Derbi yine zor koşullar altında oynandı. Neredeyse bir haftadır yağan yağmurun ağırlaştırdığı emektar Alsancak maç öncesi ve zaman zaman da maç anında yağış alınca ayakta bile durmanın güçleştiği bir patates tarlasına dönüştü.
Ne yapalım, her yeni gün bir stat projesinin dilinden düşürmeyenlerin 'Gavur İzmir'in futbolcusuna ve futbolseverine reva gördükleri bu. Herkes topu birbirine atıyor. Belki de 'buradan umudu kessinler de biz de kentin göbeğindeki ballı araziye AVM'yi konduruverelim' diye düşünüyorlar.
Evet…Gerçekten sahada bırakın koşmayı, pas yapmak, adam kaçırmak ayakta bile durmak güçtü. Bu sahada iyi futbol beklemek de biraz ütopik düşünmek ya da vicdansızlık olurdu.
Nitekim öyle de oldu. Derbinin iki aktörü de futbol kalitesini vasatın üzerine çıkaramadı, ama çok da iyi mücadele etti. Özetle iki takım da üzerine düşeni yaptı.
Karşıyaka'da, üç aşağı beş yukarı, bir takım gitti, yerine yeni bir takım geldi. Ama yine canla başla bir mücadele, yine terinin son damlasına kadar savaşma düşüncesi değişmedi. Bu zor koşullar altında, takımı böylesine güdülemeyi başaran Cihat Hoca ve yardımcılarını kutlamak gerek. Tabi ki Hüseyin Hamamcı'yı da…
En önemlisi de şakır şakır yağan yağmura rağmen stada koşan, dışarıya burnunun ucunu göstermenin bile yiğitlik sayıldığı havada, 3.808 biletli seyirci yapan 12.ci adamı da…
Necati'nin zor anlarda takımın imdadına yetiştiği, savunmadaki arkadaşlarıyla birlikte yine kalesinde etten duvar ördüğü maçta, Karşıyaka adına en kritik soru;
Bu müthiş mücadelenin ardından, Buca gibi diri ve koşan bir takıma karşı 70. dakikadan sonra kondisyonunun yetip yetmeyeceği idi?
Ankaragücü maçında iki puan bu yüzden gitmemiş miydi? Cihat Hoca da; 'Yenilerle kamp geçiremedik' dememiş miydi? Sanki takım da eski kalmış gibi…
Cihat Arslan takımın en dikine oynayan, en mücadeleci adamı Caner'i 70 dakika yanında oturttu. Oyunun en sıkıştığı anlarda orta alan ya da savunmacı yerine, maç kondisyonu oluşmadığı her halinden belli olan Şehmuz'u 56. dakikada oyuna aldı, Fatih'e kement attı. Bunu bir kumar gibi değerlendirmek olası … Ya da koşullar ne olursa olsun ilkelerden hücum felsefesinden ödün vermeme düşüncesi… Belki de oyuncularının savaşım yetisine, gücüne güven duygusu…
Her ne olursa olsun. Cihat hoca riskleri alarak, Buca gibi bir futbol canavarına karşı, takımıyla birlikte savaşarak, bileğinin hakkıyla kazandı. Öğrencileri 44 yaşına basan hocalarına alın terleriyle çok güzel doğum günü armağanı verdi
Tabi Cihat Hoca'yı ve futbolcuları övmemiz, Bucaspor'a ve Sait Hoca'ya yergi anlamına gelmez... Fırtına, özellikle ikinci yarıda zaman zaman tek kale oynadı. İlk yarıda Batdal'ın kaçırdığı iki pozisyonda top ağlarla buluşsa Karşıyaka ikinci yarıyı biraz zor çıkarırdı.
Bucaspor hücumdaki etkinliğini bu maçta da özellikle ikinci yarıda sürdürdü. Ne var ki, Karşıyaka'nın müthiş savaşımı Erkan, Yasin, Zafer gibi kilit adamları bitirince Fırtına'nın tekerine çomak soktu. Bu ustaların yanısıra kalede Ömer'i, Efe'si, Henrique'si ile Fırtına'nın sırtı yere kolay kolay gelmez.
Karşıyaka'nın bu yılı kazasız belasız atlatması için sürekli yukarlarda dansetmesi ve ligin sonuna, ortalarda ya da dibe yakın bir yerlerde girmemesi gerek. Cihat'ın aslanları bu takımı bu koşullar altında nereye taşır hiç belli olmaz? Ama realite Kaf Kaf'ın önce korkulu rüya görmemesi gerektiğini söylüyor.
Bucaspor ise play off yolunda üç puan yitirse de konumundan bir şey kaybetmez. Sait Hoca'nın ağabeyliği ve oyun felsefesinin yanısıra, usta oyuncuları, şimdiden transfer simsarlarının iştahını kabartan genç yetenekleri ile, sağlam defans ve kalesiyle belki yeni bir sürprize imza atar. Necati'nin sakatlığında, maç sonundaki son hücum fırsatını da centilmenlik, dürüstlük adına rakibe atar ve kalplere taht kurar. Puan kaybeder ama onurunu kaybetmez.
Not: İki takımın göğüs reklamlarına dikkat ettiniz mi?
Bucaspor'un göğsündeki 'KASİAD' yeşil rengiyle Karşıyaka İşadamları Sanayicileri'ni çağrıştırsa da 'Kaynaklar Sanayici İşadamları Derneği'ne' aitti. Belki de bu destek yeşil kırmızılı camiaya bir mesajdı.
Karşıyaka'nın göğsündeki Burkay İnşaat ise hızlı tren, Devlet Demiryolları ve Karayolları, Telekom binaları gibi işlerle uğraşan bir Ankara firmasıydı. Resmi kanaldan inkar edilse de işin içinde 'bir ince kıyak' vardı.