Diktatör Franco’’nun üç ’“F’” ile (Fado ’– Fiesta ’– Futbol) yıllarca İspanya’’yı idare ettiği anlatılır durur. İzmir’’in de 3 ’“F’” si vardı. Dördüncüsünü yamamak istiyorlar. ’“Nedir?’” ya da ’“ister miyiz’” diye merak ediyorsanız okuyun lütfen’…’¶
Takvim yaprakları, yazlık sinemalarda oynayan Türk filmlerinde olduğu gibi 60’’lardan 70’’lere doğru hızla dökülürken, yani bizim çocukluğumuzda ve hatta gençliğimizde; İzmir, çok eğlenceli bir yerdi.
Öncelikle Kordonboyu başlı başına bir eğlence merkeziydi. Rio usulü taşları, deniz kıyısında nargile tüttürülen kıraathaneleri, gece kulüplerinden, aile bahçelerine dek, değişik mekanları, her kesime her keseye göre eğlence ile dolar taşardı. Bazı tüccarlar ya da bol paralı varsıllar pavyonlarda banknotları yağmur gibi saçarken, öğrencilerin bile cep harçlıklarını biriktirip gidebilecekleri birinci sınıf restoranlar vardı.
Bu durum İzmir’’in demokrat, tok gözlü, adil insan kesitinin, çok renkli insan mozaiğinin ticaret yaşamına yansıması, bir anlamda da kentsel dayanışmanın ürünüydü.
Kentin kültür yaşamı ise insanların ekonomik durumuna karşıt, ama kültür düzeyine koşut, haddinden fazla yüksekti.
Tavernalarda usta sanatçılar döktürür, sıkış depiş küçük salonlarda, cazdan klasiğe usta virtüözler dinletilerinde hünerlerini sergiler, kentin ünlü barlarında aklınıza gelmeyecek ünlü sanatçılar çalardı.
En usta tiyatrocular İzmir’’de temsil vermedikleri zaman kendilerini tiyatrocudan saymazdı. Tıpkı Fuar zamanı İzmir’’e gelmeyip, Luna Park, Çamlık Senar, Manolya, Akasyalar’’da tahta sandalyeler üzerinde yanaşık düzen oturan müzikseverlere dinleti sunmadıkları zaman, kendilerinde bir eksiklik duyumsayan, ya da sahne verimlerine kuşkulu bakılmasından korkan zamanın ünlü sanatçıları gibi.
Klizmandan başlayıp İnciraltı’’ndan Güzelyalı’’ya, Bayraklı’’dan, Alaybey’’e, Karşıyaka’’dan Bostanlı’’ya sahiller keyif yüklüydü. Elinde üzeri bol ketçaplı bir parmak patates külahı, sahil kenarında, bir aşağı bir yukarı tur atanlar’… Bir çay bahçesinde, imbat esintisine doğru ince belli bir İzmir kızı zerafetindeki çay bardağından tavşan kanı çayını yudumlayanlar’… Ya da koyu renkli tahta masalı birahanelerde, altın sarısı buz gibi biraları patates kızartması ve çerez yoldaşlığında ’“biri gitsin diğeri gelsin’” çabukluğunda keyifle soğuranlar’… Ya da 0.25 misinanın ucunda çırpınarak gelecek, kaba lida, isparoz o da olmadı istavrit bekleyenler’…
Fado, yani eğlence; Franco’’nun halkı uyutma amacından farklı bir işlev üstlenmişti, İzmir’’de. Eğlenceli olmak, yaşamdan keyif almak bir yaşama biçimiydi.
Fiesta ise son dönemlerde, ’“panayıra döndü’” diye acımasızca eleştirilen Fuar zamanlarıydı. Sadece İzmirliler değil, Ödemiş, Tire, Bayındır, Selçuk, Dikili’… Çevre ilçelerden tutun da Aydın’’dan Manisa’’ya, Uşak’’tan Denizli’’ye kadar tüm Ege’’yi hatta Türkiye’’nin değişik kentlerini kendine çeken bir cazibe merkeziydi Fuar. Ucuz ama, kaliteli, yenilikçi, kültür arttırıcı ve sıcak bir etkinlik alanı, kendi büyülü renkli dünyasından uzun ama, insana kısacık gelen yaz akşamlarında masal gibi bir rüya sunardı.
’“Efsaneye’” göre yolların altından dolaşan elektrik akımından, aslında zamanın nasıl geçtiğini farketmeyip, normalde yürünmesi olanaksız, metrelerce yolu dolap beygiri gibi dönmekten, ayakları sızım sızım sızlayan konuklarını, ateşe kanat çırpan pervaneler gibi kendine çekerdi. Her kesime, her keseye ve herkese ayrı bir rüya sunan fuar akşamları, çocuklar için gecenin ileri saatlerinde, kah banliyö treninin penceresinden, kah boynuzlu troleybüslerin kapılarından, ya da bir taksinin arka koltuğundan özgürlüğe sıvışmak için sabırsızlanan renkli fuar balonları eşliğinde, tatlı mı tatlı bir şekerleme ile son bulurdu.
