Mekke ve Medine'de kaldığım 21 günlük süre içinde gözlemimi tek satırla özetleyebilirim;

Suud-i Arabistan kadınlar için tam bir cehennem.
Erkeklere göre kadınların yaşamı şekilleniyor.
Bu ülkede kadınlar yüzleri peçeli dolaşıyor. Sadece yabancı kadınların yüzlerini göstermelerine müsaade ediliyor.
Bayanların yalnız başında sokaklarda dolaşmaları, araç kullanmaları, erkeklerin duyacağı şekilde kahkaha atmaları bile yasak…
Eşi, nişanlısı dahil el ele tutuşmaları caza sebebi sayılıyor. Bunun için on bine yakın ahlak polisi görev yapıyor.
Bayanların tek başına sokakta dolaşmalarına bazen polis müdahale edebiliyor.
Mekke ve Medine'de namaz saatlerinde bütün işyerleri mecburen kapatılıyor.
Bir erkek 4 kadınla çok rahat evlenebiliyor, ayrıca 4 kadının dışında cariye, ya da (nişanlı hizmetli) adıyla dilediği kadar kadınla aynı evde evlilik ilişkisi yaşayabiliyor.
Erkek sahip olduğu kadınları istediği an boşama hakkına sahip. Aynı gün dilediği kadını başlık parasını ödeyerek haremine katabiliyor.
Suudili kadınların lokantalarda yemek yemeleri imkansız… Buna çözüm olarak sadece aynı ailenin beraber kalabileceği kapalı, perdeli bölümler oluşturulmuş.
Başlık parası çok yaygın ve 15 yaşından itibaren kızlar 60-70 yaşlarındaki zengin erkeklere bazen 4. eş olarak nikahlanabiliyor..
Suud-i Arabistan'da her şey kadınlara yasak, tek başına taksiye binmeleri, çarşıya çıkmaları, otelde kalmaları, renkli çarşafa bürünmeleri, oy kullanmaları, banka hesabı açtırmaları vs.
Kız ve erkek çocuklar ise ana sınıfından itibaren ayrı okullarda okutuluyor.
Dünya'nın en büyük iç istihbarat teşkilatını (mutavva) kuran Suudi Kralı, kendisi hakkındaki her sözü, her hareketi yakından izliyor.
Kralın aleyhinde konuşmak, 'hainlik 'olarak kabul ediliyor. Bu durumu tespit edilebilmiş
kişiler 'yeraltı mahzeni' olarak halk arasında birer korku efsanesi olan zindanlara atılıyor ve ölünceye kadar o mahzenlerde kalıyor.
Mutlak monarşinin devamı için Amerika ve İsrail'le sıkı işbirliği yapılıyor. Her iki ülkenin çıkarı ile kralın çıkarları aynı güvenlik birimlerinin ortaklığıyla korunuyor.
Vahhabi mezhebinin mensupları kabile devlet yapısının devamı için, farklı düşünce akımlarına müsaade etmiyor. Kütüphaneler kapalı. Gazeteler tamamen övgü broşürü gibi basılıyor.
İslam dinin tekeline olduğunu sanan Vahhabiler, kendi halkına dayattığı sözde İslami yaşam biçimini şimdi başka ülkelere de ithal etmeye ve bunu tüm İslam alemine mal etmeye çalışıyor.
Bana göre; burada 'dine karşı bir din' oluşturma projesi yürütülüyor.
Bu doğrultuda Türkiye'de faaliyet gösteren bazı cemaat ve gruplara para aktarıldığı bilgisine ulaştım. Türkiye'ye döndüğümde bu konuya yoğunlaşacağım.
Mekke'den Medine'ye dönerken bende iz bırakan bu ülkenin kadınları ve onlara 'Allah böyle buyurdu' denilerek dayatılan yaşam biçimi oldu.
Şaşkınım…
İnanç turizminden milyar-dolarlar kazanan ve ekonomisini bununla ayakta tutan Suud-i Arabistan'da hacılara, özellikle kadınlara hiç iyi davranılmıyor. Hacıların barınma ve beslenme koşulları oldukça kötü.
Diyanet İşleri Başkanlığı bu işi tamamen ranta dönüştürmüş ve çok büyük bir sektör oluşturmuş. Rantın büyüklüğü milyar dolarla ifade ediliyor. Kaymağını aracı kurumlar ve diyanetin bazı bürokratları topluyor.
Her türlü istismara açık bu inanç turizmiyle ilgili olarak Türk hükümetinin elini çabuk tutması ve gerekiyor.
Suudiler genelde çalışmıyor, Müslüman ülkelerden temin edilen ucuz iş gücüyle hizmet sektörü yürütülüyor.
Türk hacıların yaşam kalitesi burada çok düşüyor ve çoğu yaşlı olan, iletişim sorunu yaşayan vatandaşlarımız oldukça sıkıntı çekiyorlar.
Mekke inanılmaz kirli, bakımsız şehircilik hizmetlerinden yoksun bir kentti. Lakin Medine öyle değil, temiz, düzenli ve az da olsa yaşama gülümseyen bir şehir.
Kralın ülkesinden notlarıma devam edeceğim.

Not: Bu organizasyonu düzenleyen Radyom Yıldız FM'e onun ekibine Abdulhakim Bingöl'e Halil Yoldaş'a İzzet Sakarya'ya Yusuf Gurbet'te teşekkür ederim.