Yerinden kalkmaya çalışıyor, bir yandan da ’“Dur bekle beni. Seni geçirmek için ben de aşağı ineceğim’” diyordu’…’¶
Yapma, etme dedimse de vazgeçiremedim. Çaresiz, kolundan tutarak kalkmasına yardımcı oldum. Koluma girdi ve merdivenin başına kadar geldi’…
Gündüzün aydınlığında hafif loş olan merdivenleri, trabzanlara dayanarak yavaşça inerken, ’‘Biliyor musun’’ dedi, ’‘artık gözlerim bu ışıkta hiç seçmiyor. Şu tuttuğum merdiven kenarlığı da olmasa kapının önüne bile çıkamayacağım’’’…
****
Tahir Usta, 40 yıl önce gelmiş Bulgaristan’’dan’…
Çok sıkıntılar çekmişti orada’…Her biri diğerinden hüzünlü çok anısı vardı o dönemden kalan’…
Fakat bunlar içinde bir tanesi var ki, anlatırken dalıp gider, gözleri dolardı’…
O dönemde Bulgaristan’’da, komünist rejim nedeniyle her şey kontrol altında tutulur, buğday (veya unu), şeker vs. hep devletin kontrolünde dağıtılırdı’…
Ekmeği de, karne ile aldıkları buğday unundan kendileri yaparlarmış’…
Devlete ait ekmek fırınları varsa da bunlar çok az sayıdaymış ve uzak bölgelerde bulunurmuş’…
Bulgaristan göçmeni Tahir Usta’’nın çalıştığı devlet çiftliği Kırcali’’deki evine yürüyerek iki saatlik mesafedeymiş’…
Her sabah gün doğmadan önce yola çıkar patika bir yolda yürüyerek iki saatlik uzaklıktaki işine gider, akşamları da gün batmadan hemen önce evine dönmek üzere yola koyulurmuş’…
Yani evinden karanlıkta çıkar, karanlıkta dönermiş’…
Bir akşam eve dönüşünde eşi (Ne zaman eşinin adı geçse yaş dolu gözleriyle iç çeker ve ’‘Benimle birlikte rahmetli de çok sıkıntı çekti. Çok çilekeş biriydi, çook. Sen bilmezsin Suat Bey!’’ der) ona evde ekmek olmadığını, çocukların da karınları aç yattığını söylemiş’…
Çünkü devletin dağıttığı buğday unu o gün ilçelerine gelmemiş’…
Temel gıdaları ekmekmiş. Bir de ’–eğer varsa- ahırdaki ineğin sütü’…
Canı yanmış Tahir Usta’’nın’…Hemen gecenin karanlığında yola çıkmış ve yürüyerek bir saat uzaklıktaki fırının yolunu tutmuş’…
Gitmiş ki, fırında ekmek kalmamış’…
Çaresiz eli boş geri dönmüş gecenin bir yarısında’…
Karısı bir köşeye sızmış, kızları birbirine sarılmış aç karnına uyuyor’…
Tahir Usta yorgunluktan bitkin, onları izlemiş bir süre’…
Sonra da hüngür hüngür ağlamış, çocuklarını uyandırmamaya özen göstererek’…
****
Ne zaman çevresinde durumundan yakınan birini görse, Tahir Usta’’m kızar ve Bulgaristan’’da çocuklarını aç yatırdığı günleri anlatırmış’…
Daha önce anlattığını bilmesine rağmen bana da birkaç kez anlatmıştır bu olayı’…Her defasında olayı yeniden yaşıyormuş gibi gözleri dolar ve, ’“Suat Bey, biz böyle sıkıntılardan geldik işte’” dedikten sonra ekler; ’“Daha ne istiyorlar anlamıyorum’…Her yerde ekmek var’…İsteyen, istediği kadar alabiliyor’…Bundan büyük bolluk olur mu hiç?’”
