Bir komik insan vardır, bir de kendini komik duruma düşüren. Her ikisi de güldürür. Ancak birine utanç diğerine övgü düşer sonunda. Biri güldürmenin nimetlerinden faydalanırken diğeri külfetini omuzlamak zorunda kalır komikliğin.
Komik duruma düşmeye verilecek tepkinin boyutu ise kuşkusuz etkilediği alanla doğru orantılı. Hanede, mahallede komik duruma düşmek ile kasabada şehirde komik duruma düşmek aynı olur mu? Ne kadar çok insan bilirse boyut ve çıkartacağı gümbürtü o denli büyük olur.
Peki, kişi ulusal hatta uluslararası boyutta kendini komik duruma düşürmüşse… 'Vay haline onun' demek geldi içinizden değil mi?
Yakın çevre ağzına 'sakız' olmanın utancı kaldırılabilecek bir şey değilken, tüm ülkenin komikliğinizi konuşuyor olması ciddi anlamda can sıkar.
Bu yüzden kasabaya, şehre, ülkeye mal olmuş kişilerin, komik duruma düşmenin maliyetini hesap ederek bin düşünüp bir adım atması en akılcı olanı. Aksi takdirde günlere, haftalara belki de yıllara yayılacak sıkıntıyı taşımak zorunda kalırlar.
Ülkeye mal olmanın tek yolu ise tartışmasız siyaset sahnesinde aktör olmaktan geçiyor. Lakin her gün televizyon ekranlarında olabilen, her gün basın ile iç içe başka meslek yok. Dolayısıyla şans ile şanssızlık, rezil olmakla vezir olmak o diyarları mekan tutmuş durumda.
Hal böyle olunca ülkelerin siyasi geçmişinde bu tür örnekleri bulmak zor olmuyor. Bir de her gün yenilerinin eklendiğini düşünürseniz… Bu ülkenin geçmişi ve bugünü de farklı durumda değil!
Çok yakın siyasi tarihimizde yaşanan 'ucube' tartışmasında, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın düştüğü durumu anımsayın! Aynı partiden başka bir bakanın deyimiyle; 'Allah bizi onun yerine koymasın'dan yola çıkıp 'Başbakan 'ucube' diyerek başka yeri kastetti' ye varmıştı. Bu neresinden bakarsanız bakın can sıkıcı durumundan komik duruma yatay geçişti. 'Bu tespit yanlış' diyenler Arınç'ın sözleri sarf ederken yüzündeki ifadeyi anımsasınlar.
Siyaset sahnesinde maalesef bu ve benzeri şeyler sık yaşanmasa da oluyor. Bir gün mahallenin bıçkın delikanlısı edasıyla esip gürleyenler ertesi gün 'kastettiğim sen değildin' diyerek çark edebiliyor. Bunun adı 'çark etmek' değilse nedir?
İsim hedef alarak; 'Çık, yolsuzluk yapmadım, Başbakan yalan söylüyor de' diye meydan okuyorsun… Muhatabıyla yüz yüze gelince 'size demedim' diyorsun! Üstelik olay henüz sıcak! Meydan okumanın üzerinden 24 saat dahi geçmemiş. Bunun adı tutarsızlık değil midir?
Sarf ettiğin sözün arkasında duramıyorsa, adama 'tutarsız' da derler, 'belgesiz boş konuşarak kendini komik duruma' düşürüyor da… Varsa belgen her şart altında çıkartır dayarsın muhatabının suratına! Öyle kapalı kapılar ardında da değil üstelik! Meydan okuduğun yerde, yani meydanlarda, yani kameralar önünde! Böylece hem alnın yere düşmez, hem seçim üzeri puanları yazdırırsın hanene…
Bu ülkenin siyasi tarihinde; konuşmaya başladı mı susacağı yeri kestiremeyen 'fren ayarı' bozuk o kadar çok siyasi var ki… Biz sizi koltuğunuz altında belgelerle tanıdık. Gün ışığına çıkarttığınız her belgenin olay yarattığına şahit olduk.
Bu oldu mu şimdi Kemal Bey!