Devir değişti. Eskiden ağzımızdan kötü bir laf çıktı mı, annemiz babamız, ’“Ağzına acı biber sürerim ha!’” derdi. Bu kadarı bile yeterdi susmamız, lafa maydanoz olmamamız için...
Bir nevi tehditti bu...
’“Sus, konuşma! Biraz daha konuşursan, dayağı yersin’” demekti Türkçesi.
Biberden korktuk bu söz yüzünden... Koca adam oluncaya kadar acı biber yiyemememiz bundardır.
Ya şimdi?
Devletimizin kolluk kuvvetleri, eylemci öğrencileri dağıtmak isterken, tehdit ve uyarı karışımı ’“Ağzına acı biber sürerim ha’” demiyor. ’“Kızdırma beni, çek git; yoksa biber gazı sıkarım’” da demiyor.
Basıyor butona, fısssssss!
Ağzına acı biber sürülmüş, pardon, gözüne acı biber gazı sıkılmış delikanlıdan, genç kızdan, ’“Yandım anam’” diye bir çığlık yükselir. O sırada tekmeler, coplar inmeye başlar tepesine...
Kaç kişi tekme atıyor, dakikada kaç cop yiyor, ne görebilir, ne sayabilir.
Sanırım kendileri orada bulunmasa da ruhları olay mahallinde olan birileri, ’“Yanarsın tabii. Sen misin haktan hukuktan söz eden?Sen misin Başbakan'a karşı yumurtalı eylem yapan?Oh olsun’” diyordur.
* * *
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, öğrenci-polis çatışmasını değerlendirirken, öyle ilginç sözler söylüyor ki, üzerinde uzun uzun düşündüğü, kelimeleri itinayla seçtiği belli.
Çelik, ruhu olay mahallinde olanların söylediğini, yüksek sesle dile getiriyor:
’“Polisin gösterdiği müdahaleyi hoş karşılamıyorum ama üniversitelerde bu işi meslek edinmiş kadrolu öğrenciler var! Bu çocukların giydikleri montlar bile aynı!’”
Hüseyin Çelik'in sözlerini daha anlaşılır hale getirirsek, şöyle bir sonuç çıkıyor:
’“Polis, dayağın dozunu biraz azaltabilirdi ama aslında hiç de fena olmadı. O dayağı hak eden öğrencilerin varlığını kabul etmeliyiz. Eylem yapmayı meslek edinen öğrencilere ders vermek gerekirdi.’”
Öğrencilere artık sınıflarda değil, meydanlarda ders veriliyor!
* * *
Hüseyin Çelik'in, ’“Montları bile aynı’” sözünü yabana atmamak lazım!
12 Eylül öncesini, hatta daha önceki darbeleri yaşamışlar çok iyi bilirler.
Eskiden de giyim kuşam, öğrencinin kişiliğini ele verirdi. Atkıyı bağlama yöntemi bile bugünkü türban gibi, öğrencinin siyasi görüşünü açıkça ortaya koyardı.
Parka, sağcının da solcunun da ortak giysisiydi ama polis kimin hangi tarafta olduğunu hemen fark ederdi. Bıyıklar konuşurdu çünkü...
Başbakan'a ve hükümete karşı yumurtalı tavır alan öğrencilerin simgeleştirdiği öne sürülen montların rengi ve markası konusunda bir fikrim yok. Fakat cüppeye, pelerine benzemedikleri kesin.
Ankara'nın göbeğinde hak aradıkları için dayak yiyen Tekel işçileri gibi, dile getirmeye çalıştıkları sorunları anlamayan, her defasında YÖK'e toslayan öğrenciler de hak aramanın, hakça bir şey olmadığını anlamışlardır sanırım.
Hala anlamadılarsa, daha çok dayak yiyecekleri kesin.
Çünkü Türkiye'deki yeni demokrasi anlayışı, ’“Anlayıncaya kadar dayak’” mantığı taşımaya başladı..