Hani bazen bir fotoğraf çok şey anlatır derler ya…
Ben dün sabah sosyal medyada böyle bir fotoğraf gördüm, boğazım düğümlendi, gözlerim yaşardı, beni resmen bitirdi…
İçime bir yumruk oturdu ve akşama kadar gözümün önünden gitmedi kuru ekmeğe sarılmış o sokak köpeğinin görüntüsü…
Şahsen bir haftalık aç da olsa benim oğlana versen kuru ekmeği, böylesine sıkı sıkıya sarılmaz…
Fotoğrafa fazla yorum yapmaya gerek yok, kuru ekmeğe sarılmış hüzünlü bakışları her şeyi fazlasıyla anlatıyor…
Bir parça kuru ekmek çok ama çok değerli, onu hayatta tutuyor en azından…
Ben elimden geldiğince bu can dostlarıma yardım etmeye çalışıyorum. Keşke daha çok imkanım olsa, keşke hepsine ulaşabilsem, yardım edebilsem…
Bugünlerde göremediğim canların hepsi de umarım yaşam mücadelelerini kazanırlar, onları bir gören vardır…
Uzun uzun yazmayacağım, sadece fotoğrafa bakın ve ekmek ve yemeklerinizi çöpe atarken bir kez daha düşünün, kapınızın önüne bir kap su, bir kap mama koyun …

* * * *


Görüntüyü incelediğimde mekanın bir barınak olduğu izlenimine vardım…
Siz hiç kentinizde, ilçenizde bulunan bir barınağı ziyaret ettiniz mi?
Terkedilmişlik acısının ete kemiğe büründüğü bu barınakları ben elimden geldiğince sık ziyaret ederim…
Buraların neredeyse tamamı ''evcil hayvan satışının yasaklanması gereken petshoplar''dan birer oyuncak gibi alınıp sokağa atılmış kedi ve köpeklerle dolu…
Ziyaretinizde, köpeklerin ''beni buradan kurtar'' diye boynunuza sarılması, sevginiz için birbirleriyle kavga etmeleri dayanılır gibi değil… Ben her ziyaretimden içime bir yumru oturmuş olarak dönerim eve…
Sokaklara atılan, barınaklarda göz yaşartan koşullarda yaşamaya çalışan minik canların içler acısı durumu, olanak olsa da keşke 'bunların satışını yapan ve tüm canlıların duyguları olduğunun farkında bile olmadan satın alıp sokağa atanlara' bir gösterilebilse…
O barınaklarda, yeşillenmiş suya ya da kuru ekmeğe hasret, pislik içinde betonda bir gece geçirebilmelerini sağlasak…
Sadece onları mı?
Mahallede sokaklarda hayvanlar için bir kuytu yeri, bir kap suyu, yemeği esirgeyip barınaklara göndermeye çalışan zihniyetleri de buralara bir geceliğine gönderebilsek…
Belki o zaman bir hayvan dostunun kucağına atlayıp, yüzünü sevgi ile yalayan barınak köpeğinin ne demek istediğini anlayabilirler…
Zaten yukarıdaki, bir barınakta çekildiği aşikar fotoğraf çok şey anlatıyor, anlayabilene…
* * * *
Bu görüntü gün boyunca içime oturdu ya, gece de televizyon karşısında zap yaparken zevk için katliam yapılan Yaban TV denilen o nefret edilesi kanala denk geldim… Hepten koptum…
Hani şu avcılık denilen vahşeti spor, avcıyı da sporcu olarak bize yutturmaya çalışan kanal…
Hani şu federasyonları bile olan, desteklenen, korunan, kollanan, katliamların cinayetlerin ballandıra ballandıra yayınlandığı kanal…
Hani şu 15 kişinin savunmasız bir kekliğin canını alıp bir halt yaptığını sanmalarını program yapan televizyon kanalı…
Zaplarken ne zaman bu kanala rastlasam kanalı kuranlara, burada çalışanlara ve o avcılara okkalı cinsinden küfür ediyorum.
Sadece zevk için başka canlıların yaşamını elinden almayı marifetmiş gibi göstermeleri eminim ki benim gibi diğer tüm hayvan severleri de sinirlendiriyordur.
Kimse kusura bakmasın, dağda bayırda avlanmaya gidip de birbirini vurup öldüren avcıların haberlerine zerre üzülmüyorum… Hatta ''nasılmış domuz kurşunu, nasılmış saçmaların etine, beynine, kalbine saplanması, nasılmış hiç beklemezken birinin eğlenmesi, spor yapması için can vermek'' diye düşünürüm… Ve yine kimse kusura bakmasın, avcının ölüsü de dirisi de bin kat çirkin benim gözümde o yanında poz verdiği, göğsü kan içinde kalmış cansız ala geyikten…
Her zaman söyledim, 70 yaşına da gelsem yine söyleyeceğim, avcılık katliamdır, buna spor diyenlerin de alayına küfredesim var… Doğada soyları tükenmekte olan hayvan türlerini öldürüp, derisini evin duvarına asmak mıdır spor?
Zaten Türkiye'de yaban hayatı bitmek üzere, yurdun batısında yaban domuzu ve tilkiden başka hayvan kalmamış… Kalanları da bir yandan sporcularımız (!) yok ediyor, bir yandan da elin gavurunu getirip, 1-2 bin Eurosunu alıp, kendi halinde gezinen yaban hayvanlarını avlatıyorlar…
Ayılar kovalasın sizleri emi…
Tenine, tüyüne, kürküne mis gibi tertemiz doğanın kokusu sinmiş bir hayvancığın, sözde spor uğruna kana ve baruta boğulmasını hazmedemiyorum…
Bu memlekette yeterince atış poligonu var… Üstelik hedef fırlatma mekanizmaları bile var…
Gidin oralara, dilediğiniz kadar fişek ya da mermi yakın, dilediğiniz tuğlayı, sabit veya hareketli, cansız hedefleri vurun…
Ama doğanın vazgeçilemez masum canlılarını parça parça etmeyin, onların tertemiz mis gibi tüylerine barut ve kan bulaştırmayın…
Nerden nereye geldim, ama ne yapayım iğreniyorum bu kanaldan… İğreniyorum orada avcılık yapanlardan… İğreniyorum canlı öldürdükten sonra gülenlerden…
'Avcılık asla bir spor değildir... Çünkü sporda iki taraf da bir oyunun içinde olduğunu bilmelidir.' demiş Paul Rodriguez…

Çok da doğru söylemiş… Evet, av sporsa hayvanların neden silahı yok?

DİPNOT: Bu arada herkese şimdiden iyi ve mutlu bayramlar