Her yıl, yeni yıla az bir zaman kala, neredeyse klasikleşmiş bir cümle vardır. ’“İnanamıyorum, nasıl çabuk geçti koca bir yıl’” deriz... ’¶Sanırım bu yıl da geleneği bozmadık ve sık sık yineledik bu cümleyi. Gerçekten de göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitti 2009...
Göz dedim de esas konumuza girelim. Malum, her anlamda zor bir yıl geçirdik. Kimilerine göre teğet, kimilerine göre delip geçen ekonomik kriz, gittikçe alacakaranlık kuşağına dönüşen ülke gündemi, ayrıca kişisel ve ailevi sorunlar... Hepimiz bunaldık. Ben de her şeye karşın umut dolu, keyifli, az biraz herkesi gülümseteceğine inandığım bir yazı ile yeni yıla merhaba demek istedim. 26 Aralık günü bu köşede ’“Bir yeni yıl yazısı’” başlığı altında, ’“YENİ YILDA GÖZLERİNİZİN İÇİ GÜLSÜN’” diye seslendim. Metnin ekseninde göz ve göz ile ilgili deyimler yer alıyordu.
27 Aralık Pazar günü değerli okur Buket Artuna, bu yazıyı daha önce bir internet sitesinde okuduğunu, e-posta aracılığı ile de arkadaşları ile paylaştığını, benim de bu yazıyı köşeme taşımamın çok hoş olduğunu belirtmiş. Ben bu yorumu hemen o gün değil, ertesi sabah okudum. Derken, çok kısa bir süre sonra Ege’’de Son Söz’’den aradılar. Bazı okurlar, telefon açıp, bu yazıyı daha önce okuduklarını, Meltem Hanım’’ın kendi yazısı gibi alıp köşesine koymasına çok bozulduklarını belirtmişler.
İyi de bu yazıyı yıllar önce ben yazmıştım. ’“Kendi yazımı’” kendi imzamla, çok küçük değişiklikler yaparak siz değerli Ege’’de Son Söz okurları ile paylaşmıştım. Tabii bu durumu bilmeyen okurlar da yazıyı, deyim yerindeyse ’“arakladığımı’” sanıp, haklı olarak tepki göstermişlerdi.
Hemen yazımın altına ’“zorunlu açıklama’” koydum ve bu yazının 13 yıl önce yazıldığını, gelecek yazıda belgesiyle birlikte hikayesini anlatacağımı belirttim.
Şimdi gelelim yazının hikayesine... 2002 yılında, ’“bir aşk projesi’” nedeni ile İzmir’’e yerleşmeden önce İstanbul’’da yaşıyordum. Önceleri basında görevliydim. 1988’’de ise
reklam sektörüne geçtim ve reklam yazarı olarak çalışmaya başladım.
1996’’da daha önce de bir kez çalışıp ayrıldığım, uluslararası ve ulusal pek çok büyük markaya hizmet veren ve ses getiren kampanyalara imza atan Rekta’’daydım.
Yılbaşı geliyordu. Müşterilerimize yollamak üzere bir yeni yıl kartı yapalım dedik. Ajans tanıtım kataloğu üzerine de çalışıyorduk ve konsepti ’“göz’” olarak belirlemiştik. Birbirinden kopuk olmaması için kutlama kartını da aynı konsept çercevesinde oluşturmaya karar verdik.
Geçen hafta okuduğunuz metni, işte bu süreçte, Teşvikiye’’de bir apartman katında, son derece keyifli bir çalışma ortamı olan Rekta’’daki çalışma odamda kaleme aldım. Grafik düzenlemesi, çok değerli çalışma arkadaşım sanat yönetmeni Birsen Delemen tarafından yapıldı.
|
|
Kartın kapağında ise bir çift göz bulunuyordu. Hatta özel olarak yaptırılan plastik gözler, ajans çalışanları tarafından saatler süren uğraş sonucu tek tek kapağa yapıştırıldı.
Müşterilerimizden ajansa çok olumlu tepkiler geldiğini anımsıyorum. Bu çalışma gerçekten benim de çok sevdiğim, mesleki deyimle ’“yıldız işler’”den biri oldu. Sonraki yıllardaki iş başvurularımda, iş örneği olarak hep ilk sırada gösterdim.
Tabii bu köşede yayımlarken küçük bir ’– iki değişiklik yaptım. Örneğin metnin orijinalinde bulunmayan, ’“Gözünüzü açın, oy avcılarının söylediklerine kanmayın’” tümcesini ekledim. Son bölümde yer alan, ’“Bu kartı yanınızdan eksik etmeyin’” yerine, sanal ortam gereği,’” Bu yazıyı kopyalayıp saklayın’” dedim...
Türkçede ’“kötü yola düşmek’” deyimi vardır ya, çağımız değişti, yeni deyimlere gereksinim var: Bunca yıldır net’’e düşmüşüm de haberim olmamış! Google’’a girip baktım. Gerçekten de öyle çok sitede yer alıyor ki bu yazı... Ama ikisi dikkatimi çekti; İslam Gülleri ve Cinsel Zirve!
Valla ne yalan söyleyeyim... Yıllar önce yazdığım bu satırların, internet sayesinde hayal edebileceğimden çok daha fazla kişiye ulaşmış olması, sevilerek okunması beni çok mutlu etti. Tabii geçen haftaki yanlış anlaşılmaya da çok üzüldüm. Çünkü meslek hayatımda çok dikkat ettiğim, ’“başkasının fikrini kaynak göstermeden kendi fikrin gibi sahiplenme, çalma’” durumu ile karşı karşıya kalmıştım.
2010’’da da sizlerle olan iletişimimi gözüm gibi sakınacağım. Sevgiyle, umutla...
AYDIN HAVASI: Okur tepkisinden yola çıktık... Yeri geldi, yine çok üzüldüğüm, yazmadan edemeyeceğim bir konuya daha kısaca değinmek istiyorum.
Biliyorsunuz ilk yazımda Sığacık’’taki kısa kollu gömlek giyen Atatürk heykelinden söz etmiş; ’“Her yerde sert yüz ifadesi ve askeri üniforması ile bir atın üzerinde konumlandırılan Atatürk’” cümlesini kullanmıştım. Bu satırlardan dolayı, hani neredeyse Atatürk düşmanı ilan edildim.
Hayatın şu cilvesine bakın! İkinci Cumhuriyetçiler de fanatik bir Atatürk hayranı olmamdan dolayı kimi zaman beni bağnazlıkla suçlarlar. Çağı anlayamadığımdan dem vururlar. Evet, Atatürk gelmiş geçmiş en büyük liderlerden biri olmasının yanı sıra, en yakışıklı ve en ışıklı erkeklerden de biridir. Ancak yineliyorum: Fotoğrafları dikkate alındığında, heykellerinin başarılı oldukları söylenemez. Fotoğraflarındaki o başdöndürücü pırıltı yoktur heykellerinde... Ayrıca heykelleri genellikle hep üniformalıdır. Oysa biliyoruz ki Atatürk aynı zamanda en şık giyinen liderlerden de biriydi.