****
Tahir Usta’’yı bundan 20 yıl önce tanıdım’…
Urla’’daki evimin marangozluk işleri için Sononükleer Tıp Merkezi’’nin Muhasebe Müdürü Mustafa Bey tarafından önerilmişti’…
Benim yaşam felsefem üzerinde etkili olan biridir Tahir Usta’’m’…
Evin yapımı sırasında, büyük tavan kirişlerini, hem de tek başına yerleştirirken gösterdiği beceriyi büyük hayranlıkla izlemiş, Mısır piramitlerini yapan ustaların mucizelerini görmüştüm Tahir Usta’’mın ellerinde ’…
Sonraları, hafta sonları Buca’’daki evinden sabahın karanlığında kalkıp üç araba değiştirerek Çeşmealtı’’na bizi ziyarete gelişini’…
Uyuyorsak ’–hiç ses çıkarmadan- saatlerce bahçede dolaşarak uyanmamızı beklemesini’…
Bu sırada, Kırcali’’den getirerek diktiği üzüm ve diğer ağaçlarla çocuğuyla konuşur gibi Bulgaristan sohbetleri yapmasını hiç unutmadım sevgili Tahir Usta’’mın’…
O; kaderciliği, ciddiyeti ve kararlılığı bir araya getirebilen’…
Sevgi, saygı ve iş ahlakını aynı potaya sığdırabilen ender insanlardan biridir’…
İyi bir marangozdu. Bulgaristan’’dan geldikten sonra önce kendi elleriyle üç katlı evini yapmış, evinin altına da bir marangoz dükkanı açmıştı’…
’“Benim mahallemde Bulgar göçmenleri çoktur’…Oradan gelenlerin durumları bozuk olur, hepsinin marangozluk işleri bu dükkanda yapılmıştır’” demişti bir defasında’…
Para almak, en zor işiydi Tahir Usta’’mın’…
’“Bu kadar iş yaptığına göre, neden hiçbir şeyin yok?’” diye sorduğumda, ’“Ama herkes fakirdi o zamanlar’…Ben de, ’‘parası olsa getirir verir’’ diye düşündüğümden kimseden isteyemezdim’” dedikten sonra, ellerini umursamaz bir tavırla yana açarak:
’“Aman Suat Bey’” demişti, ’“ne olacak ki! Şu üç günlük dünyada karın doyurmak zor mu ki bunları düşüneyim’”’…
****
Şimdi 84 yaşında olan Tahir Usta’’nın sağlığı da bir hayli bozuk’…
Sadece gözleri değil, yüreği de doğanın kuralına biraz erken uymuş gibi’…
Ekmek bulamamanın, yavrularını aç olarak uyutmak zorunda kalmanın acıttığı yürek, o gün bu gündür bir daha toparlayamamış kendini’…İlaçlara rağmen üç adımı zor atıyor’…
Sık sık telefonla arayıp, ’“Özledim seni be yav!’” diyen sesini artık daha seyrek duyuyorum’…
Geçenlerde ziyaretine gittim’…
Evinin kapısına attığı sandalyede oturuyordu’…
Zayıf gözleriyle beni tanıyabileceği yakınlığa kadar yaklaşınca, beklemediğim bir heyecanla ayağa kalkmaya çalıştı ve boynuma sarıldı’…
Gözleri doldu, ’“Neredesin be yav!’” diyerek sevgi ve sitemini üç sözcüğe sığdırdı’…
’“Telefonun numaralarını seçemiyorum, son zamanlarda aramayışım o yüzden!’” diyerek her zamanki alçakgönüllülüğü ile suçu üzerine alma bilgeliğini gösterdi’…
Sohbet ettik’… Urla, Çeşmealtı’’ndaki bahçeye diktiği ağaçları ve çıbıkları (asma) sordu’…
’“Rahmetli getirmişti o çıbıkları Bulgaristan’’dan’” diyerek çıbıkları bir anda ’‘rahmetli’’nin özlemine dönüştürdü’…
Yine gözleri doldu’…
’“O gideli 8 sene oldu. Son günlerde ben de bir acele içindeyim’” dedi ve ekledi’…
’“Suat Bey, zaman daraldı. Seni ne kadar sık görürsem, o kadar az özlemle giderim, ona göre’…
****
Yaklaşık bir saat süren sohbetimiz sonunda, ’“Tahir Usta, bana izin verir misin, gidebilir miyim?’” diye sorduğumda, büyük bir sevgiyle elini yanağıma uzattı’…
’“Tabii be yav’” dedi. ’“Sağ ol geldiğin için’…Ama uzatma bundan sonra’…Dedim ya, zaman daraldı’…’”
****
Loş merdivenleri inerken kolundan tutuyordum. Bir eli de trabzanlardaydı’… Aşağı indiğimizde, ’“Bir dakika bekle’’ diyerek çevik bir hareketle sağda bulunan kapıdan içeri girdi’…
Ben hep üst katta bulunan ve kızının oturduğu odada onu ziyaret ettiğimden bu odayı bilmiyordum’…
Meğer Tahir Usta’’mın yatak odasıymış girdiği kapı’…
Merakla bekledim Tahir Usta’’mı’…Girmesiyle çıkması bir oldu’…Elinde bir kağıda sarılmış yuvarlak bir şey vardı’…
Gururlu bir tavırla bana uzattı.’“İki aydır bunu senin için saklıyorum’” dedi. ’“Kırcali’’de, bir zamanlar benim olan bahçede benim diktiğim armut ağacından getirdiler’…Sadece iki tane getirebilmişler. Birini küçük parçalara ayırarak günlerce yedim. Bunu da sana sakladım’…’”
****
Gözü kadar sevdiği armut ağacından ona getirilen iki armuttan birini bana saklamıştı’…
O artık basit bir armuttan çok öte, dünyanın en değerli şeyiydi benim için’…
Gözlerim doldu. Tahir Usta’’nın boynuna sıkıca sarıldım ve bir süre öylece kaldım’…
Bir armudun beni ağlattığını kimse görmesin istedim’…
-
Gizlilik Politikası | Ege'de Son Söz Gizlilik Sözleşmesi İletişim Topluluk Kuralları | Ege'de Son Söz Yayın İlkeleri | Ege'de Son Söz Dünyadan EgeTeknoloji Yerel Politika Yerel Yönetimler Aliağa Haberleri Balçova Haberleri Bayındır Haberleri Bayraklı HaberleriBergama Haberleri Beydağ Haberleri Bornova Haberleri Buca Haberleri Çeşme Haberleri Çiğli Haberleri Dikili HaberleriFoça Haberleri Gaziemir Haberleri Güzelbahçe Haberleri Karabağlar Haberleri Karaburun Haberleri Karşıyaka Haberleri Kemalpaşa Haberleri