EGEDESONSÖZ - Anayasa Mahkemesi (AYM), İzmir'in Konak ilçesinde faaliyet gösteren bir işletmeye gece saatlerinde alkollü içki satışı yapıldığı gerekçesiyle uygulanan idari para cezasına ilişkin önemli bir hak ihlali kararı verdi.
Başvurucu Hakan Kapağan'a, 13 Eylül 2020'de saat 23.07'de alkollü içki satıldığı tespiti üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 63 bin 815 lira idari para cezası uygulanmıştı. İşletme sahibi ise satışın 22.00'den önce gerçekleştiğini, müşterinin aldığı ürünü daha sonra teslim aldığını savunarak cezaya itiraz etmişti.
Başvurucu ayrıca olay sırasında iş yerinde bulunmadığını, kolluk tarafından düzenlenen tutanağın kendisine tebliğ edilmediğini, tutanakta imzası bulunan kişilerin tanık olarak dinlenmesini talep ettiğini ancak bu taleplerinin mahkemece değerlendirilmediğini ileri sürdü.
İzmir 3. Sulh Ceza Hakimliği itirazı reddederken, kolluk tarafından düzenlenen tutanağın aksi ispat edilinceye kadar geçerli resmi belge niteliğinde olduğunu belirtti. Karara yapılan itiraz da reddedildi.
AYM: SAVUNMA İMKÂNI ETKİN ŞEKİLDE SAĞLANMADI
Bireysel başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, idari para cezasının mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğunu, bu müdahalenin ancak etkili usul güvenceleri sağlanması halinde Anayasa'ya uygun kabul edilebileceğini vurguladı.
Kararda, başvurucunun tutanağın gerçeği yansıtmadığı yönündeki iddialarını desteklemek amacıyla tanık dinletme talebinde bulunduğu, ancak bu talebin hiçbir şekilde değerlendirilmediği belirtildi. Ayrıca, cezanın dayanağı olan kolluk tutanağının başvurucuya tebliğ edildiğine ilişkin herhangi bir belgenin de dosyada bulunmadığına dikkat çekildi.
AYM, kamu görevlilerince düzenlenen tutanakların doğruluk karinesinden yararlanabileceğini ancak bu karinenin yargılama sırasında mutlak kabul edilmesinin kişiyi devlet karşısında dezavantajlı konuma düşüreceğini ifade etti.
YENİDEN YARGILAMA KARARI
Yüksek Mahkeme, başvurucunun savunma ve itirazlarını etkin biçimde ortaya koyamadığı, bu nedenle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna vardı.
AYM, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine hükmederek dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 3. Sulh Ceza Hakimliğine gönderilmesine karar verdi.
Kararda şu ifadeler yer aldı:
24. Başvuru konusu olayda başvurucunun sahibi olduğu işyerinde başvurucunun arkadaşı A.Ç.nin 22.00'den sonra içki satışı yaptığı gerekçesiyle başvurucu hakkında idari para cezası uygulanmıştır. Söz konusu idari para cezası, kolluk görevlilerinin, K.B.U.nun saat 23.07'de dükkândan içki aldığına dair gözlemleri sonucu düzenledikleri tutanağa dayanmaktadır. Tutanakta A.Ç. ve K.B.U.nun imzalarının bulunduğu görülmektedir. Başvurucu; söz konusu tutanağın kendisine tebliğ edilmediğini de belirterek içki satışının esasında saat 22.00'den önce yapıldığını, ancak K.B.U.nun isteği üzerine içkinin 22.00'den sonra teslim edildiğini, durumun A.Ç.nin tecrübesizliğinden kaynaklandığını, tutanağın baskı altında anılan kişilere imzalatıldığını öğrendiğini ileri sürerek söz konusu kişilerin duruşmada dinlenmesi ve tutanağın dosyaya celbi yönündeki taleplerini Hâkimliğe iletmiştir. Hâkimlik tarafından tutanakta imzası bulunan A.Ç. ve K.B.U.nun duruşmada dinlenilmesi yönünde bir işlem yapılmamış ve bu husustaki talep hakkında bir karar da verilmemiştir. Yine kollukça düzenlenen tutanağın başvurucuya tebliğ edildiğine dair bir belge de tespit edilememiştir. Başvurucu, Hâkimlik kararına karşı itirazında da aynı yönde taleplerde bulunduğu hâlde bu talepleri itiraz makamınca da değerlendirilmemiştir.
25. Hâkimliğin idare tarafından tanzim edilen tutanakların içeriğinin aksi ispat edilene kadar geçerli olduğu şeklindeki karineye dayandığı görülmektedir. Başvurucu ise bu tutanağın alkollü içecek satışının saati bakımından doğru olmadığını, kolluk güçlerinin baskı uygulayarak tutanağı imzalattığını ileri sürmekte ve bu hususta anılan kişilerin tanık olarak dinlenilmelerini talep etmektedir. İdari işlemlerin ve bu bağlamda kamu ajanları tarafından düzenlenen tutanakların içeriğinin hukuka/gerçeğe uygunluk karinesinden yararlanacağı, hukukun bilinen bir ilkesidir. Ancak bu karinenin söz konusu işlem ya da tutanağın içeriğinin hukukiliğinin veya gerçekliğinin tartışıldığı bir yargılamada geçerli olması mümkün değildir. İdari işlemin hukukiliğinin veya tutanağın içeriğinin gerçekliğinin yargı mercilerince denetlendiği bir yargılamada, hâkimin anılan karineye dayanması söz konusu davayı anlamsız hâle getirebilir. Böyle bir durumda, idare tarafından düzenlenen belgelerin içeriğine ilişkin doğruluk karinesinin yargılama sonucunda belirleyici rol oynaması, bireyi devlete karşı dezavantajlı bir konuma sokarak mülkiyet hakkının usule ilişkin güvencelerinin sağlanmasını engelleyebilir. Somut olayda başvurucunun tutanağın gerçeği yansıtmadığı yönündeki iddiasının ispatı ve maddi gerçeğin özellikle, tutanağı görmediğini belirten ve olay yerinde de bulunmayan başvurucu bakımından hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde ortaya konulabilmesi açısından tanık beyanlarının hayati öneme sahip olduğu değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, kamu görevlilerince düzenlenen tutanağın içerdiği gerçeklik karinesi aksi ispat edilebilir nitelikte olsa da, başvurucunun bu karinenin aksini ispat etmeye yönelik taleplerinin Hâkimlikçe hiç değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.
26. Bu bilgiler ışığında başvurucunun itiraz ve savunmalarını etkin biçimde ortaya koyamadığı, başvurucunun mülkiyet hakkının korunması için gerekli usuli güvencelerin somut olayda sağlanmadığı, bu bağlamda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacıyla karşılaştırıldığında başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı külfet yüklediği, başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasında olması gereken adil dengeyi bozduğu ve sonuç olarak ölçülü olmadığı kanaatine varılmıştır.
27. Başvurucu, ayrıca verilen idari para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak verildiğini ve belirlenen miktarın ölçüsüz olduğunu ileri sürmüştür. Olayda başvurucuya öngörülen alt sınır üzerinden idari para cezası uygulandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte varılan sonuç itibarıyla bu hususta ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
28. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.




