yalnızca ırk eşitliği mücadelesiyle sınırlı değildir. O, aynı zamanda devletlerin yürüttüğü savaşlara karşı da güçlü bir ahlaki duruş sergilemiştir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin Vietnam’daki askeri müdahalesine karşı çıkışı, onun hayatındaki en cesur ve en tartışmalı politik tavırlardan biri olarak kabul edilir. King için din, yalnızca ibadet etmek değil, aynı zamanda ahlaki sorumluluktaşımaktı. Bu nedenle o, kendi hükümetini eleştirmekten de çekinmedi.
1960’ların ortasına gelindiğinde Amerika Birleşik Devletleri Vietnam’da büyük bir askeri savaşa girmişti. Başkan Lyndon B. Johnson yönetimi savaşın genişletilmesini savunuyor, hükümet bu müdahaleyi “çevreleme politikası” ve “Soğuk Savaş stratejisi” olarak meşrulaştırıyordu. Amerikan toplumunda savaş başlangıçta geniş bir destek görüyordu. Ancak savaş uzadıkça hem asker kayıpları hem de Vietnam’daki sivil ölümleri kamuoyunda büyük bir tartışma yarattı. İşte bu ortamda Martin Luther King sessiz kalmayı reddetti.
King başlangıçta Vietnam konusunda temkinliydi. Çünkü onun ana mücadelesi “sivil haklar hareketi” idi. Birçok danışmanı ona şunu söylüyordu: “Vietnam konusunda konuşma. Bu mesele senin alanın değil.” Ayrıca Beyaz Saray da King üzerinde baskı kuruyordu. Başkan Johnson ile King arasında o dönemde siyasal bir ilişki vardı. Johnson yönetimi “Sivil Haklar Yasası” ve “Oy Hakkı Yasası” gibi önemli reformları desteklemişti. King savaş karşıtı konuşmalar yaparsa bu siyasi ittifakın zarar göreceği düşünülüyordu. Fakat King’in vicdanı bu sessizliği kabul etmedi.
1967 “Vietnam’ın ötesinde” konuşması
4 Nisan 1967’de King, New York’taki Riverside Kilisesi’nde tarihe geçen konuşmasını yaptı. Konuşmanın başlığı şuydu: “Vietnam’ın ötesinde: Sessizliği bozmanın zamanı”. Bu konuşma Amerika’daki savaş karşıtı hareketin dönüm noktalarından biridir. King bu konuşmada Vietnam Savaşı’na karşı üç temel gerekçe sundu.
1. Ahlaki gerekçe: Şiddetin evrensel eleştirisi
King bir Baptist Kilisesi rahibiydi ve Hristiyan teolojisine dayanarak savaşı eleştirdi. Ona göre Amerika Vietnam’da şiddet üretmekteydi ve bu durum Hristiyan ahlakıyla bağdaşmıyordu. King şöyle dedi: “Benim kendi hükümetim bugün dünyadaki en büyük şiddet üreticisidir.” Bu cümle Amerika’da büyük bir şok yarattı. Çünkü bir din adamı ve Nobel Barış Ödülü sahibi kendi hükümetini açıkça eleştiriyordu.
2. Sosyal gerekçe: Yoksulların savaşı
King savaşın özellikle Amerikan toplumundaki yoksulları etkilediğini söylüyordu. Savaş için yapılan devasa askeri harcamalar savaş ekonomisi yaratıyor ve sosyal programları azaltıyordu. King şöyle diyordu: “Vietnam’da patlayan bombalar Amerika’da da patlıyor.” Burada kastettiği şey şuydu: Vietnam savaşı yüzünden Amerika’da yoksullukla mücadele programları kesiliyordu.
3. Irkçılık ve emperyalizm eleştirisi
King ayrıca savaşın ırksal ve küresel boyutuna da dikkat çekti. Vietnam’daki insanların Amerika için bir tehdit oluşturmadığını, buna rağmen milyonlarca sivilin bombardımana maruz kaldığını söyledi. King’in sözleri çok sertti: “Biz dünya tarihindeki büyük dönüşümün yanlış tarafındayız.” Bu sözler Amerika’daki dış politika elitlerini öfkelendirdi.
