Kazdağları'ndaki doğa 'katliamı' ve ülkemizin birçok yerinde son olarak da İzmir'in Seferihisar, Menderes ve Karabağlar'da 770 futbol sahası büyüklüğünde 500 hektarlık orman alanının yanarak 'kül' olması; yüreğimizi dağladı, ciğerimizi yaktı.
Ormanlarımız milli servetimizdir. Yanarak yok olan da servetimizdir.
Orman varlığımız bir yandan 'ekolojik' dengeyi sağlarken, bir çok 'canlı'ya ev sahipliği yaparken diğer yandan da; 'erozyon'a verimli topraklarımızın kaybolmasına karşı da 'önleyici' olarak 'sigorta' işlevini görmektedir.
Orman varlığımız sadece bir yeşil çevre dokusu değil; aynı zamanda 'orman ürünleri', 'orman sanayi' anlamında da zenginliğimizdir.
Yanan her ağaç, yitirdiğimiz her orman alanı kaybettiğimiz varlığımız ve değerimizdir.
Ormanlarımız aynı zamanda bir 'uygarlık' göstergemizdir.
Ne yazık ki; son yıllarda HES'lerle derelerimiz, ırmaklarımız, şelalelerimiz, çağlayanlarımız yok olmakta, çevre dokumuz bozulmakta, 'altın arama' gerekçesiyle 'oksijen deposu' ormanlarımız Kazdağları'nda yaşadığımız gibi katledilmektedir.
Bu arada; Karabağlar'daki orman yangını ise Türkiye'yi özellikle de İzmir'i ve İzmir'lileri derinden üzmüştür.
Yangını söndürme konusundaki spekülasyonlar da, 'canla-başla yangını söndürmek için bütün gücünü kullanan Orman Genel Müdürlüğü mensuplarını, Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli'yi ayrıca; derinden üzmüştür.
BEKÇİ DEĞİL, SEVGİ KORUR
Karabağlar'daki orman yangınlarının söndürülmesinde Türk Hava Kurumu uçaklarının kullanılmaması bazı iddiaların gündeme getirilmesiyle kamuoyunda tartışma konusu.
Bu iddialara karşı Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, üzüntülerini belirterek 'Türk Hava Kurumu'nun 4 uçağı var. Bunlardan 2'sinin motoru çalışmıyor, 2'si de güvenli değil. Orman Genel Müdürlüğü mensupları, bu uçaklara binmek istemiyor. Ben de, Türk Hava Kurumu'nun 'uçuş belgesi'ne güvenmiyorum. Orman Genel Müdürlüğü görevlileri, 20 helikopterle, çok sayıda iş makinasıyla canla-başla çalışarak Karabağlar'daki 500 hektarlık bir alanı kapsayan yangını mümkün olan en kısa sürede (2,5 günde) söndürmüşlerdir.'dedi.
Uçak kullanılsa daha mı çabuk sönerdi, helikopter kullanımı nokta atış yapabilmesi nedeniyle daha mı avantajlı olurdu konuları elbette çok önemli. Ama bu tartışmalardan daha önemlisi İzmirlinin doğasına sahip çıkmasıdır. Çünkü başka İzmir yok. Bu arada; İzmir'deki sivil toplum örgütleri Ege Orman Vakfı öncülüğünde başlatılan 'HEDEF 1 MİLYON FİDAN' kampanyasına İzmir Ticaret Odası, EBSO, ESİAD, İZSİAD, Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi, İzmir Teknoloji Üniversitesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi ormanlarımızı koruma konusunda duyarlılık göstererek yanan orman alanımıza 1 milyon fidan dikmeye hazır olduklarını bildirdiler.
Öte yandan; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de orman konusundaki duyarlılığını ortaya koyarak, 'yanan her orman alanında bir m2'ye bile imar izni vermeyeceğiz. Her belediye çalışanımız da yanan alana bir fidan dikecektir.' şeklinde konuştu.
Ormanlarımızın korunması, yeni orman alanlarının oluşturulmasına ilişkin sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin, İzmir Büyükşehir Belediyesinin ve Başkan Soyer'in 'orman sevgisi' geleceğimizin güvencesidir.
Atatürk; orman sevgisini 'yeşil görmeyen göz, görme zevkinden mahrumdur' sözüyle ifade ediyor.
Öte yandan; Atatürk 'Yalova'da 'köşk' inşaatı sırasında, bir ağacı kesmek isteyen görevli teknik elemana 'izin' vermiyor, ağaç kalsın 'köşk'ü kaydırın' talimatını veriyor. Ağaç kesilmiyor, zemine yerleştirilen raylı sistemle 'köşk' kaydırılıyor, ağaç ise yaşamına devam ediyor.
İşte ormanlarımızı 'milli servet' yapan Atatürk'ün bu 'orman sevgisi' aynı zamanda, ulus olarak bize verdiği ormanlarımızı koruma görevidir.
Sonuç olarak: Ormansız toprak vatan değildir. Ormanı bekçi değil, sevgi korur.