Yargıtay Başkanı Hasan Gerçek’’erin, yürütme yargıyı kuşatmak istiyor demesi üzerine Başbakan da hayır asıl yasama ve yürütme yargı kuşatması altındadır, dedi. ’¶
Başbakan bu konuşmayı TUSKON (Türkiye İşadamları ve Sanayicileri Konfederasyonu) Genel Kurulunda yapıyor. Anlı şanlı işadamları da elleri patlayana kadar alkışlıyorlar. Tabi gaztipler de büyük puntalarla yazdılar gazetelerinde..
Bu işadamları neyi alkışladıklarını biliyorlar mı acaba. Yani üzerinde şöyle bir düşündüler mi söylenen sözün. Yoksa Başbakan ne derse doğrusunu der mi dediler. Belki de korkularındandır bu alkış. Sonuç ne olursa vahim bir gidişat.
Demokratik hukuk ilkelerinin hakim olduğu devletlerde. Gerçekten toplum yargı kuşatması altındadır. Olması gereken budur. Eğer yargı kuşatamamışsa o zaman kuşatmayı birileri yarmıştır. Kuşatma yarılmışsa kaos vardır, suç vardır, cinayet vardır, hırsızlık vardır, yolsuzluk vardır.
En küçüğünden en büyüğüne tüm suçlular aslında yargı kuşatmasını kıranlardır. Dokunulmazlık zırhı kuşatmanın yasal kırılmasıdır. Meclis çoğunluğunun suç dosyaları ile anılması, buna karşılık hiçbir yargı faaliyetinin sürdürülememesi yargının kuşatmayı sağlayamadığını gösterir.
Başbakan 411 kişinin iradesinin bir kişi tarafından yok sayılabildiğinden bahsediyor.
Başbakanın ve gaztiplerin ve de iştiplerin anlamadığı olay şudur. O bir kişi dedikleri hakimdir. Hakim irade kullanmaz. Vicdanını kullanır. Vicdan ise yasal düzenlemelerin, toplum gerçeklerinin ve dahi evrensel hukukun terazisidir. O bir kişi insanı müebbet hapse mahkum eder. Hak ve alacakların aidiyetine karar verir. Mülkiyet haklarını düzenler.
Ama o bir kişi bütün bunları kendi kafasından yapmaz. Yapamaz. Hakim suç yaratamaz. Hakim bir alacak senetle belgeyle ispat ediliyorsa aksine karar veremez. Çünkü hangi halde nasıl karar vereceği yasalarla belirlenmiştir. Yasaları yapanlar ise halk adına yasama organıdır.
Hukuk devletinde Başbakan hakimlerle çatışmaya girmez. Sistemde yanlışlık varsa düzenlenmesine önayak olur Mesele hukuk değil, mesele tek adamlığa gidiştir. Tek adamlığı önleyen düzenleme Anayasa’’nın değişemeyen maddeleridir. Başbakan bu maddelere saldıramıyor. Çünkü gerçek amacını açıklamış olur. Bunun için hakimlere saldırıyor.
Amerikalı bir hukukçu şöyle der; bir davada delil varsa delile saldır, delil yoksa yasalara saldır. Oradan da sonuç alamıyorsan hakime saldır. Başbakanın yaptığı da budur. Kendisini haklı kılacak delil yoktur. Yasalara da (Anayasa’’ya) gücü yetmiyor. Geriye hakimler kalıyor. Şimdi hakimlere saldırıyor. Anlı şanlı işadamları da elleri patlayıncaya kadar alkışlıyor.
Eğer hakimler yasama ve yargıyı kuşatmışsa o ülkede hukuk vardır adalet vardır. Yasama (ki esasen yasamada yürütmede tek adamın elindedir.) veya yürütme hakimleri kuşatmışsa o zaman o ülkede baskı vardır zulüm vardır. Kısaca diktatör vardır. Tercih ortada. Elleriniz sizin. O ellerki alkışta tutar, sessizde kalır.
BİR ŞİİR
SAYIN YILMAZ
Bir gün dedim ki kendime
Ulan kara Mahmut
Ulan ahmak ulan angut
Yaş oldu elli
Halin belli
Hala yakanda alacaklıların eli
Sen şiir yazarsın
El yandaş yazar
Sende gir azar azar
Haksızlıkmış yolsuzlukmuş sana ne
Var git partiye
Çık tartıya
Boy desen boy
Soy desen soy
Yani tamamdır şekil
Koy adaylığını
Bakarsın olursun vekil
Olmadı müsteşarlık
kariyer marıyer istemez
altı üstü şakşakçılık
Alırsın bir kaç ihale
Çıkar nevale
Zenginde olursun belki
Sormazlar ya sorarlarsa
Oğlanın sünneti kızın ziyneti
Der kurtulursun
Hem merak etme bu memlekette
Üç ayda unutulursun
Fenamı adın da değişir
Sayın Yılmaz olursun.