Medyanın ve siyasetin tepkisi
King’in konuşması sonrasında birçok büyük Amerikan gazetesi onu sert biçimde eleştirdi. Örneğin The New York Times King’i siyasi hata yapmakla suçladı. The Washington Post ise onun sivil haklar lideri rolünü aşarak dış politikaya karıştığını yazdı. King’in popülaritesi bir süre ciddi biçimde düştü. Ama o geri adım atmadı.
King yalnızca konuşmalar yapmadı. O aynı zamanda; savaş karşıtı yürüyüşlere katıldı, protesto hareketlerini destekledi, genç aktivistlerle birlikte çalıştı. Bu hareket o yıllarda savaş karşıtı hareket olarak biliniyordu. 1967 ve 1968’de Amerika’da yüz binlerce kişinin katıldığı büyük protestolar düzenlendi. King bu protestoların ahlaki sembollerinden biri haline geldi. “Vietnam konuşması” ile ölümü arasında yalnızca bir yıl vardır. 4 Nisan 1968’de Memphis’te suikast sonucu öldürüldü. King öldüğünde yalnızca 39 yaşındaydı. Bugün tarihçiler onun Vietnam karşıtı tavrını hayatındaki en cesur siyasi duruşlardan biri olarak değerlendirir.
Din adamları savaş karşıtı bir cephe nasıl kurabilir?
Bugün dünyada dini liderler ve dini kurumlar hâlâ çok büyük bir toplumsal güce/zemine sahiptir. Örneğin; Pope Francis, Dalai Lama, Al-AzharÜniversitesi, Dünya Kiliseler Konseyi. Bunlar gibi diğer büyük dinlerin liderleri ve dinikurumlar isterlerse, küresel ölçekte bir barış koalisyonu kurabilirler. Bu cephe üç şekilde etkili olabilir.
1. Ahlaki baskı
Dini liderler hükümetlere açık çağrılar yapabilir. Bu, uluslararası siyasette ahlaki otorite yaratır. Örneğin Vatikan geçmişte birçok savaşta arabuluculuk yapmıştır.
2. Küresel mobilizasyon
Dini kurumlar milyonlarca insanı harekete geçirebilir. Bu hareketler; barış yürüyüşleri, uluslararası deklarasyonlar, diplomatik girişimler şeklinde olabilir.
3. Savaşın meşruiyetini sorgulamak
Savaşlar yalnızca silahlarla değil meşruiyet ile de yürür. Dini liderler savaşın ahlaki meşruiyetini sorguladığında hükümetler üzerinde büyük baskı oluşabilir. Martin Luther King’in yaptığı şey tam olarak buydu.
Bugün dünyanın ihtiyacı olan şey, savaşı başlatanların kutsanma törenleri değildir. İhtiyaç duyulan şey; Vatikan’dan, Kahire’den, İstanbul’dan, Kudüs’ten, Dharamsala’dan aynı anda yükselen “Savaşları durdurun” çağrısıdır… Dünya artık yalnızca dua eden değil, barış için yürüyen, barış için konuşan, barış için risk alan dini liderlere de ihtiyaç duyuyor. Kısacası bugün dünyanın en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni Martin Luther King’lerdir.
Bir zamanlar savaşın karşısında duran ve Nobel Barış Ödülü alan Martin Luther King gibi bir din adamı ile bugün,sorunlarını savaş açarak halletmek isteyen Trump gibibir Amerikan liderinikutsayan din adamlarının görüntüsü yan yana getirildiğinde ortaya çıkan tablo çarpıcıdır. Bu yalnızca, Amerikan siyasetinin ve kimi din adamlarının değil, modern dünyanın da ahlaki bir paradoksudur.Bir kiliseden çıkan vesavaşın karşısında yükselen vicdanın sesi ile, Oval Ofis’te savaşı çıkartan bir lideri kutsama duaları arasındaki mesafe, insanlığın kat etmek zorunda olduğu ahlaki mesafenin kendisini göstermektedir.