Futbola gelirsek; Futbol alanları da bir hayli keyifliydi, bu güzelim kentin. Arka arkaya iki maç oynanırdı, statlarda. Herkes bir arada, Altınordulusu, İzmirsporlusu , Karşıyakalı, Göztepeli, Altaylısı’… 80 bin kişi yan yana şampiyonluk maçı izlerdi de, kimse birbirine yan bakmazdı. Kışın cep kanyakları ve damak çikolataları ile ısınan gönüller, yazın tirübünlerin bir köşelerinde kurulan mini çilingirler eşliğinde serinlerdi. Ancak o şişelerin hiç biri saha içine yönlenmez, maç bitiminde usulcacık, tel örgülerin dibine bırakılır. İzmirli’’nin olgunluğunu gösteren mini bir şişe denizi anıtı oluşurdu stat koridorlarında.
Milli maçlar 90 bin seyirci yapardı. Ay Yıldız’’ın uğuruydu Atatürk Stadı’… Herkes işi gücü bırakır, takım, renk forma ayrımı yapmadan Milli Takım’’ın peşine düşerdi. Bilet bulabilmek için geceden gişelerin önünde yatanlar olurdu.
Futbolcunun iyisi de, antrenörün kalitelisi de, yöneticin en özverilisi ve bilgilisi de İzmir’’den çıkardı. Türkiye kupaları, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Donanma kupaları, lig üçüncülüğü, dördüncülükleri, gol krallıkları, milli forma İzmir’’in tekelindeydi. Futbolcuyu İzmir’’den sökmek sadece bol sıfırlı çeklerle olası değildi. Bir başkaydı İzmir futbolu.
Gün oldu, devran döndü. Her şey değişti. Paranın gücü bazı değerleri Türkiye’’nin üzerinden alınca İzmir bazı alanlarda geriledi. Dünya görüşleri bu 5 bin yıllık kente uymayanlar tarafından, politik tutkular uğruna kuşatıldı. Şimdi kuşatma altında. Yeni yetme yazar bozuntuları, ’“Faşizmin Başkenti’” yakıştırmasını bile yapabiliyorlar, demokrasinin kalesine. Yani dördüncü ’“F’” yi kondurmak istiyorlar, utanmadan İzmir’’in üzerine’…
Asıl bu kuşatma faşizmi andırıyor, yok edip bitirmek istercesine’… Ekonomik, kültürel, sportif, iletişimsel’… Hemen her değeri bu kentten koparıp götürmecesine’… Belki bu yüzden bir burukluk var kentin üzerinde, bir küskünlük belki de kırgınlık ’… Ne derseniz, deyin işte’…
Ama İzmir yine İzmir. Yeşil sermaye, yabancı sermaye, kara para, ya da sınırsız kredili, sonsuz destekli kartellerin gücü’… Hangisinin etkisi ise’… İzmir, ’“ekonomik olarak küçüldü’” diyorlar. Ama İzmir yine Türkiye’’nin 3. büyük kenti. Atatürk’’ün anasını emanet ettiği, ’“İzmirliler’’i bir başka severim’” dediği yer.
Futbolda artık milli maçlar özlemle bekleniyor. Bir özel maç gelirse ne ala. Süper Lig’’de takımımız yok. Yüz yıla yaklaşan kulüplerimiz borç sarmalında, ama onurlu ve başları dik. Süper Lig’’e çıkmak için savaşım veriyorlar. Yükselen değerleri var kentin öte ucunda. Cumhuriyetle akran asırlık çınarları, alt liglerde ya da uçurumun kenarında. Ama geçmişleri, isimleri bulundukları ligin fersah fersah ötesinde.
Türkiye’’de Bornova sınırlarında meşin yuvarlağın ilk koşturulduğu kent İzmir. Hala o ilk günkü coşkuyla oynanıyor, herşeye karşın futbol.
Yine de eğlenceliyiz. Üniversiad’’a ruh katan biziz. Fiesta tadında milyonluk Cumhuriyet mitinglerimiz. Milliyetçiyiz. Atamızı, bayrağımızı, bu cennet vatanı çok seviyoruz. Kuvay-ı Milliye’’ciyiz. Her 9 Eylül’’de kulaklarımızda çınlıyor Gazi Mustafa Kemal’’in süvarilerinin nal sesleri.
’“Üç F’” bize yetiyor. Çok istiyorsanız alın dördüncüsü sizin olsun. Tepe tepe kullanın’…