Buse AÇIKALIN/EGEDESONSÖZ- Ekonomide yaşanan finansman sıkışıklığı, yüksek faiz oranları, artan üretim maliyetleri ve daralan iç piyasa, şirketlerin mali yapısını zorlamaya devam ediyor.
Ülke genelinde yüzlerce şirket ve gerçek kişi borçlarını yeniden yapılandırabilmek ve alacaklılara karşı yasal koruma sağlayabilmek amacıyla mahkemelere konkordato başvurusunda bulunurken, İzmir de başvuruların yoğunlaştığı iller arasında yer alıyor. Sektörel dağılıma bakıldığında ise en fazla etkilenen alanların başında inşaat sektörü yer alıyor. 2026'nın ilk 7 ayı içerisinde İzmir'de 7 inşaat şirketi konkordato için başvururken mahkemeler 2 inşaat şirketinin konkordato başvurunu reddetti, öte yandan 1 inşaat şirketi için iflas kararı verdi.
Müteahhitler Federasyonu (MÜFED) Başkanı Ayhan Sulak, inşaat sektöründe artan maliyetler, yüksek finansman giderleri ve yavaşlayan konut satışlarının müteahhitleri zorladığını belirterek, son dönemde artan konkordato başvuruları ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Konkordato başvurularının yalnızca şirketlerin ticari başarısızlığı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Sulak, özellikle küçük ve orta ölçekli müteahhitlerin ekonomik koşullardan daha fazla etkilendiği belirtti.

“YALNIZCA ŞİRKETLERİN TİCARİ BAŞARISIZLIĞI OLARAK DEĞERLENDİRMEK DOĞRU DEĞİL”
Sulak, inşaat sektöründe son dönemde artan konkordatolara ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, yaşanan sorunların yalnızca şirketlerin ticari başarısızlığı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Sulak, “Sektörümüzün temel sorunu iş yapmak değil, yaptığı işi sürdürülebilir finansmanla tamamlayabilmektir. Son dönemde yaşanan konkordatoları yalnızca şirketlerin ticari başarısızlığı olarak değerlendirmek doğru değildir. Bugün birçok müteahhit firmamızın temel problemi yüksek maliyetlerle başladığımız projeyi, yüksek finansman giderleri ve yavaşlayan tahsilat döngüsü içerisinde tamamlayabilmektir” dedi.
“SEKTÖRÜN MALİYET BASKISI ALTINDA OLDUĞUNUN KANITI”
TÜİK verileri ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Sulak, “TÜİK verilerine göre Mayıs 2026 itibarıyla inşaat maliyet endeksi yıllık yüzde 29,84 arttı. Aynı dönemde inşaat üretimi yıllık yüzde 3 geriledi. Konut tarafında da benzer bir baskı söz konusu. Mayıs 2026’da toplam konut satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 31,2 azalırken, ilk el konut satışları ise yüzde 27,9 geriledi. Bu tablo sektörümüzün maliyet baskısı altında olduğunun kanıtıdır” açıklamasında bulundu.
“ŞİRKETİN PROBLEMİ ÇOĞU ZAMAN BUGÜN BAŞLAMIYOR”
Konkordato ilan eden şirketlerin yaşadığı problemlerin çoğu zaman uzun bir sürecin sonucu olduğunu belirten Sulak, “Bir tarafta yüksek maliyet artışı, diğer tarafta yüksek finansman maliyetleri ve satışların yavaşlaması var. Şirketlerimizin işletme sermayesi ihtiyacını ciddi şekilde artırıyor. Konkordato ilan eden bir şirketin problemi çoğu zaman bugün başlamıyor. Bir proje yüksek maliyetlerle başlıyor, süreç içerisinde demirden çimentoya, işçilikten finansmana kadar bütün giderler artıyor. Eğer konutların önemli bölümü daha düşük fiyatlarla satılmışsa veya satış ve tahsilat planı bozulmuşsa, şirketin bilançosunda varlık görünmesine rağmen kasasında yeterli nakit bulunmayabiliyor” şeklinde konuştu.
“KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ MÜTEAHHİTLER DAHA FAZLA ETKİLENİYOR”
Küçük ve orta ölçekli müteahhitlerin mevcut ekonomik koşullardan daha fazla etkilendiğini aktaran Sulak, “Büyük firmaların alternatif finansman kaynaklarına erişimi daha kolay olabilir. Ancak orta ölçekteki meslektaşlarımız çoğu zaman banka kredisi, çek-senet, müşteri ön ödemesi ve öz kaynak bileşeniyle proje yürütüyor. Bu bileşenlerden herhangi birinde yaşanan aksama bütün projeyi ve firmanın nakit akışını etkiliyor” ifadelerini kullandı.
“BÜYÜKŞEHİRLERDEKİ YÜKSEK ARSA MALİYETLERİ SEKTÖRÜN ÖNÜNDEKİ ENGELLERDEN BİRİ”
Sektördeki sorunların yalnızca finansmanla sınırlı olmadığını da ifade eden Sulak, “İnşaat sektöründeki sorunlar yalnızca finansmanla sınırlı değil, özellikle büyükşehirlerde yüksek arsa maliyetleri sektörün önündeki önemli engellerden biridir. Arsa maliyetleri yükseldikçe müteahhit daha inşaata başlamadan yüksek miktarda sermayeyi projeye bağlıyor. Buna finansman maliyeti, yapı denetim giderleri, işçilik, malzeme ve mevzuattan kaynaklanan maliyetler eklendiğinde projenin fizibilitesi ciddi şekilde zorlaşıyor” dedi.
“YAŞANAN FİNANSAL SIKINTI YALNIZCA BİR ŞİRKETİN SORUNU DEĞİL”
Sektörün sürdürülebilirliği için çeşitli düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Sulak, konuşmasını şöyle tamamladı:
* Müteahhitlik sektörüne yönelik daha erişilebilir ve uzun vadeli finansman modellerinin geliştirilmesi,
* Tamamlanma oranı yüksek, ancak finansman nedeniyle sıkıntıya giren projelere yönelik proje bazlı finansman mekanizmalarının oluşturulması,
* Konut kredilerinde vatandaşın satın alma gücünü artıracak düzenlemelerin yapılması,
* İlk el konut satışlarının desteklenmesi,
* Arsa ve üretim maliyetlerini düşürecek politikaların geliştirilmesi,
* Kamu ve özel sektör alacaklarında tahsilat zincirinin hızlandırılması,
* Küçük ve orta ölçekli müteahhitlerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması,
* Konkordato aşamasına gelmeden önce firmaların yeniden yapılandırılmasını sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bugün alınacak tedbirler, yarının konkordatolarını önleyebilir. İnşaat sektörü yalnızca müteahhitlerden oluşmuyor. Demirden çimentoya, seramikten mobilyaya, beyaz eşyadan nakliyeye kadar yüzlerce sektörü doğrudan ve dolaylı olarak etkileyen çok büyük bir ekonomiden bahsediyoruz. Bu nedenle sektörümüzde yaşanan her finansal sıkıntı, yalnızca bir şirketin sorunu değildir. Biz MÜFED olarak sektörün sorunlarını dile getirirken herhangi bir ayrıcalık talep etmiyoruz. Üretimin, istihdamın ve konut arzının sürdürülebilir olması için öngörülebilir ve sağlıklı bir finansman ortamı talep ediyoruz.




