Ani oldu Beyza'm, çok ani…
Aslında sözün bittiği yerdeyim, ne söylenir ne yazılır ki bundan sonra…
O sabah uyandığımda öldüğünü duyacağımı bilseydim, inan ki uyanmazdım… Senin o bıcır bıcır hallerini şakalarını çok severdim, kendi güleç yüzün gibi hep güldürürdün bizleri, neşe saçardın etrafına…
Ama bu son şakanı hiç sevmedim Beyza'm haberin olsun...
Ağlattın beni, ağlattın bizleri, ağlattın tüm sevdiklerini…
Hani bazı insanlardan bahsederken ''Ölüm ona hiç yakışmadı'' derler ya, hiçbir zaman onaylamazdım bu cümleyi, ölüm kime yakışır ki diye… Çünkü, öylesine soğuk ki ölüm…
Çünkü, ne durumda ne yaşta olursa olsun ölüm hep vakitsiz gelen…
Ama bugün ben de taa en tepede ''Ölüm sana hiç yakışmadı Beyza'm'' dedim…
Dedim, çünkü özellikle de sana yakışan tek kelime hayattı… O yüzden de ölüm sana hiç mi hiç yakışmadı, emanet gibi durdu üzerinde…
Seni beyaz kefen içinde görmek öldürdü beni, kanımı dondurdu, ''Lütfen yırt at üzerinden beyazlarını, gel yine rengarenk giysilerinle aramıza, gülelim oynayalım, sarıl boynumuza yüzümüzü güldür'' demek istedim, diyemedim boğazım düğümlendi…
Evet, ölümü sana hiç yakıştıramadım, o yüzden de ben seni hep neşe dolu cıvıl cıvıl hatırlayacağım…
Biliyor musun Beyza'm, cenazen o kadar kalabalıktı ki, caminin içi, dışı ve önü sevenlerinle doluydu… Cami bahçesinden caddelere, oradan kabristana uzanan sevgi seli vardı, gözyaşı ve dualar vardı…
Bu zamansız ayrılış karşısında şaşkınlık ve çaresizlik vardı… Daha şimdiden özlem vardı…
Ama eminim artık sen kanatlı meleğimiz olarak bunları hep gördün…
''Bu kadar sevenin varken, nereye gidiyorsun Beyza'm'' demek istedim hep, ama o düğüm boğazımdan hiç gitmedi… Bu zamansız ayrılığa alışmak bizler için belki zaman alacak ama ya annen, ya baban, ya biricik ablan?
O kadar genç ve o kadar masumdun ki, senin mekanın zaten cennet …
Yineliyorum, sana her şey ama her şey yakışırdı, ama asla ölüm değil… Unutma, bir gün hepimiz, tüm sevdiklerin senin yanına geleceğiz, o zamana kadar da sen bizi bekliyor olacaksın kanatlı meleğimiz olarak… ''Gelmiyeceğim'' diyebilen var mı?
***
Beyza, dünya güzeli, hayat dolu, son derece sıcak kanlı sevgi dolu bir kızdı… O benim yeğenimdi, canımdı ciğerimdi… Daha 19 yaşındaydı… Umutları vardı, idealleri vardı, yapacakları vardı… Buz patenine gönül vermişti, başarıdan başarıya koşuyordu… Buz üzerinde yıldız gibi kayarken, bir anda ellerimizden hayatlarımızdan bir yıldız gibi kaydı gitti, yaşadıklarıyla yaşayamadıklarıyla…
Ölüm ilk kez bu kadar soğuk ve sarsıcı geldi bana… Her ne kadar metanetli ve soğukkanlı da olsam, Beyza'mı o toprağın altına koymak, yüreğime adeta kurşun sıktı…
Ölüm elbette Allah'ın emri, ama yüreklerimiz buna nasıl dayanacak?
Ben hala onu bu kadar zamansız kaybettiğimize inanamıyorum…
O'nun hayatımızda yarattığı boşluk asla ama asla dolduralamayacak…
O'nu çok arayacağız hep sınırsız sevgiyle anacağız…
Daha yazılacak o kadar şey var ki, ama bir yerde kesmek lazım…
Hoşçakal Beyza'm, hoşçakal ailemizin meleği...
Dipnot: Hayatın boş olduğunu bir kez daha anladım… Gereksiz gerginlikler, küsmeler kalp kırmalar her şey boş aslında… Eğer bu yazıyı okuduysanız ve küstüğünüz kalbini kırdığınız birileri varsa, onları bir daha görememe olasılığını düşünün… Kalbinizi kıran biri varsa, ona bir şans daha verin… Annenizi düşünün babanızı düşünün, onları ne kadar gereksiz yere kırdığınızı düşünün… Giden bir daha geri gelmiyor… Seviyorsanız söyleyin, ağlayacaksanız ağlayın, gülün eğlenin, sevin sevilin